Artık ne denli yer edinmişse beynimde, ne kadar etkilemişse beni o yıllarda. Çocukluğumun unutulmaz sahnelerinden biridir rahmetli Şükran Güngör ile değerli Yıldız Kenter' in o reklam filmi.
Soğuk bir İstanbul sabahı. Kadın, dış kapının önünde işe uğurlarken kocasını, önce paltosunu tutar ve atkısını verir ardından. Sonra biraz şirin, biraz sitemkar bir ifadeyle "Yan komşunun beyi her sabah işe giderken karısını öpüyor kapıda. Sen neden yapmıyorsun?" diyerek bir öpücük hayal eder kocasından. Adam, garip bir surat ifadesiyle bakar karısına ve "Ne yapayım yani. Gidip bende mi öpeyim el alemin karısını. Şaşırdın mı hanım sen?"
Kadınlara karşı nezaketimin, saygımın, anlayışımın asla değişmiyor oluşuna ve onları kırıp incitmekten olabildiğince kaçışıma en büyük etkenin, çocukluğumun siyah beyaz anıları içine yer edinmiş bu repliğin neden olduğunu düşünürüm hep.
Üstadın canlandırdığı karakter yüzünden, erkeklerin "odun" olduğu konusunda kayıtsız şartsız "evet" oyu veren hanımlar, bakalım söz konusu kendileri olduğunda ne kadar kayıtsız kalabilecekler. Görelim.
Sadece Beş Tane Kalmış (!)
Oturduğu koltukta dizinin üzerine koyduğu çikolata ambalajına dünyanın en muhteşem erkeği muamelesini yaparak, arsızca ve en uçuk fantezileri eşliğinde "birazdan sizi ham yapacağım ve biliyorum siz beş ufaklık bana en büyük hazzı yaşatacaksınız" şeklinde kendini şımartan kız arkadaşım, belli ki beni de kışkırtmak ve biraz daha şımarmak adına kalan çikolataları göstererek “Hangisini yesem” diye sordu. Çikolatalara şöyle bir göz ucuyla baktım. Ne yalan söyleyeyim, o kendinden geçmiş ve doruklarda bir hazza ulaşmasını izleyecek olmak, bana oldukça keyif verecekti. Neşesine neşe katmak amacıyla ve ‘bir kadın sizinle her şeyini paylaşabilir, size her şeyini verebilir ama çikolatasını asla’ bilincinde bir erkek olarak, “Bence hepsini ye. Sonra ben gelip seni yiyeyim” dedim. “Böylece en muhteşem lezzeti ben tatmış olurum” diye de ekledim.
Beklediğim cevap kesinlikle bu değildi. “Sadece beş tane var”.
İstediğim yanıtı alabilmek için kaç kutu daha çikolata almam gerektiğini düşünemeyecek kadar büyük bir travma yaşadığımı hatırlıyorum.
Sadece Beş Dakika Ayırabilseydi Keşke
Çalışan kadınlara hayranlığım bir başkadır benim. Hizmet beklemek yerine, sorumlulukları paylaşmayı sevenlerdenim. 11 yaşından beri yalnız yaşadığımdan olsa gerek, yemek yapmaktan tutun da, her türlü işi yapabilecek yetiye sahibim. Hasta olduğum da bile kimselere yük olmadan ve hiç naz yapmadan kendi başımın çaresine bakabiliyorum. Nice kadına taş çıkaracak hamaratlığıma da güvenerek, her sabah 5.30 - 6.00 gibi uyanıp okula yetişmek zorunda olan eşime, "birkaç lokma yemeden gitmesin. Aç karnına sigara da içmemiş olur hem" inceliğiyle hazırladığım kahvaltı sofrasına oturtmakdan yıllar önce vazgeçtim. Neden mi? Ben ısrarla hazırladım. O ısrarla yemeden gitti işe çünkü.
