AŞK kapınızı çaldığı zaman o kapıyı açıp ya da açmamak arasında gidip geldiniz mi? Peki bu gelen gerçekten AŞK mıydı yoksa başka bir şey miydi, buna emin olamadınız. Aşkı tanımak her zaman kolay anlaşılabilir bir şey değildir zaten. Peki bundan nasıl emin olabiliriz.

Size bahsedeceğim hikaye de aşkın kafa karıştırıcı olabileceğini ama çiçek olmayan bir şeyi sulayıp yetiştirdiğinize dair işaretler de olduğundan bahsedeceğim.
Camila, çölde yaşıyor ve hayatı boyunca hiç çiçek görmemişti.
Günün birinde, yakınlardaki bir kasabaya bir çiçekçi dükkanı açılıyor. Çiçekten başka meyve ve sebze de satılıyordu bu dükkanda. Ama Camila bunların hiçbirini farkına bile varmamıştı. Onun ilgisini sadece ama sadece çiçekler çekmişti. Dükkandaki çiçeklerin hepsine hayran kalmıştı. Nihayet bir çiçeğe hayran olmak ve bu çiçeklerden bir tanesi solumak nasıl bir duygu bilecekti.
Kırsalda yaşayan ailesine göre dünyada buna eş bir başka duygu daha yoktu.

Dükkanın içinde hayran hayran dolaşıyor bir yandan da yavaş yavaş mevsim çiçeklerine ait olan kataloğu inceliyordu. İncecik, kırmızımsı yapraklı bir çiçek dikkatini çekti. Yeşil yapraklı bir tür krizalitten çıkıyordu yapraklar. "Ah, ne güzel bir çiçek ama ne kadar da çirkin bir adı var", diye düşündü Camila çiçeğin isminin deve dikeni olduğu görünce.

Camila isminden ötürü çiçeği sipariş etmeye utanmıştı.
Siparişini verdiğinde bu çiçeğe adıyla seslenmekten utanmış ve "bir deve dikeni istiyorum", diyememişti. Adını söylemek yerine çiçeği tarif etmeye koyuldu. Yarım saatten az bir süre içinde dağıtıcı adam devesinin üzerinde gelip Camila'ya bir kese kağıdı getirdi.
Camila bunu bilmiyordu ama dağıtıcı adamın getirdiği deve dikeni değil bir enginardı. Bitkiyi kokladı ama o büyüleyici kokudan eser yoktu. Yapraklı ise nazik değil sert ve soğuktu. Yine de krizalitten yapraklar çıkabilir düşünce ile enginarı suya koydu. 
Bu Camila için çok üzücü bir şeydi. Enginarı alalı bir hafta olmuştu. Her gün "çiçeğine" gidip bakıyor ama hiçbir şeyin değişmediğini üzülerek görüyordu. Sonra tabi ki trajik bir gün geldi ve enginar çürümeye başladı.
“Ailem ve arkadaşlarım bir çiçeğe sahip olmanın muhteşem bir şey olduğundan nasıl söz edebiliyor? Benim için çile ve üzüntüden başka bir şey getirmedi bu çiçek?” diye sordu kendi kendine Camila.
Camila Enginardan geri kalan kısmı bir tören eşliği ile çöle gömer. Birkaç gün sonra kendine gelir ve tüm cesaretini toplayarak bir başka çiçeği tekrar olmaya karar verir. "Belki daha dayanıklı bir çiçek beni mutlu kılar", diye düşünerek kataloğu karıştırmaya başlar.
İlk denemenin başarısızlığı ardından ikinci denemeye gelmiştir sıra
Camila, bu seferde mor yapraklı yeni bir çiçek bulur. Katalogda yazdığına göre yüksek ve düşük ısıya çok dayanabiliyormuş bu çiçek. İsmi ise süslü kabak.

Camila bu çiçeğin adını da hiç beğenmedi ve çiçekçiye istediği şeyi tarif etmeye koyuldu.
20 dakika sonra yorgun düşmüş olan satıcı adam ona yine bir kese kağıdı getirdi, bir lahana için onu ta çöle kadar neden getirttiğini sordu.

Çiçekçi tarifinden Camila'nın mor bir lahana istediğini sanmıştı ve ömründe hiç çiçek görmediği için "mor yosun" dediği lahana çürüyene dek bitkinin çiçek açacağını sanıyordu.
Camila mor lahanayı suya koydu ölmesin diye ama lahana bir süre sonra çürüdü ve çok kötü bir şekilde koku vermeye başladı. "Ah, korkunç bu!" diye bağırdı çadırı kokuya buladığı gün. Ve sebzeyi de çöle gömdü. Bu sefer tören falan yapmadı. Sonra gençken bir bahçede çalışmış olan ablasını çağırdı.
Ablasına bir çiçeği nasıl tanırız diye sordu?

Ablası ise "onlar çiçek değil ki" dedi. "Neydi bilmiyorum o aldıkların ama kesinlikle çiçek değildi. Bir çiçeği tanıyabilirsin çünkü güzelliğinden hiçbir şüphe yoktu ve kesinlikle güzel kokar. Her zaman böyledir bu. Tabi, çiçeğine iyi bakmazsan işte o zaman solup gider" diye devam etti.
Bir kez daha lahanayı suya koydu ölmesin diye ama lahana çürüdü ve çok kötü bir koku vermeye başladı. “Ah, korkunç bu!” diye bağırdı Camila çadırı kokuya bulandığı gün. Sebzeyi de çölde gömdü. Bu sefer tören falan yapmadı. Sonra gençken bir bahçede çalışmış olan ablasını çağırdı.
Ablası konuşmasını şu sözleri ile sonlandırdı : "Bir çiçek gördüğün zaman onu tanıyacaksın, buna şüphen olmasın." Aylar geçti ve Camila kendini başka işlere adadı, yeni yeni hobiler edindi, yeni arkadaşlıklar kurdu. Çiçek konusunu tam unutmuştu ki biri kapısını çaldı.
Çiçekler daima habersiz gelirler

Çiçek dağıtıcısıydı gelen. Bitişikteki çadıra birkaç sebze getirmişti ve kıza bir çiçek vermek gelmişti aklına, zira son siparişini vereli uzun zaman geçmişti.
Adam, devesinin sırtındaki çantasından seramik bir saksı çıkarır. Bu saksının içinde mor bir çiçek vardır. Camila hayretler içerisinde "bu, bu.. bir çiçek!" diye haykırır. Çiçeği daha yakından incelerken ve kokusunu içine çekmeye başlar. "Eşsiz ve öyle yoğun ki sanki onun koklarken çiçekle bir olmuştu."
Çiçek dağıtıcısı olan adam gülümsedi ve devesine binip giderken Camila'ya ilk önce aklına gelen pancarı getirmediği için çok sevindi.

Aslında bu hikayede verilmek istenen mesaj çok açık ve net.

AŞK tartışılamaz ya da ondan şüphe duyulamaz. Ya AŞK'tır ya da değildir. AŞK, haber vermeden aniden geliverir ve sizi mutluluk ile doldurur. Eğer AŞK gibi gözüküyor ama sizde şüphelere neden oluyorsa, size hiç bir faydası olmaz ve kesinlikle bambaşka bir şeydir bu.
Dostça ve sağlıcakla kalın...
Sibel Erdem - 13.03.2018
Aşk İlişkileri
Üniversite Tercih
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar