Küçük beyinlerimiz fakat büyük kalplerimiz vardı, mutluyduk. Hepimiz büyüdük, birer yetişkin olduk ve oluyoruz. Fakat insan çocukluğuna da bir özlem duyuyor tabii. Gelin hep birlikte çocukluğumuzda neler yaptığımızı bir hatırlayarak nostalji turu yapalım.
Saklambaç oynardık
Saklambaç çocukluğumuzda en çok oynadığımız oyunlardandı. Belli bir sayıya kadar sayardık ya da bir arkadaşımız iki elini arkaya koyar, 10 parmağından birisini seçer ve yanlış tahmin ettiğimiz her parmak için 10 sayı artardı. Kimi zaman gizlice nereye saklanıyorlar diye bakardık, kimi zaman da atlaya atlaya sayardık. Birisini gördüğümüzde sobelemek için gözümüzü yumduğumuz yere koşardık. Saklambaçın yanı sıra ebelemece, yakar top, kutu kutu pense gibi oyunlar da oynardık.
Bisikletin tekerine pet şişe tıkardık
Yeni nesil bunların arasındaki ilişkiyi bilemeyecek, öğrenemeyecek gibi görünüyor. Bisikletin tekerine pet şişeyi yerleştirirdik ve motorsiklet sesi çıkartırdık. Lastikleri de bir güzel aşındırırdık fakat çok eğlenirdik. Mahalle sakinleri gürültüden rahatsız olurlardı, yine de devam ederdik. Çocuktuk işte..
Misket koleksiyonu yapardık
Misket koleksiyonu yapardık, biriktirdiklerimizle mahalledeki arkadaşlara hava atardık. Biriktirmiş olduğumuz misketleri sokaklarda da oynardık tabii. En güzeli de saydam olanlarıydı.
Mahalle maçları unutulur mu hiç?
O zamanlar Ronaldinho gibi oyuncular meşhurdu. Topu ayağına alan, bir sunucu edasıyla "Ronaldinho kaptı topu, Ronaldinho bir çalım.." gibi sözler söylerdi heyecanlı heyecanlı. En kötü oynayan genellikle kaleci olurdu. 3 korner 1 penaltıydı. Penaltı olduğu zamanlarda ise iyi oynayan kaleci olurdu 2 penaltı karşılığında. Mahalleden yaşlı amcalar, teyzeler geçerken onlar geçene kadar beklerdik yerimizde. Efendi çocuklardık. Topları balkonlara kaçırırdık sık sık. Topu vermeyen teyzeleri hiç sevmezdik. Hey gidi günler...
Atari oynardık
Atariyle büyümüş bir nesil olmak gerçekten harika bir şey. Harika bir çocukluk geçirmemizin sebebi. Super Mario, Contra, Tank 1990, Duck Hunt gibi oyunlar oynardık. Kasetlerin üstünde "999999 in 1" yazardı. Biz de kaseti alıp takana kadar inanırdık o kadar oyun olduğuna.
Ucuz ve güzel çikolatalar vardı
Ekmek alırdık artan parayla da alınabilecek harika şekerlemeler vardı. Cino çikolata, yumiyum şeker, turbo sakızları, sulugöz ve daha niceleri. Hepsi de ucuz ve harikaydı. Meybuz yiyip hasta olurduk. O boyalı, sağlıksız şeyleri nasıl yemişsek artık..
Diziler ve programlar kaliteliydi
Diziler ve programlar günümüze göre daha kaliteliydi. Ekmek Teknesi, Çılgın Bediş, Yarım Elma, Acı Hayat, Hayat Bilgisi gibi kaliteli ve güzel diziler vardı. Dizilerin yanı sıra çocuk eğlence programları da vardı. Hugo ve Tolga abi, Kasaba gibi harika çocuk yarışmaları vardı. Hangimiz bu yarışmalara katılmak istemedi ki? :)
Mahalledeki kedi ve köpekleri beslerdik
Sokaktaki kedileri, köpekleri sahiplenirdik. Sırf aç kalmasınlar diye cebimizdeki paralarla süt, mama gibi şeyler alırdık. Evde yediğimiz etlerin kemiklerini çöpe atmaz, sokakta gördüğümüz hayvanlara verirdik. Ne zaman yaralı bir hayvan görsek yardım etmeye çalışırdık, elimizden bir şey gelmezse oturur ağlardık. İyiliksever, merhametli çocuklardık.