Ne yiyip ne yemeyeceğini, neyi nasıl sevdiğini, çayını nasıl içtiğini, omletini hangi sıcaklıkta sevdiğini, zeytinin sos miktarını bile en ince ayrıntılarına kadar ezber etmiş olduğumdan, tam istediği mükellef bir kahvaltı hazırladım yine bir sabah. Altında arabası, okul trafiksiz 5 dakika. 07.00 de ders başlıyor. Saat 05.45. Diyorum ki bir onbeş dakika daha uyusun. Beş dakika tuvalet, on dakika dolabın önünde kıyafetler ile konuşma, on dakika saç baş makyaj, e son rütuşlar ve ayna ile barışma süreci de beş, bilemedin on dakika. Olur sana saat 06.30. Hadi 06.35.
"Canımmmmm, aşkıııımm, sevgiliiiim. Hadi kalk." Kalkmaz. "Bak çayın soğuyor, birkaç lokma ye de git". Kalkmaz. "Hayatım gecikeceksin hadi kalk." Kalkmaz. Poposuna şöyle tatlı sert bir tokat. "Ne vuruyon be. Kalktık işte. İnsan karısını böyle mi uyandırır. Vicdansız adam" kaprisiyle, tek gözü yarım açık, önce saatine baktı. Binbir suratla kalktı yatağından. El yordamıyla ulaştığı tuvalete girdi. Bekle bekle çıkmaz. Daldım içeri bir baktım dirsekleri dizlerinde, çenesi avuçlarında, biraz önce yarı açık olan tek gözü diğerine eşlik ederek kapanmış, oturuyor klozette. Kıyamıyor insan tabi. Girdim koluna, yıkadım yüzünü, getirdim kendine. Peki sonra ne oldu dersiniz?
"Geç kaldım yine. İnsan biraz erken kalkar da zamanında uyandırır. Ne giyeceğim ben şimdi. Saçım da yağ içinde. Şekle de girmez şimdi..." lerle başlayan ve ardı arkası kesilmeyen söylenme cümleleri ile saat 06.50. "Çaaat" diye bir ses. Dış kapının şiddetle kapanışının sesi. Kahvaltı mı? Mutfağa hiç girmedi ki.
Ne Berbat Bir Zamanlamaymış (!)
Bir kadının fiziğine baktığında, baştan aşağı kendini süzer. Genellikle bu davranış, "açıkta bir şey mi gördün kardeş" tavrı değil, "göze hoş gelmeyen bir şey mi var üzerimde acaba" endişesidir. Fakat gözlerine baktığında, sadece senin gözlerine bakar. Üzerinde yarattığı etkiyi gözlerinde görebilmek adına. Hayranlığını algılayabilmesi içinse yüzündeki ifadeyi inceler. Çözmek zorundadır bakışlarının ardına gizlediğin şeyi. Şehvet mi? Aşk mı?
Üniversitede ikinci yılım. Gözlerine aşk ile bakalı tam bir yıl olmuş. Ders saatlerini ve etütlerini adım gibi biliyorum. Aklıma kazımışım en sevdiği çiçeğin papatya olduğunu. Ama mevsimi değil. Bir şekilde buldum. İnce ince dokudum üzerine iliştirdiğim karta aşkımı. Çılgın biri olduğumu iyi bilir de, bu denli çıldıracağımı getiremez aklına diye düşünerek anfinin kapısındayım. Ders saati. Çaldım kapıyı. Daldım içeri. "Hayırdır evlat. Sınıfları mı karıştırdın, yoksa derse mi geç kaldın?" diye soran hocaya, "Hayır hocam. Aşık oldum" dediğim an kahkahalara sahne oldu tüm anfi. Uzun adımlarla birkaç basamak sonra ulaştım yanına. Papatyaları uzattım.Gözlerine baktım. "Seni sadece sevmiyorum, büyük bir tutkuyla aşığım sana. Yıldönümümüz kutlu olsun canım" diyerek yanağından öptüm.
"Şimdi sırası mı Rüzgar. Ne berbat bir zamanlama" cümlesinden sonra, bana tek bir cümle dahi kurmasına bir daha hiç izin vermedim.
