Kendimizi bildiğimizden beridir diğer insanlarla iletişim halindeyiz. Dostluklar, düşmanlıklar kurarız. Bilgi alıp, bilgi veririz. Sır alır, sır veririz. Güven alır, güven veririz. Bazı anlar gelir, güveni boş vitese alırız. Çünkü güvenimiz boşa çıkmış olur.
Eminim ki, bu yazıyı okuyan herkes bir şekilde sırtından vurulmuştur. İşin garip yanı ise şu; bizi sırtımızdan vurabilenler düşmanlarımız değil, dostlarımız oluyor. Tam da ''o yapmaz'' dediklerimiz, güven duyduklarımız yapıyor. Zaaflarımızı bilenler yapıyor!
Güvenin şartı samimiyettir, kayıtsız şartsız samimiyet!

Kime güven duyarız? Geçen günlerde çok güzel bir söz okudum; ''insanlar kendilerini güvende, özgür ve mutlu hissettiren insanlara bağlanırlar''. İşte bu cümle sorumun cevabı. Birine değer vermemiz için bağlanmamız, bağlanmamız için ise güvenmemiz gerekir. Bu bağlanmanın adı da ''samimiyet''tir.
Tedirgin olmadan güvenebilmenin mucize olduğuna inanıyorum!

Her ne kadar ''geçmişte yaşıyor'' deseniz de, insan doğası gereği önceki yaşadıklarından ders çıkarır ve bir korunma mekanizması geliştirir. İnsanlar buna ''ön yargı'' dese de ben ''tedbir'' diyorum.
Şimdi şöyle bakalım olaya. Yeni tanıştığımız biri var karşımızda. Gel zaman, git zaman samimileşmeye başlıyorsunuz. İki seçenek var karşınızda; birincisi güvenmek, ikincisi ise güvenmemek. Güvendiğinizde de karşınıza olası iki durum çıkar; birincisi kazıklanmak, ikincisi güveninizin boşa çıkmaması. Yani, birisine güvenirseniz riske girmiş olursunuz. Bir de diğer seçeneğe bakalım; güvenmediniz. Ne oldu? Riske girdiniz mi? Bir sırrınız etrafa mı yayıldı? Hayır. Zaafınızı mı öğrendiler, hayır! Belki arkadaşlığınız zedelendi, sarsıldı. Ama sonuç olarak kaybetmediniz. Evet, kazançlı da değilsiniz. Ama bazen kaybetmemek, kazanmamaktan daha iyidir.
Güvendiniz ve kazıklandınız. Sonuç: Belki de bunları hak ediyorumdur!
İnsan doğası gereği, başına gelenler için karşı tarafı suçlar. Ama bizim gibi kırılgan insanlar da kendini suçlar. Bir yanlış yaptığını ve bu yanlış sonucunda kazıklandığını düşünür. Buna ''sorgulama aşaması'' diyebiliriz.
Ben bu sorgulama aşamasından daha 4 yıl önce çıktım. Yani, 12 yaşımdan 18 yaşıma kadar 6 yılımı bu şeylerle harcadım. Kendimle barışık değildim, başıma gelen her kazıklanmayı hak ettiğimi düşünürdüm. Çelme takılmıştı bana, evet. Ama düşmeyebilirdim. Sağlam durabilirdim. Hayır! Düştün diye yerde sürünmene gerek yok. Hazır olduğunda ayağa kalkmasını bil, yeter.
Sorgulama aşaması sonrası uyanış: Tedbirli olma

Yani şimdi insan olarak, artık şüphe duymaktan yoruluruz ve birkaç kaçamak yaparız. Güveniriz. Ama tam da değil. Bu aşamada, yeni güvendiğimiz kişide gel-gitler yaşarız. Aklımızın ucunda her zaman ''bu beni arkamdan vurabilir'' düşüncesi yatar. Ama buna rağmen güveniriz.
İşte bu uyanış sonrası koşu, en yorucu olandır. Diğer türlüsü kolay zaten, kimseye güvenme. Bitti! Ama bunda her dakika ''acaba söyler mi acaba yapar mı'' diye düşünüp kafayı yemek var.
Bazen de kesinlikle güvenmeyeceğimiz tipler vardır.
Birincisi: Erkekler!
Derler ya; ''erkekler geç olgunlaşır'' diye. Ayneeen öyle. Artık bir erkek ne uğruna satmıştır sevdiğini bilemem; popülerlik mi, iki saniyelik kahkaha için mi bilemem... Çok genel oldu bu cümle. Ucuz beyefendilere güvenmeyin, diyelim. Gerçi, hangi erkeğin alnında ''ben namusa sahibim'' diye yazar ki? Keşke yazsa da, biz de kırılıp durmasak.

İkincisi: Düşmanlar!
Gerçi bunun üzerine konuşmaya gerek bile yok. Düşmanına güvenen var mıdır ki...
Üçüncüsü: Eski Dostlar!
Herhalde hayatımda sanırım 2 erkekten süper kazık yedim. Ama yaklaşık 8 kızdan A++ süper kazık yedim diyebilirim. Eski dostlar... Eski dosttan düşman olmaz, derler de dost da olmaz. Sakın!
Şimdi, bir insana neden ''eski'' deriz? Eski dost, eski tanıdık, eski sevgili... Demek ki aralar bozuk. Yani, güvenme kardeşim.
İyi tarafından bakalım: Tecrübe oldu!
Hayatımızda birçok kötü olaydan geçeriz. Bazılarının sonucunda ''tecrübe oldu'' diyebiliriz. Ama bazılarının sonucunda da ''travma oldu'' diyebiliyoruz. İşte tüm olay burada bitiyor.
Ne kadar şiddetli düşersen düş, yara alacaksın. Bu kesin. Ama bu düşüşten sonra kalkabildin mi yoksa öldün mü? Kalkabildiysen sorun yok, tecrübe olmuştur artık. Ama öldüysen, sorun büyük. İşte bu durumda travmalar çıkıyor. Maalesef ki, kelin ilacı olsa başına sürerdi.
Bir kez daha, kimseye güvenmemem gerektiğini öğrettiğin için teşekkür ederim sersem...
Okuduğunuz için teşekkür ederim ^_^
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar