Gel Beraber Alalım Nefesimizi Sevdiğim Sensiz Boğazımdan Geçmiyor

Defter arasında bir not ile başladı Ahmed Arif' in hayatına dokunmam; "Sen Leyla' sın ben Ahmed..."

Ne derece dokunmaktı bilmiyorum. Ne acılarını yaşayabilirim ne karşılığı olmayan sevdasına dokunabilirim ne de yaptığı fedakarlığı anlayabilirim. Sadece hissetmek diyelim, tarifi imkansız...

Zor bir hayat

Gel Beraber Alalım Nefesimizi Sevdiğim Sensiz Boğazımdan Geçmiyor

Yazarların geçmişine baktığımda çoğu zor hayat şartlarından, okurken empati yapamayacak şekilde ağır sınavlardan geçmiş. Kuşkusuz bunlardan birisi de Ahmed Arif. Çocukluğu, gençliği, davası, cezaevi günleri ve tabi ki her yazara muhakkak ilham olmuş, izler bırakmış aşkları. O'nu diğerlerinden farklı kılan belki de bu. Kaybetmemek için "arkadaş" kalmayı bile göze alan fedakarlığı.

Karşılıksız aşk

Gel Beraber Alalım Nefesimizi Sevdiğim Sensiz Boğazımdan Geçmiyor

Hayatı o kadar çetrefilli bir o kadar da zor olan Ahmed Arif'in hayatı. Beni derinden etkileyen hayatından ziyade Leyla'sına duyduğu aşkı oldu. O zamanlar gizli saklı devam etse de aşkı hiçbir zaman küllenmemiş.

Gizli mektuplar

Gel Beraber Alalım Nefesimizi Sevdiğim Sensiz Boğazımdan Geçmiyor

Leyla'ya olan aşkı gençlik yıllarında başlamış. Aslında arkadaş olarak başladıkları ilişki Ahmed'in aşka dönüştürdüğü sonrasında okurken hayret ettiğim duygularıyla devam etmiş. Cezaevi yıllarında her gün göndermese dahi mektup yazmış, aşkını şiirlere dökmüş. Bu şiirlerden biri suskun şiirindeki yeşil diye nitelendirdiği Leyla'nın gözleri. Ahmed bu yıllarda Leyla'ya her hafta mektup gönderiyor ancak her zaman istediği yanıtı alamıyor. Sonrasında mektupların sayısı düşüyor ancak yazıları devam ediyor. Göndermese de kelimelere döküyor.

Aşkına düğün hediyesi

Gel Beraber Alalım Nefesimizi Sevdiğim Sensiz Boğazımdan Geçmiyor

Leyla Ahmed'i umutlandırmak istemese de mektuplarına devam ediyor ancak mektupları Ahmed'in istediği duyguları barındırmasa da "Olsun ben onu öyle sevdim" diyor. Öyle ki mektuplarının devamı kesilmesin diye bazen kardeşim, dostum diye hitap ediyor bazen arkadaşım. Bu O'na yetiyor. Sonrasında aralarına giren soğukluk ve Leyla'nın evlilik kararı. Evleneceği adamı aşkından dinlemek. Aşkının aşkı...

Bu karar dahi soğutmuyor yüreğini öyle ki düğün hediyesi olarak bir şiir yazıyor; Suskun...

Ruhum;
Mısra çekiyorum, haberin olsun.
Çarşıların en küçük meyhanesi bu,
Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
Derimizin altında o olüm namussuzu.
Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor.
İlktir dost elinin hançersizliği.
Ağlıyor yeşil.

Yıllarca içinde, yarim kalmış aşkını "Hasretinle prangalar eskittim" dizelerine döküyor.

Aşk neydi?

Aşk karşılıklı değil miydi, bu kadar acıtır mıydı bu kadar yaralar mıydı? Aşk değildi de neydi? Giderken dahi "Sen mutlu ol, o zaman ben de mutlu olurum" lafı. Fedakarlık mıydı bu çaresizlik mi? Düşüncelerin içinde kaybolmak kendini bulmadan önce ki buldum zannettiğin gölgenin iz düşümü olabilir miydi? Yanılıyor muydum aşk bu muydu aslında? "Mutluluğuyla mutlu olmak." Eski sayfaları tekrar açtıran inandıklarını sorgulamaya sebep, anlamını günler sonra idrak edeceği bir not ile karanlıklar içine gömülebilir miydi insan bir anda?...

"Nasılsın Leyla?"

#Yarımkalan

#Geçkalmışbence

Gel Beraber Alalım Nefesimizi Sevdiğim Sensiz Boğazımdan Geçmiyor
Cevapla