Anne Babanın Yazdığı Hikayeyi Oynayanlar, Kendi Hikayelerini Yazamazlar.

Filmin final sahnesinde, yine aynı kabusla birden korku ile açar gözlerini kadın. Sırılsıklam olan bedeni, her yana dağılmış saçları, mosmor olmuş gözaltları, geceden kalma gözyaşları kirpiklerinde çapaklanmış ve yüzünden süzülürken kurumuş bir halde, yorganın altında olmasına rağmen kan ter içinde titreyerek uyanır yine bir sabaha. Yatağında doğrulur önce. Saçlarını düzeltir, yüzüne götürerek ellerini, parmak uçlarıyla gözlerinden başlayıp boğazına kadar gezdirir avuçlarını. Ensesini ovalar birkaç kez boynunu da çevirerek sağa sola. Kalkar yatağından. Gardırobun kapağındaki aynanın karşısına geçer. Biraz önce yüzünde gezdirdiği ellerinden bulaşan kan lekeleriyle yüzleşir hiç şaşırmadan bir kez daha. Gece boyu gördüğü o kâbuslar yüzünden, yumruklarını sıkmaktan avuçlarına geçirdiği tırnaklarının neden olduğu kanı olduğunu bilir çünkü. Son üç yıldır olduğu gibi.

Anne Babanın Yazdığı Hikayeyi Oynayanlar, Kendi Hikayelerini Yazamazlar.

Çoğumuzun ezbere bildiği, hatta aramızdan birilerinin birebir yaşadığı bu sahne, konumuzun da finali aslında. Düşlediği hayatı değil, anne ve babaların düşlerini yaşıyor olanların hikâyesinin yazıldığı oyunun son perdesi.

Bilirsiniz işte. Siz yaşamıyor olsanız da çevrenizde örnekleri vardır. Yoksa bile, her akşam fal taşı gibi açıp gözlerinizi, meraklı bakışlarla izlediğiniz, çoğu zaman bir kitap okumaktan, ders çalışmaktan, iş yapmaktan, ailenizle bir şeyler paylaşmaktan, daha faydalı bir şeylerle uğraşmaktan alı koyan, bir sonraki bölümünü heyecanla beklediğiniz dizilerde çıkar karşınıza.

Kendilerinin değil, annelerinin düşlerini yaşamak zorunda kalan kadınlar, babalarının hayallerini sırtlanan adamlar. “Senin iyiliğin için istiyoruz” yalanında şekil alan çıkmazlar. Evlada kurulan komplolar.

Sonra o filmin baş rolündeki kadın olur evlat, aynanın karşısında kendinden nefret ederek baktığı kanlı yüzünü, losyon ve bir parça pamuk ile bastıra bastıra, canını acıtmak istercesine silerken, "Hayır!" diye bağırır. "Benim iyiliğimi istediğiniz falan yok. Sizin yarım kalanınızı benim tamamlamamı beklediniz. Kavuşamadığınız ideallerinize benimle kavuşmayı. Yaşayamadığınız ya da yaşadığınız hayatı bana yaşatmaya kalktınız. Bencilce, ahmakça, anlamsızca, arsızca, saygısızca, düşüncesizce, umarsızca. Seçimlerinizin hiçbiri benim tercihlerim olmadı. Katı kurallar koydunuz önüme. Seçim yapma şansı bile vermediniz bana. Tercihlerime hep bir şekilde engel oldunuz. Bana sorma gereği bile hissetmeden benim adıma kararlar verdiniz. Asla benim olmayacağım kararlar. Mesleğimi seçemedim, okulumu seçemedim, işimi seçemedim, eşimi seçemedim, şehrimi seçemedim, arkadaşımı seçemedim. Ne zaman "bu benim hayatım" demeye kalksam, yaşamaya niyetlendiğim o hayatın önüne aşamayacağım duvarlar ördünüz. Kimi zaman duygu sömürüsü yaparak, kimi zaman baskı yaparak, kimi zaman arkamdan gizli işler çevirerek, kimi zaman da annem babam olduğunuz gerçeğini kullanarak. Ya da saçma sapan oyunlara sığınarak. "Hepsi senin için kızım" mış! Hadi oradan!.." diye haykırır aynadaki aksine.

İçimizden biri ya da birileri. Değilse de dizi filmlerdeki. Ne fark eder? Yazılan senaryo aynı değil mi? Aynı sahne. Aynı perde. Aynı kurgu. Aynı ışıklar. Aynı prodüksiyon. Ve ayakta alkışlanan drama.

Beraberinde neler mi getirir?

Şiddete eğilimli bir kişilik çıkar ortaya. Nefrettir tek duygusu. Canı yandığından daha fazla can yakası gelir hesapsızca.
Anne Babanın Yazdığı Hikayeyi Oynayanlar, Kendi Hikayelerini Yazamazlar.

Düşmanca yaşanır birliktelikler. Hoş görüsüz. Anlayışsız. Duyarsız. Sebepli sebepsiz bir kavgaya dönüşür, kocaman bir alev olur küçücük bir kıvılcım.
Anne Babanın Yazdığı Hikayeyi Oynayanlar, Kendi Hikayelerini Yazamazlar.

Kıskançlık ölümü getirir çok geçmeden. Şuursuzca katledilir bir insan hayatı. Cinayetler çoğalır, cinnet geçirenlerin evi olur kodesler ya da tımarhaneler.
Anne Babanın Yazdığı Hikayeyi Oynayanlar, Kendi Hikayelerini Yazamazlar.

İntikam hırsıyla kör olur gözler. Göremez olur güzellikleri. Sonu gelmeyen ihanetler gelir ardından. Aşka ihanet, dosta ihanet, sevgiye ihanet, aileye ihanet, arkadaşa ihanet, topluma ihanet, ülkesine ihanet. En çok da kendine ihanet eder insan, göremediği kör olan gözleriyle.
Anne Babanın Yazdığı Hikayeyi Oynayanlar, Kendi Hikayelerini Yazamazlar.

Açgözlü, sapkın, azgın, tutarsız, bencil bir nesil gelir beraberinde. Gelecekten beklentisiz. Belki de geleceğe dair hiçbir umudu olmayan. Sevgisiz yetişen çocukların, eksik olan yanlarını giderme çabasıdır taciz etmek.
Anne Babanın Yazdığı Hikayeyi Oynayanlar, Kendi Hikayelerini Yazamazlar.

Tahammülsüz ilişkiler, aldatılmış eşler, boşanmayla sonuçlanmış evlilikler alır sırayı. Hayatını istemediği biriyle sürdürdüğü için. İstemediği bir bedenle yattığı için. İstemeden seviştiği için.
Anne Babanın Yazdığı Hikayeyi Oynayanlar, Kendi Hikayelerini Yazamazlar.

Ne sanıyordunuz? Onların hikayelerini kendileri yazmadı ki, mutlu son ile bitsin.

Ve her şey için artık çok geç olduğunda, “Oysa ben böyle olsun istemedim” diyor yönetmen. Kaybolan hayatların ardından bakarken çaresizce.

#Rüzgar

Anne Babanın Yazdığı Hikayeyi Oynayanlar, Kendi Hikayelerini Yazamazlar.
Cevapla