SEVGİ. Sadece sevgi. Hangi ölçüde, hangi zaman dilimine olursa olsun. Olmak ya da olmamak değil asıl mesele Shakespeare gibi. Olmaktan öte, olmamaktan yoksun.
Doludizgin koşuşturup duruyoruz boşlukların yerini doldurmak istercesine.Kimi zaman gözlerimiz boş bakıyor gelişigüzel yaşantılara, kiminde yüreğimizin boşluğuna salıveriyoruz kendimizi. Bazen de bir akıntıya kaptırıyoruz dolsun diye zaman. Hiç vakit yokken yapıyoruz üstelk bunu.
Yaşamın garip tesadüflerle dolu olduğu söylenmiş hep. Garip tesadüfler, aslında tesadüf olmadığından garipsenmiş belki. "Hayat ne kadar acımasız" diye de bir laf etmiş birileri. Ve yaşanır hale getirmiş hayatın Acımasız Garip Tesadüflerini.

Kaygılarımız, korkularımız, "Acaba" larımız var hep. Kabuslarımız aynı uykuda buluşuyor. Uykusuzlukta aslında. Hep beklenti hep beklenti. Ve ardından gelen büyük hayal kırıklıkları. Beklememeyi öğrendiğimizde ise artık çok gecikmiş oluyoruz. Önce kendimize, sonra ilişki(ler)mize. Göz açıp kapayıncaya kadar değil, görmezden geldikçe akıp gidiyor aslında bu kadar hızlı hayat.
Zaman akıp giderken aldırışsız, düşlerin ve düşüncelerin ötesinde, ansızın kayboluyor yıllar. Şöyle bir başınızı çevirdiğinizde geride kalan ayak izlerinize, özlemle iç çektiğiniz anılarınıza, bir daha tadamayacağını düşündüğünüz heyecanlarınızda, yeni yetme sevinçlerinizde, hesapsız göz yaşlarınızda buluyorsunuz kendinizi. Kimi zaman algılayamıyorsunuz bile Sen misin kaybolan, yoksa geride kalan ayak izlerin mi ?
Bugün, hala o günlerin bıraktığı izlerle şarhoş oluyor, çocuksu heyecanların ve tapılası duyguların yaşandığı her anı tek tek önümüze koyuyor, yıllar öncesinde yenildiğiniz hislerimizle alaşağı ettiğimiz yaşantımızı, dibine kadar baş döndüren, sarhoş ve aynı zamanda yeni yetme sevişmelerimizin çiçek açtığı o ilk anları yad ediyorsunuz. Sonra minicik bir tebessüm oluveriyor geçmiş yüzümüzde. Bazen de koca bir öfke. Kiminde gözyaşlarımıza karşıyor "serseri" lerimiz. Kiminde çatık kaşlı hallerimiz. "Dile kolay, tam şu kadar yıl oldu" diye geçiriyorsunuz içinizden. "Tam şu kadar" ı saymıştınız daha önce, biliyordunuz. İşte tam da o kadar yıldır vaz geçilemez olmuştu. Sizden vazgeçemediniz, sizinle yaşayan hiçbir şeyden. "Keşke" lerimize yenik düşmemek adına siliveriyorsunuz birden yüzünüzdeki her damlayı. O her damladaki yaşanmışlıkları. Siliveriyorsunuz amaçsızca. Sanki gidebileceklermiş gibi.
Oysa hep yeni tohumlar ekeriz duygu yüklü yarınlarımıza. "Bir daha olur mu böylesi" diye sorarız yeni güne. Başıboş gecelerin tutsaklığında yavaş adımlarla yeni bir sokak ararken, zifiri karanlığı kırsın isterken yeni bir sokak lambası. Bir kibritçi kız, Bardaktan boşalırcasına yağmasını beklerken yağmuru, yeniden toprağa karışsın, misler gibi koksun, yeniden filizlensin umutlar isteriz. İçi geçmişliklerimize veryansın ederken, büyüsüne kapılmayı, eşlik etmeyi bekleriz doğanın akenkli raksına. Çalım atmalardan öte bir hırsla, acı tecrübelerimizden silkinerek dans etmeyi umar ayaklarımız.
