Feraset sahibi olmak hikmeti yaşamak mıdır?
Hikmete nasıl erilir?
Hikmete nasıl erilir?
Karmaşık bir konu. Dilim döndüğünce izah edimm. Algılayabilip ya da iman ettiğimiz iki alem vardır. Biri yaşadığımız Şahadet yani madde alemi. Diğeri ise mana alemidir. Koyduk cebimize bunu..
Allah insanları yaratırken kendi ruhundan üfledi bize. Bu da her sıfatında biraz taşıdığımız anlamına gelir.. Konu salihat ile ilgilidir. Salih bir kul isen hikmetinden (bilgelikde diyebiliriz) nasip eder ver müşahade edebilirsin her konuyu.. Bu tamamen mana alemine geçiştir işte.
Gerçek hikmet sahipleri hiç bir hikmetini zor durumda olmadıkça açığa vurmaz. Vuramaz sırrı kirlenir
Çok yönleri olan bir konu. İzahı pek de mümkün olmayan bir hal olduğu için de itibarı çok düşük maalesef.. Fakat firavun denizde secde ettiğinde Azrail "şimdi mi?" diye sormuştu.. Allah hiç bir insana firavunun geç kalmışlığını vermesin.. Rica ederim
Cümlemizden. Ya bişey sorucam o sonda ki 25 Erzurum mu?
Hikmet, kişinin Allah'ın "El-Hakîm ismini kendisine bir ilke edinerek, kainatta olup biten herşeyi tefekkür edip, mana-i harfi gözüyle bakıp hakikati idrak etmesidir. Gazalinin ifadesiyle "Allah'ın isimlerinden olan “el-Hakîm" hikmet sahibi demektir. Hikmetse, varlıkların en yücesini, ilimlerin en faziletlisi ile bilmektir. Varlıkların en yücesi şanı yüce olan Allah'tır. O'nun künhünü yine O'ndan başkası bilemez."
İnsanı hikmetli biri haline getirecek şey, salt bilgi değildir. O bilginin derinliklerinde saklı olan niyet ve amacı bilmektir. Kitâbî âyetlerde görmediğini, göremediğini, kevnî âyetler üzerinde görmektir hikmet. Varlık üzerinde derin tefekküre dalarak meçhul olandan ma'lum olanın bilgisine ulaşarak hakikate ulaşmaktır. Kısacası sırrı sebeptir. Kınalızâde Ali Efendinin sözüyle; "Hikmet; eşyâyı lâyık ne ise eyle bilmek ve ef’ali lâyık nice ise eyle kılmaktır!”
Kıssadan bir hisseyle devam edelim hocam..
Fakir bir derviş, talebe okutacak okulu olmayan bir Arapça hocasına rast gelir. Hoca derslerini şehrin duvarına tebeşirle yazarak vermektedir. Derviş, hocaya kendisinin de okuma yazma öğrenip öğrenemeyeceğini sorar. Dervişin samimiyetinden etkilenen hoca ona ücretsiz ders vermeyi kabul eder. Duvara tek bir çizgi çeker ve açıklar; "bu elif harfi, alfabenin ilk harfidir" der.
Derviş başını eğer, hocaya teşekkür eder ve oradan uzaklaşır. İlk derste alfabenin en az yarısını öğretme âdeti bulunan hoca şaşırır. Bu eğitim uzun bir süreç olacak gibi görünmektedir.
Derviş ne ertesi gün ne de ertesi hafta gelir ve sonunda hoca onu tamamen unutur. Aylar sonra derviş gözleri gönül ışığıyla parlayarak gelir. Hocayı hararetle selamlar ve ikinci derse hazır olduğunu söyler. Hoca içinden bu hızla alfabeyi asla bitiremeyecek diye düşünür, ama dervişe "tamam şimdi ilk dersimizi tekrarlayalım. Elif harfini duvara yaz" der.
Derviş Elif harfini duvara yazar ve duvar yıkılır gider..
Bu hikayeden anlarız ki basitçe görünen bazı şeylerde genel olarak zannedildiğinden daha derin anlamlar bulunduğu ve manevi tekamülün sırrının ne kadar çok öğrendiğimiz değil, öğrendiğimiz konular da nasıl derinleştiğimizdir.
Dilimizle söylüyoruz, kulağımızla işitiyoruz.. Ama içimizde değişen bir şey yok. Kabuklarımızı kıramıyoruz, özlerimize dokunamıyoruz. Zira kalbimizle dinlemiyoruz. Hakikat perdesiyse hemen yanı başımızda. Aslında hakikat kendisini bize gösteriyor ama sırlarını bize açmıyor. Kulaklarımız işitse de gözlerimiz görse de kalbimiz sağır ve kör olmuş durumda.
Değişime buradan başlanmalı. Çünkü o kalp ki, hakikatin aslî vatanıdır. Arılar bal toplarlar peki toplarken topladıkları çiçeklerin görüntüsünü ya da kokusunu hiç bozarlar mı hocam. Tabiri caizse hikmette böyle birşeydir. Bizler ilmi topluyoruz ama toplarken sanki bazı şeyleri bozuyoruz ya da tabiatına uygun hareket etmiyoruz. Bir arı misali olmak gerek.
