Ummadığın Taş Baş Yarar

“Nerede kaldı ki ?” dedi, dudak bükerek. Leyla arkadaşına dönüp gülümsedi.

“Gelir birazdan canım, neden dert yapıyorsun kendine.” Parmağını sarı buklesini doladı ve etrafı süzmeye başladı.

“Yarım saat önce geleceğini söylemişti, sende zaten geç geldin, kök saldım buraya adeta” şiddetli bir rüzgarla beraber ikisi de gözlerini kırptı.

“ Dedim ya Ebru, annem bir türlü bırakmadı, bu kadar stres yapmana gerek yok, ah geldi işte seninki” derken muzip bir şekilde gülümsedi. Ebru hemen arkadaşının gösterdiği tarafa döndü ve parlayan gözler ile sevgilisine baktı.

“Sonunda gelebildin hayatım.” Serdar tuhaf bir şekilde baktı sonra hafifçe gülümsedi. Leyla’ya başıyla selam verdikten sonra Ebru’ya sarıldı.



Leyla, sarışın, uzun boylu ve balık etli bir kızdı. Ebru ise onun tam tersi, esmer ve ince yapılıydı.



“Kusura bakma tatlım, beklettim biliyorum ama trafiğe takıldım.” Son zamanlarda aralarında bir soğukluk var gibiydi ve bu Ebru’ya aşırı derecede stres veriyordu.

Serdara hiç dayanamıyordu, hemen yumuşadı.

“Tamam, tamam. Hadi gidelim artık.” Üçü her zaman beraber takılırlardı, Leyla asla kendini üçüncü şahıs gibi hissetmezdi. Yol boyunca sürekli sohbet ettiler. Ebrunun morali biraz bozulmuştu, Serdarın soğuk tavırları ve kaçamak bakışları onu ürpertiyordu. Sinemaya girmeden önce onu durdurdu ve Leyla’ya önden gitmesini fısıldadı.

aldatmak
“Ne oldu hayatım?” dedi Serdar ileriye doğru bakarak. Ebru saçlarını geriye attı ve anlında biriken teri sildi. Onu çok seviyordu ve bu şekilde davranması onu korkutuyordu.

“Bir şey olmuş ve bana söylemiyorsun, sorun ne ?” dedi sesi titreyerek. Serdar ellerini cebine soktu ve bir süre konuşmadan durdu. Mavi gözlerini yere eğdi ve sonunda dudakları hareket etti.

“Gerçekten bir şey yok… sadece kendimi iyi hissetmiyorum, eve gitsem iyi olacak.” Ebru hayal kırıklığı ile başını salladı.

“Peki, madem kötüsün, eve git dinlen ama bana haber ver olur mu?” dedi. Aslında eve gitmesini hiç mi hiç istemiyordu ama onu bu şekilde yanında zoraki tutmakta istemiyordu. Biraz sinirli biraz kırgın bir şekilde sinema salonuna gitti ve Leyla’nın yanındaki yerini aldı.
Leyla sarışın, uzun boylu ve balık etli bir kızdı. Ebru ise onun tam tersi esmer, ince yapılıydı. Yan yana büyük bir tezat oluştursalar da birbirlerini anlıyorlardı. Ana sınıfından beri arkadaştılar, aileleri tanışıyordu ve her hafta illaki birbirlerinde kalırlardı.

Filmin yarısına doğru Leyla’nın telefonu çaldı, cebinden telefonu çıkardı ve meşgule verdi. Bir anda yanakları kızarmıştı.

“Canım benim acil işim çıktı, gitmem gerek, ne olur alınma” dedi utana sıkıla. Ebru daha ağzını açamadan çantasını aldı ve çıktı. Sinirden kuduruyordu. Sevgilisi hasta bahanesi ile gitmiş, arkadaşı ise işim var diyerek çıkmıştı. Serdar ile beş senedir devam eden bir ilişkileri vardı, kendi aralarında yüzük dahi takmışlardı, ama bir türlü evlilik lafını açmıyordu. 25 yaşına gelmişti ve ailesi artık evlenmesini istiyordu.

Filmin kalanını tek başına izledi, salondan çıktığında Serdarı aradı, fakat telefonu açan olmadı. Eve geldiğinde başı çatlıyordu. Hala Serdar’a çok kızgındı. Madem kötüydü neden gelmişti, neden o kadar bekletmişti. Yatağına uzandı ve sehpanın üzerinden albümünü aldı. Serdar ile ne kadarda çok anısı vardı. Beraber tatile gitmişlerdi geçen yaz, aynı evli gibi hissetmişti kendini. Yılbaşlarını hep birlikte geçirirlerdi. Doğum günlerinde süprizler eksik olmazdı. Hatta hasta olduğunda Serdar gelmiş ve ona bakmıştı. Bunu hatırlayınca içi parçalandı. Sevgilisi hastaydı ve yanına gitmek yerine böylece oturmuş kendi kendini yiyordu. Bir anda ayağa fırladı ve mutfağa girip en sevdiği çorbayı yaptı. Evden çıktığında içi içine sığmıyordu. Bebek gibi çorbasını içirecek, nane limon yapacak ve yanına kıvrılıp birlikte film izleyeceklerdi.

Evin önüne geldiğinde zile basmaktan vazgeçti ve geçen sene yaptırdığı yedek anahtarı çıkardı. Sürpriz yapmak istiyordu. Kapıyı sessizce açtı ve ayakkabılarını çıkarıp kenara koydu. Kapıyı kapadıktan sonra elinde tencere ile kısa adımlarla odaya doğru yöneldi.

aldatma
Yüzünde koca bir tebessüm ile kapıyı açtı ve “Süprizzz” diye bağırdı. Fakat karşı karşıya geldiği sahne karşısında bir anda dona kaldı. Gördüğüne bir anlam vermeye çalışıyor ama yapamıyordu. İçini kaplayan alev sözcüklere sığacak gibi değildi.

Serdar ve Leyla çırılçıplak bir şekilde yatağın içindelerdi. Şok olmuş gözlerle kendisine bakıyorlardı. Elindeki tencere bir anda yere düştü,dengesini sağlamakta zorlanıyordu, farkına varamadan başı dönmeye başladı.

Gözleri dolu dolu, konuşmaya çalışıyordu ama bir yumru boğazına oturmuştu adeta. Bir yanda sevgilisi, bir yanda en yakın arkadaşı… Açıklama yapmaya çalışıyorlardı ama Ebru onları duymuyordu bile, başının içi uğulduyor ve beyni kafatasından fırlayacak gibi hissediyordu. Kendine yapılan bu adiliğe ve haksızlığa küçük kalbi dayanacak gibi durmuyordu.

Geriye doğru bir adım atmak istedi ama yapamadı, kendini bir anda yerde buldu….
Ummadığın Taş Baş Yarar
Cevapla