Ne var da büyüdük sanki? Ne kadar da merhametli, ne kadar da masum, ne kadar da efendi çocuklardık. Büyüdük de ne oldu? Aklımız büyüdü fakat kalbimiz küçüldü. Eskiden çektiğimiz acı düşüp dizimizi yaraladığımızdan olurdu. Şimdi ise aşktan, işlerden güçlerden oluyor acılar.
Çocuk olsam yeniden.. Bir tek düştüğüm için acısa içim, ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece.. -Cemal Süreya
Her Ramazan ayı okulun bahçesinde saklambaç oynardık. Tabii küçüktük, ailemiz o zamanlar o saatte dışarıya çıkmamıza izin verirdi çünkü millet teravih namazına giderdi. O kalabalıkta bazı çocuklar aileleriyle birlikte gelirdi: ama biz saklambaç oynardık. Akşam olunca da ayrı bir keyifli olurdu. Bulunmamak için kamyon tekerinin arasında sıkıştığım ve nehir yatağına düştüğüm günleri hatırladıkça gülerim.
Başkası bisikletin tekerine pet şişe takarsa o bizi rahatsız eder; ama biz taktığımızda ayrı bir zevkli olurdu. Teneke şişelerde ses daha da güzel olurdu. Bu arada bisikletin frenleri tutmadığında durmak için ayakkabıyı arka tekere sürtüp ayakkabı yırtan kaç kişi var acaba?
Çoğu zaman misket ve taso yarışmaları yapardık. Yarışmayı kaybedenler elindeki bütün tasoları ve misketleri karşı tarafa verirdi. İlk kez o zaman atıldık piyango hayatına.
Efsane mahalle maçları. En şişman olan genelde kaleye geçer. Biz mahalle maçlarında köşe vuruşu kullanmazdık, 3 köşe vuruşu 1 penaltı ederdi. Önceden takımları belirlemek için ''aldım verdim'' ederdik. Karşı tarafın ayağına ilk basan kişi genelde en iyi oynayan kişiyi seçerdi ve itiraz etmeden maç sonuna kadar kaleye duracak elemanı. Ardından akşam ezanı okunur ve maç biter. Kazanan taraf kolaları ve gazozları terli terli içerek evinin yolunu tutardı.
Ah o ''mario'' oyununda bir kızı kurtarmak için döktüğümüz alın terleri yok mu? Oyun bir kızı kurtarmakla geçiyor olabilir mi? Bir de o sonunda canavarla karşılaştığımda kızgın asansörle geçerken aşağıya düşmek yok mudur? Sinir krizi. Bir de silahla vuramayınca köpeğin gülmesi. O en siniri.
Meşhur cino ve ağızda patlayan şekerler. Bolibonlar. Bozuk paraları katar kendi çağımızda piknik yapardık. Piknik dedim de aklıma geldi, ''piknik'' diye bir bisküvi vardı. 25 kuruş idi. Eskinin parasına 250 bin lira. Piknik açılışını onunla yapardık.
Gördüğümüz her hayvanı suda yıkardık. Veterinercilik oynadığım günleri de hatırlıyorum.
Ben son nesil biziz saniyordum, sizin donemde de devam etmisse ne mutlu. Simdiki cocuklar cok teknolojik yetiserek cocuklugun ne oldugunu tadamayacak. Bu arada bisikletin camurlugu yok, o sise o tekerlere sikismaz 😅 Cok guzel olmus, hepsini birden yasamis olanlarin cocukluguna dair bir eksiklik hissetmedigine eminim. Emegine saglik :)
En İyi Cevaplar