İnsanları kolay yargılayıp yadırgar mısınız?


Derviş epey bir yol katettikten sonra, bir kahvenin önünde oturmuş soluklanıyordu. Hava öyle sıcaktı ki, nefes almak neredeyse mümkün değildi. Kahve boştu. Arka masada oturan iki sofudan başka kimse yoktu.

Akşam olmak üzereydi ve kahvenin önündeki yolda arada bir tarlalarından dönen insanlar ve başıboş köy köpekler vardı. Sofular önlerinden geçen insanları gördükçe kendi aralarında homurdanıp duruyorlardı.

Derviş tam hazırlanmış yoluna devam edecekti ki, üç kızın sırtlarına yükledikleri çalı çırpıyla yürüdüklerini gördü. Kızlar ağır yüklerine rağmen kendi aralarında şakalaşıyor, gülüp eğleniyorlardı. Derviş kızlarla göz göze geldi. gülümseyerek onları selamladı. Onlar da utanarak dervişin selamını alıp yollarına devam ettiler.

Bu sırada sofulardan şişman olanın sesi duyuldu:
-İnsaf yahu insaf! Kız hallerine bakmadan yol ortasında nasıl da kıkırdaşıp duruyorlar. İnsanı nasıl da durup dururken günaha sokuyorlar.

Yanındaki kambur sofu sakalını sıvazladı. Kaşları çatılmış, giden kızların ardından bakıyordu.
-Cehennemin ateşi bunlar gibi imansızları bekliyor efendi. Saç açık, döş açık, baldır açık...

Derviş sofuların derdini anlamasına anlamış fakat onlara bulaşmadan yoluna devam etmek için heybesini sırtına taktı. O anda şişman olan sofu daha da yüksek bir sesle
-Haa bir de böyle zındıkları selamlayanlar var. İki cilveli gülüşe nefislerini şeytana satanlar var. Saçlarından sakallarından da utanmıyorlar. dedi.

Derviş durdu. Heybesini omzundan indirip masanın üstüne bıraktı ve geriye döndü. Gözlerinde her an yağdı yağacak bir havanın keskin ve gri bulutları vardı. Sofuların olduğu masaya yürüdü.
“Ağalar” dedi. “Siz demin buradan kimler geçti, gördünüz mü?’’
Sofular şaşkınlıkla birbirlerine baktı. Kambur olan diklenerek “ Sen bizimle dalga mı geçiyorsun be adam! Kim geçecek, üç münafık kız geçti tabi. Başlarındaki örtüler kaymış, saçları görünüyordu. Esvaplarının düğmeleri açılmıştı, neredeyse... Tövbe estağfrullah... Hwm sonra o nasıl gülmekti öyle. Cilveli işveli... İnsanın aklına şeytanca şeyler getiriyorlardı.’’ dedi. Şişman sofu başıyla arkadaşını onayladı.
Derviş öne doğru eğildi. Elini masaya koydu. Biraz önce ağzından tükürükler saçarak konuşan sofuya baktı.
“Dünyaya nerenle bakarsan oranla görürsün ağa. Nedense senin bu bahsettiklerinin hiçbirini ben görmedim, duymadım. Ne saçlar, ne esvabın açılan düğmeleri, ne de insanın aklına şeytanca şeyler getiren kahkahalar. Biraz önce, şurada, şu yoldan, benim önümden, üç insan geçti. Yükleri çok ağırdı. Sabahtan akşama kadar soluksuz çalıştıkları ve yoruldukları her hallerinden belliydi. Ama onlar buna rağmen hayata gülebiliyorlardı. Aslında gülerek Tanrı’ya şükrediyorlardı. Ben sadece üç emekçi insan gördüm. Ağır yüklerinin altında üç emekçi insan!’’
Şişman sofu sinirinden kızarmıştı. Kambur sofu araya girdi..’’Sen ne saçmalıyorsun be adam! Yoksa ağır yük diye sırtlarındaki o iki üç parça çalı çırpıyı mı anlatıyorsun bize?”
İnsanları kolay yargılayıp yadırgar mısınız?
Güncellemeler
+1 yıl
Bu kez derviş ona döndü. ’’Hayır ağa, sizin gibi sevgisiz, vicdansız ve uçkuru ip tutmaz heriflerden bahsediyorum. Onların yükü çalı çırpı değil, sizlersiniz. O kızlar sırtlarındaki çalı çırpıyı bile yere dökmeden taşıyorlardı. Ama siz oturduğunuz yerden, adam olup da o üç kızın yüreğini taşıyamadınız. Topraktan geldiniz, çamur olup gidiyorsunuz bu dünyadan.
Kitap’ı aşkla okursan aşkı, kinle okursan kini bulursun.
İnsan senin aynandır. Sen neysen, aynada onu görürsün.

t a m e r d u r s u n
İnsanları kolay yargılayıp yadırgar mısınız?
Cevapla