Bir çok psikoloğa göre yazı yazmak, insanı rahatlatırmış. Günlük tutmak bu yüzden çokça önerilirmiş. Günlük tutabilmek gibi bir özelliğim yok ancak, ayrılık sonrası ayrıldığım kişiye hitaben mektup yazıyorum genelde.
Kaç sayfa olduğu önemli değil söyleyemediklerimi içimde biriktirdiklerimi, kinimi, öfkemi, kırgınlıklarımı pişmanlıklarımı vs hep bir mektuba dökerim sonra da sanki uçup gidiyormuşcasına yakıyorum o mektupları, bir iki gün sonra daha da rahatlamış hissediyorum.
Sanki tüm duygularımdan ona ait gözyaşlarımdan ya da dediğim gibi öfkemden huzursuzluğumdan kurtuluyormuş gibi hissediyorum.
Belki batıl bir inanç belki gerçek belki de sadece bilinçaltı ve psikoloji ile ilgili. İyi geliyor ne olduğunun pek önemi yok.
Peki siz hiç birine aşk mektubu, ayrılık mektubu vs yazdınız mı ya da benimki gibi alışkanlıklarınız var mı?
Bu soru yüreğimin sızlamasına vesile oldu :( Ben çok aptalca şeyler yaptım, alay konusu oldum. Utanmadan, çehreleri kızarmadan yüzlerime baktılar, patavatsızın biri arkamdan konuşulanları, benimle nasıl alay edildiğini söylemeseydi bana, o gün sır olarak kalacaktı. Beni anlamadılar, benim neyi neden yaptığımı anlamadılar, tuhaf etiketini yapıştırdılar bana. Şu mektup olayında ve daha fazla olayda sadece bir kişiyle yüzleştim, o da hatalarımı yüzüme çarptı, hata yaparken söyleseydin, bana kendimi düzeltmek için bir fırsat verseydin, iş işten geçtikten sonra hatalarımı yüzüme çarpmak niye? Mektup sorusu yüreğimi yaktı, ben yoluma yalnız devam edeceğim öğretmenimin de dediği gibi, öğretmen sınıfının huzurunu düşünüyor, benim duygularımı değil, o duyguların bende oluşturacağı travmayı değil, gerçi söylerken sesi titredi, onun içinde bana bunu söylemek zordu, hiç değilse o iki kişinin yanında söylemeseydi bana o cümleyi. Birde şu var, bir başkasının platonik aşkına mektup vermiştim lise yıllarımda. Ne aptalım, millete kendini kullandıran ama buna rağmen sevilmeyen, herkesin hiç olarak gördüğü, hayalet bir kimseydim ben. Bu yüzdendir ki insanları sevmiyorum, yaralarla doluyum ve kendi yaralarımı kendim sarıyor, öğretmenimi dinliyorum :) Şimdi gelse yanıma yine aynı nasihati vermezdi bana 🙃
Gerçi öğretmenime göre ben bir madenim ve bu madeni kimse görmedi, keşfetmedi ama ne önemi var ki böyle düşünmesinin, beni istemeden de olsa rencide ettikten sonra, kalbime bir hançer sapladıktan sonra. Şimdi böyle anlatınca karışık oldu.
Ben sadece kendime mektup yazıyorum artık.
Kimselere yazmıyorum, kendimle dertleşiyorum, insanları sevmiyorum. Çünkü değer verdiğim kadar değer görmedim. Arkadaş denmeyecek şeytanın platonik aşkına ne diye mektup verip kendimle alakalı yanlış anlaşılmalara mahal verdim ki ben? Kim benim platonik aşkıma benim yerime mektup verir ki? Vermesin de zaten, vermemeli de.
O kadar çok mektup yazdım ki, insanlara o kadar çok değer verdim ki ama verdiğim değerin karşılığını bulamadım.
Yazarsam da kendime mektup yazarım şu saatten sonra, belki de beni anlayacağını, göreceğini umduğum, mektuplarımı bekleyen o şahasere, kutup yıldızıma ❤ yazarım
Askerden önce lise yıllarında ilk kez çok sevdiğim birine yazmıştım.
Askerlik döneminde ise sıkça aileme ve yakın iki arkadaşıma.
Askerden sonra da uzunca bir süre boyunca çok sevdiğim bir kadına yazdım. Ama hiçbir zaman hiçbir mektubuma yazılı olarak yanıt gelmedi.
Bu çağda yaşamamıza ve yığınla iletişim imkanına sahip olmamıza rağmen, mektubun klasik ve daha samimi bir araç olduğuna inanıyorum. Çünkü özel bir şey mektup yazmak. Biri diğerinden mektup alıyorsa, o kişi kendini şanslı saymalı. Çünkü, artık bu alışkanlık öldü sayılır.
Mektup yazabilmem için o kişiye karşı inanılmaz nefret dolu olmam gerekiyor. Kimseye karşı o kadar nefret duygusu barındıramıyorum, çünkü ilişki bitince sevgim de ortadan kalkıyor. Dolayısıyla uğruna yazabileceğim bir şey ortada olmuyor. Severken en fazla şiir yazmışlığım var.
Lise yılların da yazmıştım bir süre günlük Ama sonra sıkıcı gelince birakdim Biraz konu dışı olacak ama itiraf bölümlerine her zaman yazarım sitelere Yazmak ve okumak eğlenceli oluyor