Özlemle Baş Etmenin En Etkili(!) Yolları

Bir haftadır yurt dışındayım. Dönüş yolculuğum başladı bu gece. 19 saatlik bir yolculuk. Hiç kesmiyor gözüm. Ama özledim. Bir an önce dönmek için nedenlerim var. Bu sıralar aklım hiç değil başımda. Özlemden kuduruyorum. Vatan aşkı falan değil yalnız bu özlem. Yanıltmış olmayayım sizi. Kalbim yerinden fırlayacakmışcasına, içimin titremeleri aklımı başımdan alırcasına, gözlerim baktığı şeyin farkında değilmişcesine, kulaklarım "sağır duymaz uydurur" sözünü kanıtlarcasına kendinde değil biliyorum. Başka zaman olsa, bu kadar erken dönmeyi hiç istemezdim. Fırsatlar yaratır, uzatırdım seyahatimi. Ama bu kez bir an önce dönesim var. Hiç umudum yokken ve kendimden bu denli uzaklaşmışken, yani hiç kendimde değilken gidesim bile yoktu.


Başımı döndüren bu özlemin nedenini anlamaya çalışmaktan çok, nasıl baş edeceğime dair yollar aradım. Neler yaptım, tahmin bile edemezsiniz. İşe yaradı mı dersiniz? Hadi siz karar verin.


Manyak gibi yazın.
Özlemle Baş Etmenin En Etkili(!) Yolları


En sevdiğim, aklımı toparlayabildiğim yegane şey yazmak. Diyorum ki; "Yaz yine. Manyak gibi yaz. Kafanı dağıtırsın. Ne olduğunun önemi yok". Ama bu kez beynimden geçenlerle defter yapraklarına yansıtmaya çalıştığım şeylerin birbirleriyle alakası olmadığını fark ettim okuduğumda.


Aklımdan geçen;



Kuşkusuz, bir sığınak arıyor beynim bugünlerde. Dinleyesi var kendini biraz. Dingin bir limana sığınası. Anlamsızlığına anlam veremediğimden değil. İçimdeki şeyin bana ne yaşatacağını bilmediğimden. Acıtacak mı canımı, yoksa toz pembe bir düşü gerçek mi kılacak.




Yazdığım;



Kuşkusuz, bir şey oldu. Yoksa çoktan arardı. Aramasa bile mutlaka mesaj atardı. Maillerime de baktım ama. O'ndan gelen bir ileti yoktu. Tabi tabi. Kesin aklı karıştı. Rahat bırakmadım. Dur bir daha bakayım mesajlarıma. Ne oluyor yaaaaa. Anneeee. Kıldın mı namazını.




Hiç okumadığınız kadar kitap okuyun
Özlemle Baş Etmenin En Etkili(!) Yolları


"Kitapçıya gitmeli önce. Zira yanımdakileri okudum. Hem hava da almış olurum. Oh hava mis gibi" diye düşünerek evden çıkmak iyi gelebilir. Salına salına yürürken, sokaktan geçen cıvıl cıvıl gençleri izliyorsun. Deniz kıyısından hafif bir meltem esintisiyle bir oh çekiyorsun içinden. Sonra tam aradığını buluyorsun. Kitapçı ararken, bir sahafa denk geliyorsun. "İyi ki çıkmışım" diye mutluluklar çıkarırken yaşadığın duruma dair kendince, birkaç kitap beğenip alıyorsun. "Oh" diyorsun sayfalarını koklarken, "Okunmuş kitap gibi kokan başka güzel bir şey var mı". Eve dönüyorsun. Saate bakıyorsun. Suratın düşüyor. 45 dakika geçirebilmişsin sadece. "Olsun" diyorsun. "Şimdi bir dalarım kitaplarıma, geceyi ederim. Sonra da uyurum zaten. Hatta okurken bile sızarım şuracıkta"


İlk sayfayı çeviriyorsun. Salak gibi apışıp kalıyorsun önce. Sonra hızla, kalan sayfaları çeviriyorsun. Çok geçmeden farkediyorsun ki, bu kitaplar okumaktan çok, kafana vurmaya ve diş minelerine zarar vermeden deli gibi ısırmaya yarıyormuş. "İngilizce lan bunlar" diye söylenirken içinden.


Film seyretmektir çoğu zaman en güzel yol
Özlemle Baş Etmenin En Etkili(!) Yolları


Tv nin bilmem kaç kanalı arasında kendince bir filme denk gelemiyorsun. Denk gelen ise çoktan başlamış oluyor. Sevmiyorsun ya yarısından başlamayı. Çekmecedeki arşivlere göz atıyorsun. "Evet" diyorsun. "Bu iyi". Buz gibi bir bira açıyorsun. Havayla doldurulmuş kocaman paketin içinde "en az yarım kilo vardır bu" diye heveslendiğin, ama kaseye boşalttığında 50 gramdan daha az olduğu gerçeğiyle karşılaştığında "hass...tir" çektiğin patates cipslerini de alıyorsun yanına. Kuruluyorsun koltuğa. Sonra telefonu arıyor gözlerin. "Hah" diye bir ses çıkıyor ağzından. Tıpkı saklambaç oynadığın günlerdeki gibi ebe olup da, saklananı bulduğunda aldığın keyitfen daha büyük bir keyifle "işte burdasııııın" diyorsun suratında salak bir gülümsemeyle. "Buldum seniiii."