Hayatıma girmelerine izin verdiğim, hayatlarına girebilmek için uğraştığım, tam girecekken eşiğe ayağımı dayadığım, tam sokulacakken kapı dışarı edildiğim, girme eğilimi olanlara biraz fırsat tanıdığım birkaç kadın ile yaşadığım serüven bu kadar değil elbette. Benzer bir çok hikayem var. Bana her seferinde, "bir de erkeklere odun derler" diye düşündüren.
Bir şey itiraf edeyim mi size? Yaşamı paylaşmak adına, bir kadının benden bekleyebileceği her şeyi verebilen bir adam olarak, huzurunu ve mutluluğunu önceliğim sayıp elimden gelenin en iyisini yaparak hayatıma soktuğum ya da hayatlarına girdiğim her kadın, bana hayal kırıklığı yaşatırken, dışarılarda bir yerlerde beni mutlu etmeye hazır birilerinin sürekli karşıma çıkması, gerçekten canımı çok yakıyor.
Bu yüzden yıllar önce beklememeyi öğrendim. Ne kadar çok beklersem, o denli hayal kırılığına uğramaktan oldukça sıkıldım çünkü.
Ne demiştik. "Neysek, nasılsak, ne kadarsak o kadar olabilmeli insan. Hayat, hepi topu bu kadar zaten".
Sanki bir aşk romanın ilk sayfalarindayım gibi hissettim. Çıtayı bu kadar yukarılara çekme üstat. Bak eenemiyoruz sonra😂😂😂. Her zamanki gibi harikulade bir yazı olmuş. Yüreğine sağlık.
Evet erkeklerin odun olduğu (kadınların gözünden bakınca) doğrudur. Halbuki objektif bir gözle bakıldığında erkek odun değil, genellikle sadece basittir.
Kadınların odun olanları ama gerçekten odundur. Objektif olarak odundur yani. Hiçbir duygudan anlamaz çünkü o duyguları yaşayıp hissetmez, ezberlemiştir onları dizilerden, etrafındaki insanlardan. Aynı şekilde empati yoksunudur hissetmediği için. Empati yoksunu olduğu ve hissedemediği için sadece "gördüğü" "dokunduğu" şeylerle ilgili bir fikri vardır..
Neyse ya, yazdıkça düşündükçe sinir olmaya başlayacağım, burada kesiyorum o yüzden. Güzel bir bence olmuş, eline sağlık.
Kadınlarda da duygusuz veya soğukkanlılar olabilir tabi... Fıtrat meselesi işte... ne yapacan))) ama hayatım boyu fark ettiğim birşey var, genelde çiftlerden biri duygusal oluyor diğeri daha soğukkanlı. Demek ki var bir ilahi hikmet diyorum artık... Not: sizin gibi erkek de heralde milyonda bir çıkar.
Eline sağlık abi gene çok güzel bir yazı olmuş ama okurken de bir yandan da üzüldüm de hani inşallah bir gün kıymetini anlar abla :( Şahsım adına ben de evlendiğimde eşime senin gibi yapmayı düşünüyorum acaba odamı bana böyle yapar diye düşünmeden edemedim ama senin yaptığın gibi yaparsa bende 10 kat daha fazla değer görecek inş.
O, kadınları aşırı masum ve neredeyse kusursuz gösteren bencelerini gördükçe, tam da bu bencende yakındığın şeyler aklıma geliyordu yahu diyordum, iyi de ben kadına değer veriyorum sayıyorum da bir türlü ben değer göremedim. bu durumu da en iyi sen anlatmışsın teşekkürler :)
Yaa siz ne harika bir adamsınız. Hayatınızda kişi o kadar şanslı ki.. Dilerim değerinizi hakettiğiniz sevgiyi ilgiyi en güzel haliyle yaşatıyordur size. Dilerim farkındadır yanıbaşında dünya üzerinde ki sayılı adamlardan biri olduğunun.
vay beee ilk kez uzun bir yazıyı okudum sanırım ve katıldım sana dostum haklısın bee... umarım değerini bilen kadını bulursun bir gün sanırım hakediyorsun
Bazen sizin romantik zamanlamanız karşınızdakiyle tutmuyor. Fekat sürekli böyleyse evet odundur. Erkekler daha çok yapıyor ama malum dozu onlarda çok düşük ya da çıkara endeksli
Ben de aynılarını yaşıyordum bir aralar. Ta ki rest çekip gidene kadar. O günden sonra karşılıklı oldu herşey. Bazen vazgeçmek kazanmaktır, bazense sadece kayıp. Yüreğinize sağlık.