Dünya yurduna "dârü’l-hikmet", ahiret yurdunaysa "daru’l-kudret” derler. İlahî kudret bu dünya yurdunda hikmetiyle iş görür. Dünya da cerayan eden herşey O'nun hikmeti içerisinde, sebeb sonuç ilişkisinde cerayan eder. İşte hikmet kişinin ferasetiyle kainatta işleyen düzenin insan zihnince fark edilip değerlendirilmesidir. Zihnin kendisini kainattaki düzene göre akord etmesidir, ahengidir, armonisidir. Kısacası görülmeyeni bir şekilde görme sanatıdır.
İlim, hikmetten farklıdır. Her ilmi olana hikmet sahibi denmez. Zira bugün ilim olarak kendini aşmış birçok insan bulunsa da ferâset ve basîreti açık olmayan, geleceği çözümleyemeyen nice kişiler bulunmaktadır. Öyle ki kişi içinde bulunduğu durumu, atacağı adımların nereye varacağını göremez. Ama ilmi vardır. Fikir üretirler tabi ki ama göremezler. Oysa hikmet sahibi insanlar içinde oldukları asrı çok rahat okuyup, olayları doğru çözümlemeyi yapabilmektedirler. Hikmet mevcûdatın ve hadiselerin arka planını görmektir, bilmektir. Eşyaya, mevcûdata derinliğiyle bakmaktır. Manayı ismiyle değil manayı harfiyle bakıp kafa yormaktır.
Evvela bu emekle ilmik ilmik örülmüş şayan-ı hürmete layık yazınız içün şükranlarımızı sunarız..
ALLAH, bu gün hürmetine gönlünüzü Cennet bahçesi eylesin. Dertlerinizin tamiri için yardımını, hızırlarını eksik etmesin inşaAllah. (İçten bir dilektir..)
El Hakim esmasına mürekkebinizi dokundurmanız o ismin izniyle hareket ve nazar etmeyi gerekli kılacaktır.
Salt ilmin kuru bir oduna dönüşebileceğinin bilincinde olmak Hayata Gazzali'nin gözlüğüyle bu geçici konağa bakmanın ifadesidir. Kendisi de son nefesinde "koca karı" imanıyla hikmetin hırkasıyla ısınıp bu dünyadan gitmek istemiştir. Zıt fikirli olan her ünlü bilginin kitabını önce okuyup sonra benliğini yetiştirmiştir. Ön yargıdan bir o kadar uzaktır. Kendisinin ayrıyetten bir felsefeci olarak anılmasını arzu etmemiştir. Bu da onun hikmet okyanusuna iğnesini batırdığının nişanesidir.
Dediğiniz gibi Kainat kitabının elif bâsı mana-i hakikiyi idrak edince şekerlenecek ve bir yaşantı boyutuna taşınacaktır. Yoksa başka türlü bu koyu buhrandan sıyrılış olmayacağız. 😔
Esef duyarız ki maddenin cazibesi ilmin dahi çıkar yolunu buldurmuş, mesai vakitlerinin dakika bekçisi olmaktan öteye gidemeyen bir anlayış arız olmuştur.. Yani sınıflar var ama hakikatte öğrenciler hocalar yok.. Bedenler çakılı olup ruhlar pimi çekilmiş gurbette bir nevi kuşatma altındadır. Ve öyle bir hatayı takip başlamıştır ki mankurtlaşmalar seri hale gelmiştir. Böylece bahsinizdeki kalp ve gözler âmalığa gebe olmuştur. Bu uğurda bu tayfadan sayılmamak için bahsettiğiniz
"Görülmeyeni görebilmek" aurası yine hikmetin dilini nüfuz etmekle, bunun içinde Hakim olanın hikmetini bahşetmesi ile mümkündür. Zira her bünye bu şerefli yükü taşıyamamaktadır. Kazanmak için de yorulmak zirveye yaşklaşıncada tepeden seyretmemek, koştukça yetersizliğini sırtlanmak, dolu başak olup karıncanın önüne "bile"yi çok görmekle mümkündür ve ancak bu vecihte kalıcılığı derinleştirilebilir (lütfü ilahi ile)
Çok ağır bir mevzudur hocam ya.. Ve biz yani nefsimiz bu konuda çok güçlü değiliz.. Dünyadan bu bakışı yakalayıp yaşamadan son nefesimizi vermek istemiyoruz.. 🤔😥 Ne diyelim ki... Ene duygusunu bırakmayı öğrenip
Hikmetin sigasıyla cümbür cemaat çekilenlerden olalım, inşaAllah..
Esselamu aleyküm hocam..
Estağfirullah hocam sizler güzel bulduysanız ne âlâ bizim için.
