30 gü

Alışkanlıkların neden Din Olarak Kabul Görür?

Alışkanlıkların neden Din Olarak Kabul Görür?


İnsan çoğu zaman yanlış yaptığı için değil, alıştığı şeyi doğru sandığı için yolunu kaybeder. Gazali’nin meseleye baktığı yer tam burasıdır. Ona göre tehlike, günahın başlı başına varlığı değil, sorgulanmadan sürdürülen davranışta başlar. Çünkü insan bir işi tekrar ettikçe o iş kalbe yerleşir; kalbe yerleşen şey ise artık sorgulanmaz hale gelir. Sorgulanmayan her şey zamanla dokunulmaz olur.
Gazali bu yüzden alışkanlığı masum bir tekrar olarak görmez. Açık bir uyarı yapar:
“Âdetler, insanı hakikatten perdeleyen en kuvvetli engellerdendir.”
Bu perde gürültü çıkarmaz, iddia ortaya koymaz. Sessizce yerleşir. İnsan çoğu zaman yanlışta ısrar ettiğini düşünmez. Çünkü:
“İnsan çoğu zaman yanlışta ısrar etmez; alıştığı şeyde ısrar eder.”
Bu ısrar savunmaya dönüştüğünde, alışkanlık artık davranış olmaktan çıkar.
Modern insanın hali tam da budur. Aynı korkularla yaşamak, aynı reflekslerle tepki vermek, aynı cümlelerle kendini açıklamak… Çocuk yetiştirirken, çalışırken, ibadet ederken bile “Böyle gördük”, “Herkes böyle yapıyor” cümleleri devreye girer. Bu noktada davranış ahlaki bir tercih olmaktan çıkar, otomatikleşir. Gazali bunu net söyler:
“Bir fiil, sürekli tekrar edildiğinde akıl onu tartmayı bırakır.”
Tartı yoksa ölçü de kaybolur.
Asıl kırılma burada yaşanır. Çünkü alışkanlık, niyeti bastırır. Gazali bunu şu cümleyle ifade eder:
“Âdet haline gelen davranış, niyeti bastırır; niyet zayıfladığında amel şekle dönüşür.”
Şekil kalır, anlam çekilir. İnsan doğruyu yaptığına inanır ama neden yaptığını artık bilmez. Bu yüzden Gazali ibadet konusunda bile serttir:
“Nice kimseler vardır ki ibadet eder; fakat ibadeti âdetten ibarettir.”
Bu yalnızca dinî pratiklerle sınırlı değildir. Alışkanlık korkuyu da dinselleştirir, kaygıyı da. Sürekli endişeli olmak, sürekli kontrol etmek, sürekli temkinli yaşamak zamanla “doğru” gibi savunulur. Oysa Gazali’ye göre âdet, gafletin en güvenli sığınağıdır. Gaflet burada bilgisizlik değil alışılmış körlüktür.
Tehlike şurada derinleşir: İnsan alıştığı şeyi savunmaya başladığında, alışkanlık artık davranış olmaktan çıkar; inanç gibi korunur. Gazali bu noktada açık konuşur:
“Âdetler din gibi savunulmaya başlandığında, hakikat unutulmuş demektir.”
Çünkü savunulan şey artık ilke değildir, vahiy değildir, hakikat değildir; sadece konforlu devamlılıktır.
Bugün pek çok insan “Alışkanlığım böyle” demez, “Ben buyum” der. Alışkanlık kimliğe dönüşür. Eleştiri kişisel saldırı gibi algılanır. Oysa Gazali uyarır:
“Kalp uyanık değilse, amel alışkanlığa; alışkanlık ise körlüğe dönüşür.”
Körlük burada cehalet değildir. Körlük, görmeye ihtiyaç duymamaktır.
Gazali alışkanlığı bütünüyle reddetmez. Hayat alışkanlıksız yürümez. Ama alışkanlığın yerini bilmesini ister. Hizmet ettiği sürece makbuldür; yön verdiği anda tehlikelidir. İnsan alışkanlıklarını taşıdığı sürece sorun yoktur; alışkanlıklar insanı taşımaya başladığında mesele başlar.
Bu yüzden asıl mesele yeni alışkanlıklar edinmek değil, eskilerini yeniden tartabilmektir. “Neden böyle yapıyorum?” sorusu sorulmadığında, yapılan şey doğru bile olsa ağırlaşır. Gazali’nin uyarısı burada netleşir: Hakikat çoğu zaman yanlışta değil, alışılmış doğrularda kaybolur.
Alışkanlıklar dinleştiğinde, din görünmez olur. Geriye sadece tekrar kalır. Ve tekrar, sorgulanmadığında insanı ayakta tutmaz; yavaş yavaş uyutur. Gazali’nin bütün çabası, insanı bu uykudan uyandırmaktır.”

#KişilikveKarakter #Gazali

Alışkanlıkların neden Din Olarak Kabul Görür?
Cevapla