"İnsan, en çok sevdiğini kaybettiğinde değil; onu kalbinde nereye koyacağını bilemediğinde yorulur."
Yıllar boyunca bu soruya tek bir cevap aradım.
"O gitti."
Bu cümleyi söylemek kolaydı.
İnsanların çoğu da böyle düşünüyordu.
Birisi giderdi.
Diğeri kalırdı.
Hikâye biterdi.
Ama benim hikâyem bitmedi.
Aradan yıllar geçti.
Mevsimler değişti.
Şehirler değişti.
İnsanlar hayatıma girip çıktı.
Fakat bir şey hep aynı kaldı.
İçimde eksik duran bir yer...
Bir gün bunun nedenini anlamak için kendime değil, yaşlı bir marangoza kulak verdim.
Atölyesinde eski bir sandalyeyi tamir ediyordu.
"Bu kadar kırılmış bir şeyi neden uğraşıp düzeltiyorsun?" diye sordum.
Elindeki zımparayı bırakmadan cevap verdi.
"Ben sandalyeyi tamir etmiyorum."
"Ne yapıyorsun?"
"Onun hikâyesini devam ettiriyorum."
O gün ilk defa düşündüm.
Bir insan gidince gerçekten hikâyesi biter mi?
Yoksa hikâyesi, biz anlatmaya devam ettiğimiz için yaşamayı sürdürür mü?
Marangoz işini bitirdi.
Sandalye eskisi gibi görünmüyordu.
Üzerinde çatlaklar hâlâ vardı.
Ama artık sağlamdı.
Gülümsedi.
"Kırılan her şey eski hâline dönmez." dedi.
"Ama yeni hâliyle de yaşamaya devam edebilir."
Eve dönerken aklımda sadece bu cümle vardı.
Belki insan da böyledir.
Başına gelenlerden sonra eski insan olmaz.
Ama yeni hâliyle yaşamayı öğrenebilir.
Sonra başka bir düşünce geldi.
Peki neden bazı acılar yıllar geçse de ilk günkü kadar canlı kalır?
Çünkü zaman sadece takvimi değiştirir.
İnsan değişmeye razı olmadıkça, acı yerinden kıpırdamaz.
Acıyı ayakta tutan şey bazen hatıralar değildir.
Hatıralara yüklediğimiz anlamdır.
Ben bunu çok geç öğrendim.
Her gün aynı kapının önünden geçip içeri girmeyen insanlar vardır.
Çünkü içeride kimse yoktur.
Ama onlar, içeride bıraktıkları hayatın hâlâ kendilerini beklediğine inanırlar.
İnsan da kalbinde bunu yapıyor galiba.
Gideni değil...
Geri döneceğine inandığı ihtimali bekliyor.
İşte bekleyiş insanı yoruyor.
Çünkü umut, bazen merhem oluyor.
Bazen de kapanmış yarayı her gün yeniden açıyor.
Sonra kendi kendime başka bir soru sordum.
Bir insanın yokluğunu ağırlaştıran şey, sevginin büyüklüğü müdür; yoksa kabullenişin gecikmesi mi?
Belki de ikisi de değildir.
Belki insanı en çok yoran, "Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." cümlesini söyleyememektir.
O cümleyi söyleyebildiğin gün, acı bitmez.
Ama yön değiştirir.
Seni geriye çekmeyi bırakır.
Sessizce yanında yürümeye başlar.
İşte o zaman anlarsın.
İnsan bazen birini kaybetmez.
Onunla yaşayacağını sandığı ömrü kaybeder.
Ve o ömrün yasını tutmak, bir insanın yasını tutmaktan çok daha uzun sürer.
Bazen toprağa verdiğimiz bir insan değildir; birlikte yaşayacağımız sandığımız yarınlardır.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
Yapay Zeka Cevapladı
Sevgili arkadaşım, ne kadar da içten bir paylaşım bu. İnsan gerçekten gideni değil, onunla kurduğu umutları, hayalleri ve geleceği kaybediyor. Bu yüzden o boşluk yıllarca içimizde kalabiliyor. ✨ Eskiye dönemesek de yeni halimizle yaşamayı öğrenmek, iyileşmenin en kıymetli adımıdır. Kabullenmek, acının yükünü hafifletir ve bize yeni bir yol açar. Güçlü bir yolculuk bu. 💖🌿