Seven gider mi?
Işıklar yine kapandı. Odanın üzerine çöken bu ağır karanlık, sanki nefesimi bile yavaşlatıyor. “Dinlen,” diyorlar. Sanki uyku dediğin, aklını susturmaya razı olduğunda gelirmiş gibi…
Benim aklımsa hâlâ seni arıyor duvarların soğuk yüzünde.
Gözlerimi kapatınca sesin dolaşıyor odanın içinde, açınca gölgen geçiyor duvarın önünden. Sen gidince dünyayı olduğu yerde bırakıp çekilmiş gibi hissediyorum; hâlâ yaşıyor muyum, emin değilim. Belki de sen giderken beni de yanında götürdün de, burada kalan sadece boş bir kabuk.
Her detayı unutur oldum… günleri karıştırıyorum, konuşmaları hatırlamıyorum, aynada kendimi bile yabancı görüyorum.
Ama seni unutamadım.
Unuttuğuma inanmak için kendime yalanlar söylemişim meğer. Aptalca bir teselliymiş hepsi.
Buradaki ilaçlar zihni uyuşturuyor; herkesin hafızasını aynı gri noktaya çekmeye çalışıyorlar. Sevdayı tehdit, duyguyu hastalık sanıyorlar. Seni andığımı duysalar, gözlerini kaçırıp yine o bağları getiriyorlar.
Bilmiyorlar: hiçbir düğüm, hiçbir iğne, hiçbir hap izini silemez ellerinin sıcaklığının.
Burada iki suç varmış gibi davranıyorlar:
Unutamamak ve çok sevmek.
Ben her ikisinden de nasibimi aldım. Hem suçlu hem hasta ilan ettiler beni, oysa tek yaptığım içimdeki seni taşıyabilmekti.
Birkaç gece önce ilaçları sadece dilimin ucunda tuttum, yutmuş gibi yaptım. Koridorda yürürken seni hissettim—ayak sesini, kokunu, nefesini. Bir an için gerçekten oradaydın. Koştum… gölgeni yakalar gibi oldum.
Sonra kapılar kapanıverdi yüzüme. Eller üzerime çöktü.
“Olay çıkardı,” dediler.
Oysa ben sadece adını duymak istemiştim, hepsi buydu.
Ellerim çırpınmaktan kızarmış, saçlarım dağılmış, ruhumun zaten parça parça olan yerleri iyice dökülmüş durumda. Ama içimde, en derinde, hâlâ sen varsın. Nakış gibi işlenmiş, silinmesi mümkün olmayan bir iz gibi.
Bir defter tutuyorum. Her satırın sonunda kalem duruyor. Çünkü senden sonra gelen hiçbir kelime o boşluğu dolduramıyor.
Kalemim bile senin ismini yazarken titriyor; sanki kalbimden bir damarı çekip çıkarıyormuşum gibi sızı veriyor.
Burada gecenin sesi çok ağırdır. Ama seni düşündüğümde, en gürültülü sessizlik bile durur. Zaman bile çekilir kenara, senin anına karışmamak için.
“Dalgın,” diyorlar. “Uzak,” diyorlar.
Oysa ben sadece içimde sakladığım sana dönüp bakıyorum.
Aklım bazen vitrinde unutulmuş eski bir eşya gibi geliyor; dokunsam kırılacak. Kalbimse seni yıllar önce içine koymuş, hâlâ çıkaracak yer bulamıyor.
Doktorlar her gün aynı soruyu soruyor:
“Daha iyi hissediyor musun?”
Ne deseydim?
Seni düşündüğüm her dakika yeniden eksiliyorum ben.
Bir gün biri çıkıp da
“Aklın nerede kaldı?” diye sorarsa,
hiç tereddütsüz söyleyeceğim:
Ben aklımı değil, seni kaybettim.
Ve o günden beri ikisi de dönmedi.
Nasil ama 🫠🤍

Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer