İran'da rejime karşı direnen kadınların sloganı. Din kimsenin tekelinde değildir. Yaratıcı, kitapta ve gönderdiği son peygamber olan Hz. Muhammed'le (a. s) dinin ne olduğu ve nasıl yaşanması gerektiğini; ailevi ve toplumsal ilişkileri detayları ile açıklamıştır. Bu kadar açık olan kurallara rağmen insanların cemaat, tarikat ve rejimlerlerle dini insanları yönetme aracı olarak kullanması, bunu başarması ya kitlelerin dini konusunda asıl kitaptan ve peygamberden uzaklaşıp hurafelere inanmaya başladığını gösterir ya da yöneticilerin kendi cennetlerini yaratıp insanları o yönde yaşamaya zorladığını.
Müslüman olarak; kendi cennetini yaratan herkese karşıyım, müslüman dahi olsa. İnsanların zorlanmasına, akıllarına ipotek konmasına, hakikatlerden çok hurafelere inanılmaya başlanmasına karşıyım. Ve bu mücadele de kadınları destekliyorum. Milliyetine bakmaksızın.
Söylenecek çok şey var aslında. Bu sefer soru şeklinde sormaktansa yorum yapacak olanların fikirlerini almak istiyorum.
Bu konuda ki görüşünüz bir hayli ilginç doğrusu, Whatmanaha. Ancak işin daha da ilginç olan tarafı, eski mitolojilerin (Sümer, Mısır ve İran mitolojisi) devamı niteliğinde olduğu kanıtlanan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslâm denen dinlerden bu zamanda bile medet uman insanların olması ve çoğunlukla İslam'a inanan insanların din adına 14 asır önceki hukuk sistemini uygulamaya kalkıp, ilkel, faşist ve barbarca eylemlere imza atması, cihat adına terör estirmesi ve dünyada kadınların en çok zulüm gördüğü ve baskı altında olduğu ülkelerin İslâm ülkeleri olması, 2 milyar civarında olduğu iddia edilen müslüman topluluğun günümüzde bilim adına, felsefe adına, hukuk ve evrensel ilkeler adına insanlığa zerre kadar katkısı olmayan niteliksiz insan yığınlarından oluşması... Sizce de öyle değil mi?
Şimdi şöyle bir durum var.. Cemaat ve tarikatlarda (Türkiye'de olanlar) kimse kimsenin başına silah dayayıp sen bize hizmet edeceksin, artık bizdensin demiyor. Daiş gibi siyasi örgütlenmelerden bahsetmiyorum. Dini grupların oluşmasındaki temel sebep belli bir ideolojiyi hayata geçirme konusundaki isteklerdir. Aslında püf nokta, din adına oluşturulmuş bu yapılanmanın hayata geçirmek istediği ideolojinin mensup oldukları dine aklen ve kalben yatkın olup olmamasıdır. Eğer bu ikisi arasında bir uyumsuzluk varsa derhal dağıtılması taraftarı olurum. Değilse, kimsenin kimseye karışma hakkı yoktur. İsteyen istediğiyle istediğini yapabilir.
Bence kesinlikle insanları dinden soğutan ve uzaklaştıran bir şey. Sonuçta hiç kimse başkasına dini zorla yaşatamaz, kısıtlayamaz ve zorlayamaz. Bu tür şeyler genellikle şeriatı savunan toplumlarda görülüyor ve bu toplumlarda kadınlar sürekli köle olarak görülüyor. Bir kadın olarak düşündüğüm zaman Atatürk'ün değerini anlamamda çok katkısı oluyor.
Günümüzde müslümanlık adına yapılanlara bakınca kimsenin inanmak isteyesi gelmiyor maalesef. Şunu da çok iyi biliyoruz ki hakiki dinini yüreğiyle samimi bir şekilde yaşayan müslüman sessizce Allah'a yakınlaşırken, şeklen yaşayan müslüman dini kitleleri yönetmek için kullanıyor. Ve yine biliyoruz ki din şekil işi değil, yürek işi..
Salt çoğunluktan değilim. Ama toplum bunu kendi özgür iradesiyle istiyorsa yaşayacağı şeylere de katlanmayı göze almış demektir. Toplumun kararına; toplumsal nezaket adına saygı duyarım ama kişisel olarak değil.
Asıl sorun da tam olarak burda başlıyor ya. Kendine göre yorumlayanlara inanan kitlelerin olması, sorgulamadan kabullenmesi. Bu mantıksızlık mantık çerçevesine oturtulmadan ilerleyebilmek mümküm gibi görünmüyor.
İşte, bizimkileri ele alırsak, birsürrü tarıkatlar var saçma sapan hareketler, hurafeler böyle şeylerin peşine düşende binlerce insan var. Hiç birtaneside çıkıp demiyorki böyle din olabilirmi? Herkes kendisini doğru yolda görüp cennetlik sanıyor.
Şimdi bana sorsan, bana göre iki yol var, biri sağ biri sol. Sağ iyiye götüren sol ise kötüye. Seçenek senin yolunu seç. O yolda tek başına yürüyeceksın. Diye düşünürüm.
genel olarak düşüncem hangi yer olurda olsun din kullanılırsa o ülkede huzur olacağını düşünmüyorum zaten bir müslüman da veya farklı düşünceye saygı duyulması lazim
Asıl sorun dinin varolup olmaması değil. Ki din kavramı toplumdan topluma da farkediyor çoğu zaman. Bugün dünya üzerinde vahiy kaynaklı olmadığı halde kendisine farklı ad altında din icat eden azımsanamayacak kadar büyük bir çoğunluk var.
Bunları geçersek asıl sorun özellikle vahiy kaynaklı dinlerde; dinin o ülkede ki belli kesimlerin tekelinde olması (-ki din kimsenin tekelinde olamaz) ve o kesimin dini, kendi çıkarlarını korumak için kullanarak insanları yönetmesi.. En acısı da insanların bunu sorgusuz sualsiz kabullenmeleri..
En İyi Cevaplar