Kumandanın play tuşuna basmadan son kontrollerini yapıyorsun. Mesajlarına bakıyorsun yok. Bilinen ve hepsini kullanmayı nasıl becerdiğini hala anlayamadığın tüm mobil uygulamalarından son online durumuna bakıyorsun. Sonra içinden saymaya başlıyorsun gözlerini kapayarak ve derin derin soluk alarak. "Biiiiir, ikiiii, üüüüüç, döööört, beeeeş". Altıya gelmeden fırlattın gitti telefonu "aman kırılmasın" diye de içinden geçirerek yere değil de diğer kanepenin üzerine. Film mi? Ne filmi ya. Zaten salak bir belgeselmiş. Erkek ve dişi arslanın çiftleşme zamanı geldiğinde birbirlerine yaptıkları kurdan bahsediyor. Sen de sayamadığın biraların son şişesinden son yudumunu çekip, açtığın dördüncü cips paketinin dibindeki taneleri tepene dikip, bir de paketin içini kontrol ettikten sonra tek gözünle, hemen akabinde parmaklarına bulaşan sosu yalıyorsun.


Son yol uyku. Uyumayı deneyin.
Özlemle Baş Etmenin En Etkili(!) Yolları


Kafanda binlerce tilki dolaşırken, o tilkinin karganın ağzındaki peynirle hiç ilgisi olmadığını düşünerek başını koyuyorsun yastığa. Işığı açık bırakmış olduğunu fark edince kalkıyorsun yeniden. Kapıyorsun ışığı. Tam yeniden yastıkla buluşturacakken başını. "Laaannn" diye bağırıyorsun. "Lan telefon nerede". Hemen ardından (!?*%+^/?*) şeklinde içinden saydırıyorsun önce. Tekrar kalkıyorsun. Yakıyorsun ışığı. Bakınıyorsun bulamıyorsun. Biraz önce parantez içine sığdırdığın simgeler ben diyeyim on, siz deyin yüz katına çıkıyor. Çizgi film karakterlerinden çıkmış bir halde yerde sürünürken, salonda kanepenin üzerine fırlatışın geliyor aklına birden. Jerry'nin Tom'dan kaçışı hızında salonda bulurken kendini, uzun bir süre oraya nasıl girdiğine anlam veremeyeceğin bir şekilde, her nasılsa(!) kanepenin üzerinde değil de, arasına kaçmış halde buluyorsun telefonu. Son bir umut yine tüm uygulamaları inceliyorsun. Tahmin edin ne oluyor. Evet evet. Parantez içindeki simgeler.


Yoook. Bu kez fırlatmıyorsun. Yatağının baş ucuna koymak için yanında götürüyorsun. Işığı kapatıyorsun bu kez unutmadan. Başını koyuyorsun yeniden yastığa. Telefonu da alarmını kurarak baş ucuna. Kapıyorsun gözlerini. Bir kaç saat geçtiğini düşünerek üzerindeki ağırlıklardan kurtulasın gelmiş bir şekilde, sağa sola fırlatırken şortunu ve tişörtünü, henüz 3 dakika geçmiş olduğunu anlıyorsun. Tekrar yatıyorsun. Sağa ve sola dönüşlerin, pozisyon değiştirmelerin, pike ile kavgaların, yastıkla boğuşmaların, baş ucu ayak ucu transferlerinin ardından bir onbeş yirmi dakika daha kazandın. Birden telefondan mesaj sesi geliyor. Fırlıyorsun hemen. "Nihayet" diye sevindirik oluyorsun ve gözlerinin içi parlıyor adeta. Kendinden emin, büyük bir keyifle okuyorsun mesajı;



Tebrikler. Bu ayın en seçkin müşterisi seçildiniz ve size özel DORUKLARA UZAN markalı geciktiricinin yanında ERKENDEN ISLAN markalı spreyimizi % 50 indirimle almaya hak kazandınız. Lütfen korgo adresi için bize ulaşınız.




En seçkinini bırak, ne zaman müşterisi olduğunu bile bilmediğini düşünerek saydırmaya devam. Parantez içindekilerin bu kez 200 katını.


En etkili yol
Özlemle Baş Etmenin En Etkili(!) Yolları


Şişmiş ve kıpkırmızı gözlerle alıyorsun o nefret dolu bakışlar attığın telefonu eline. İnternet sayfasından ilk İstanbul uçağında yer bulmaya çalışıyorsun. 2 saat sonra Singapore aktarmalı bir uçuş olduğunu öğrendiğin anda alıyorsun uçak biletini kredi kartı numaranı tuşlayarak. Bankadan onay mesajı geldiğini sanarak umursamadan öylesine açıyorsun gelen mesajı.



Dön artık. Çok özledim.



Parantez mi dediniz?


Yok ben diyemedim. Uçuş iki saat sonra. Nasıl yetişeceğimin hesabındayım.


#Sevgiylekalın


Özlemle Baş Etmenin En Etkili(!) Yolları

Özlemle Baş Etmenin En Etkili(!) Yolları
Cevapla