Değerini bilemeyecek kadar aptallar mı 😨 bizim karş8mıza neden sürekli sırf sevgili yapmak için sevgili olan odunlar çıkıyor 😞😞 emeğibe sağlık harika olmuş 😊😊
Bu nasl bir bence bu nasl bir adam ve bu adama odunluk yapan kız kim yok byle bsy hayalini kuramadm burdaki olayn o derece imkansz geldi sadece vay be dedim 😔
bu ne hoş bir yorum. ne gurur verici özel bir cümle. yüzümde oluşturduğunuz tebessüm için çok teşekkür ederim. Bilmukabele. Hayat yüreğinize göre versin.
Bu benceyi okurken bir kahkaha attım, bir düşündüm, bir salaklastım 😕 ne diyim bilemedim. Kendi odunluklarim aklima geldi. 🙈(misal ay dönümümüzde aksam koşu yapıyorum, benim adam beni aradı bitince beni 5 dk beklermisin dedi tamam dedim. E tabi o saatte sen cicek yaptirisan degil 5 dk 25 dk sürer. Geldiginde elinde cidden kocaman çiçeği görünceki tepkim "bunun icin mi beni yarım saat terli terli beklettin 🙅" oldu. Sonuç bir 6 ay bana çiçek almamak oldu.
Bu sitede çiçek ve şiirden hoşlanmadığını söyleyen o kadar çok sayıda kıza şahit oldum ki, zamane kızların odun oldukları konusunda şüphem kalmadı.
Kadın, erkek farketmez pek çoğumuzun davranışlarını hayvansal dürtüler belirliyor. Maharet şeklinde anlattığın, sana odunsu tavırlar sergileyen kadınlara yaklaşım tarzının ve o kadınları tercih etmenin derinlerde yatan sebebi nedir acaba? Söyleyim: şehvet. Yani hayvani bir duygu. Kıymete haiz değil. Sebep bu olunca tercihler de, gösterilen nezaket de, netice de hatalı oluyor. Halbuki Yunus Emre'nin deyimiyle yaratılanı yaratandan ötürü sevmiş olsaydık, yaratanın buyruğunu esas alır, hak edene, hak ettiği muameleyi yapardık.
hadi ordan. hayvansal dürtülermiş. hangi hakla şehveti, duygusal bağlılıklarım ile gizlediğimi iddia edebiliyorsunuz. Verdiğim değerin hayvanca bir güdü olduğunu tayin etmeye kalkmanız oldukça küstahça. Yorum yaparken eleştirmeyi tercih edin, küstahlık yapmayı değil.
Bir kızın gözlerine hayranlıkla bakmak şehvet icabıdır. Bugün aşk diye ifade edilen şey de aslında şehvetin ürünüdür. Hevestir, dürtüdür. Sen de bu yanılgı içerisindesin. Müspet netice alamamanın hikmeti budur. Ama hikmetinden gafilsin.
ben demıyorum aslında annem soyler :)) love story fılmlerını sevmedıgım ıcındır belkı, alısverısten nefret ettıgım ıcın, evde mobılyaları, cıceksız bıtkılerı koca kaba vıtrınlerı gayet gereksız buldugum ıcın, gunlere sadece karnımı doyurmak ıcın gıttıgım ıcın, counter strıke, ps, assassins tarzı oyunları oynadıgım ıcın vs vs olabılır.
ama buna odunluk diyemeyiz. bu sizin ilginizi çeken ve yapmaktan hoşlandığınız, görmekten hoşnut olmadığınız şeyler. ilgialanınıza giren ya da girmeyen şeyler. dolayısıyla siz odun değilsiniz :)
En İyi Cevaplar