Şu güzel temennileriniz ve yazılarınız bizim yüzümüzü şimdiden tebessüm ettirdi, gönlümüzü bir cennet bahçesi eyledi bile. Allah razı olsun. Rabbim sizleride Hıfzı inayeti altına alsın, her daim sizinle olsun, hakkınızda ki şer durumları hayra tebdil eylesin, gönlünüze iç ferahlığı lütfesin, dualarınızı en hayırlı bir şekilde en yakında zaman da versin inşallah.
Maalesef ki insanlar herşeyi maddiyatta arar durumda. Nefsin dar mahbeslerinden kurtulamıyorlar. Kaybettiğimiz ilmi derinliğin, uzaklaştığımız irfani ufukların anahtarı olan hikmetin talibi olmak mecburiyetindeyiz. Rabbimiz Bakara süre-i celilesinin 269. Ayetinde; “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, doğrusu ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ama imanla aydınlanmış bir idrak melekesine sahip olanların (ülü’l-elbâb) dışında, kimse bunu düşünüp anlayamaz” buyurarak aslında hikmetin kazanılamayacağını bunun Allah'tan bir lütuf olarak verileceğini anlarız. Lakin buna namzetmeyiz bu hikmete ulaşmak için bizler ne yapıyoruz bunu dert edinmemiz gerek. Kişinin boğazından geçen her lokmanın hesabını düşünmesi gerektir. Bişri Hafinin kız kardeşleri gibi takva elbisesini giymek gerektir.
Günümüzde ilim sadece zihnin hamallığından ibaret kalmış durumda gibi.
Ferîdüddîn Attar Hazretleri, meşhur eseri Tezkiretü’l-Evliyâ’da bir kıssa nakleder: Bir gün bir âlim, Dicle kenarında karşıya geçecek bir gemi bulamaz. Bu esnâda talebelerinden Habîb-i Acemî gelir ve niçin beklediğini sorar. Âlim:
“–Karşıya geçmek istiyorum, lâkin gemi yok!” der. Ârif biri olan Habîb-i Acemî ise:
“–Ey üstad! İlmin çok ise, hasedi gönlünden gider. Dünyadan kalben uzaklaş, iptilâları ganimet tut ve bütün işleri Hak’tan bil. Böyle olduğun takdirde ayağını suya vur ve geç.” der. Sözlerinin ardından da ayağını suya basıp karşıya geçer.
Âlim zât, talebesindeki bu hâli görünce ağlar ve kendinden geçerek yere düşer. Kendine gelince der ki:
“–Habîb, benim talebemdir. Su üstünden yürüyerek karşıya geçti, ben ise kıyıda kaldım. Eğer yarın Sırat köprüsünden de cümle halk geçip ben kalırsam hâlim nice olur?”
Daha sonra bu âlim zât, Habîb-i Acemî’yi bulup kendisine; bu mertebeyi nasıl elde ettiğini sorar. Habîb ise şu veciz karşılığı verir:
“–Ey üstad! Ben gönül ağartırım; sen ise kağıt karartırsın!..”
İşte hikmet ehli hocam. Bizimkiler kağıt karartmak kısacası sizler gibi gönül ağartmak dileğiyle esenle kalın. Ve aleyküm selam.
Latif, hoş duanıza Amin dememiz gönüllü bir borç olsun. ☺️cümlemizden kabul buyursun Rabbul alemin. Maddiyat gözüyle bakılmayan bir ilim dünyası görmek isterdik ama maalesef çok acı yanlışlık görür olduk, Allah, düzelmesi mümkünatı varsa düzeltsin yoksa ıslah etsin. Zararları kendilerine değil sadece.. Vehbi bir hediyedir evet..
Estağfirullah hocam keşke dediiiniz gibi o kağıt karartanlardan olabilsek nerde...
Allah razı olsun hayırla kalınız ✋🏻🤲🏻
Hüsnü zânımız dua niyetine geçsin inşallah hayırla kalın.
Eig için teşekkür ederim.
Cevap
6Cevap
Feraset anlayış demek. Hikmet ise herşeyden bir anlam çıkarabilme olgunluğuna erismektir, anlam çıkarmak derken yanlış anlamak çıkarmak demek değil kastım bu arada.
Bir nevi olanı adilce olanı kabullenmektir. İsyan etmeden. Sakin olarak mahzun olmak her daim.
Doğru yaşamayla bence. Hayat amacını farkında olup olması gerektiği gibi yaşamaya çalışarak.
Akşam yazarım uyuyorum
Fakelige tövbe et. hikmet sahiplerinden ol
Derin konu
şimdi örnek vermem gerekirse bu sorduğun sorudaki şifreler kuran da bar bu kişiliğe sahip olabilmek kuranı anlayarak okumaktan geçiyor anlayarak okuyup uygularsak işte feraset işte şeref ve devamındaki hayat bu başka bir alemden sana yardıma gelenleri hiseymek gibi şeyler altıncı his tavan insanların gerçek yüzlerini hemen anlıyorsun dediğim gibi derin konu
Neyse sısos
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?