Şimdi boy gösteriyor avare adım atışlarımız. Bu güzel havayı doyasıya ama doyumsuzca içimize çekebildiğimiz bir solukla buluşuyor. Özgürlük dibine kadar başımızı döndürüyorken, kimbilir hangi sevgilinin kollarında sabahlamıştır tutsaklığımız. Hangi kadehi kaldırıyoruz kimin şerefine. Hangi konçertonun hangi notasında, saygısızca sırtını seyirciye dönmüş, zavallı müzisyenlere doğru tehditgar bir edayla, orkestra şefi kılığında baton sallıyoruz umarsızca. Tüm hoyratlığına rağmen kaçmıyoruz fırtınadan. İçimizde kopan fırtınalardan.
Bir Fransız atasözü derki; "Pırıl pırıl gökkuşağını görmek için, önce yağmuru yaşamak, onu hissetmek gerekir. Damlalar yanaklardan akmalıdır."
Dün daha güzeldi değil mi? Ya dünden öncesi. Ondan ötesi? Size de olmuyor mu? Hani sonu gelmez aldırışsız gecelere her adım atışta, sanki geriye sarar zaman. Nefes nefese gelen her büyülü düşte, bilinmeze doğru gider, bir ertesi geceye. Nedendir bilinmez sabahların bu kadar uzaklığı. Gece uzar, geceler uzar bir hoş sada oluverir erkenden. Bir martının hoyratlığı, dalganın coşkusu, denizin sarhoşluğu, kumsalın yakıcı ateşi vardır söylenen her şarkıda. Kimsecikler görmesin istenir kendinizle kalışlar. Kayıp kentlere kaçışı bekler. Sevgi yüklü bakışların ardından ellerinizle dokunmak istersiniz yanaklarına, okşarmak dağılmış saçlarını, açmasın gözlerini, açmasın bilmesin hayranlığımı. Dudaklarına öylece ve birden bire sahipsiz bir öpücük bırakmak. Şiirler yazmak O'na diar;
"O'nunla güzeldi ayışığı.Gündüzde ayışığı. Gündüz gölgede. Gözler günüdüzün gölgesinde harman.Gölgeler peşimizde adım adım, yalınayak. Kumsalda ayak izleri. Kumsaalda yorgun düşlere erişemeden gecikmiş zaman. Arkası yarınlara salınıveriyor ayışığı gölgede. Düşler gölgelere sığınmış. Şimdi gölgeler de kayıp. Bir mum ışığı şimdi aydınlığı"
Görmezlikten mi geliyorduk sahip olduklarımız nedir.Nereye kadar gidecek kaygılarımız. Bir tek kadeh bile kaldırmak yok mu şimdi dostlara. Sadece gecelerde parlamıyor mehtap. Kaç kere sabahladık biliyorum. Kaç kez söyleştik, dertleştik, hatta gülüştükıslak ve sarhoş halimize. Bazen sevinçle sarıldık birbirimize, bazen de ağladık kaybettiklerimize. Yeni yeni farketmiştik kayıpların bıraktığı büyük kazançları aslında.. Denizi izledik, engini sahilde. Meltemin ılık esintisinde savrulan tozlar haline getirdik kötülükleri, kötüleştirdiklerimizi. Dalgalar bile güldü bu halimize. Gün kıskandı bizi birden, güneş kızıla büründü afakda.
Sözün özü, bekledikçe yaşlanıyor, beklentiler içine girdikçe kaybediyoruz. Ne vereceği nasıl vereceğine aldırmadan sadece bekliyoruz. Umutsuzca. "Olduğu gibi olsa" diye bile bekler olduk. Olduğu gibi olmasını hazmedemiyorken istedik değişmesini. Kocaman bir yalandı hani o "Hiçbir beklentim yok" demelerimiz. Beklemeden vermeyi öğrenebildiğimizde inanın çok geç kalmış sayacaklar bizi. Sevgi. Sadece bir yudum sevgi değil miydi.aslında hep istediğimiz. Sevginin yanında neyi bekler olduk ki, bu kadar aç, bu kadar kurnaz, bu kadar savrukken. Harcadıklarımızı gözümüz görmezken. Beklemeyin, size ne verebileceğini bilmedem beklenti içine girmeyin. Sizin neyi ne kadar verebileceğiniz olsun tek kaygınız.
"Kar ne kadar yağabilir ki bir denizin derinliklerine, O kadar üşür deniz gibi Ölüm bile..."
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar