Kadın-Erkek İlişkilerinde Sistematik Gerçekler Röportajı - 5

Heyecanlı bir 4. bölüm bitişinden sonra devam ediyoruz :)

Soran : Avcılık toplayıcılık rollerini biraz açarsak aradığımız ipuçlarını bulabiliriz sanırım.

Alper T. : Şimdi duruma daha yakından bakalım. Bazı insanlar bir hikayeyi dinlerken gözlerinde canlandırırlar. Örneğin ben “taş” dediğimde, hemen gözünün önüne bir taş getirmen gibi, olayın içindeymişsin gibi. Taş devrinde bir yerlerdeyiz. İnsanlar topluluklar halinde mağaralarda yaşıyorlar. Şu anda kabilenin erkekleri av peşinde. Kadınlar mağarada kalmışlar. Daha doğrusu, yeni anne olanlarla yaşlı olanlar, mağarada çocuklarla ilgileniyorlar. Aralarında daha önce avlanmış hayvanların derilerini soyup giyecek yapanlar, av etlerini ve toplanmış meyveleri temizleyip yenmeye hazırlayanlar da var. Diğer kadınlarsa, mağara çevresindeki bitki örtüsünde yenebilecek meyveleri seçip toplamakla meşguller. Tüm bu işleri hep birlikte uyum içinde yapıyorlar. Şimdi mağaradan biraz uzaklaşıp av mekanında olup bitenlere bir göz atalım. Erkekler, 10-12 kişilik ekipler halinde çalışıyorlar. Her ekip ayrı yerlerde başka avlar peşinde. Şu anda izlediğimiz ekip, büyük bir hayvanın çevresini sarmış durumda. Ekipteki her eleman sessizce hayvana yaklaşarak birer ağacın ya da çalının ardına saklanmış. Av olarak seçilmiş olan hayvan henüz durumdan habersiz. Birazdan ekip liderinin işaretiyle hep birlikte avın üzerine saldıracaklar. Ellerinde ilkel silahlar var.

Soran : Şu anda bir ağacın ardına saklanmış, ava bakıyorum. Kalbim tamtam çalar gibi, koşmaya hazırım.

Alper T. : Her an av seni fark edebilir ya da beklemediğin bir yerden fırlayan vahşi bir hayvan seni kovalamaya başlayabilir. İster avın peşinde koş, ister bir yırtıcıdan kaç, her iki durumda da çok hızlı karar vermeli, çok hızlı hareket etmeli ve son sürat koşarken ne tarafa doğru gittiğinin farkında olmalısın. Detaylarla uğraşamazsın, bulunduğun çevrenin genel bir haritasını kafanda oluşturmuş olmalısın. Stratejik ve pratik düşünebilmelisin. Dahası, kaçarken ya da kovalarken, yalnızsın. Kendinden ve silahından başka güvenebileceğin bir şey yok. Av ortamında uzun sohbetlere yer yok. Fiziksel güç,
hızlı olmak, yalnızlık, minimum iletişim ve hatta sessizlik üzerine kurulu basit bir görevin var. Yanındaki ağacın dalındaki meyvenin rengi ile ilgilenemezsin, arkadaşınla sohbeti koyulaştıramazsın, yoksa ölürsün. Vahşi bir hayvanın saldırısına uğramak ya da ekipten dışlanarak aç kalmak istemiyorsan, zayıflıklarını dışarıya gösterme lüksün yok.

Soran : Clint Eastwood sendromu... Ya kadınlar cephesinde işler nasıl?

Alper T. : Oldukça huzurlu bir ortamda olduklarını söyleyebilirim. Tabii meyve toplayanların vahşi hayvanlara karşı tetikte olmaları gerek, ama kendi bölgelerinde av sahasına göre çok daha güvendeler. Toplayıcıların koşmak ya da saldırmak gibi bir görevleri yok. Onlar zehirli meyveyle zehirsiz olanı ayırmakta uzmanlaşmışlar. Bunun için meyvenin renk tonundaki en küçük farklılıkları bile algılayabilmeleri gerek. İşleri detaylarla. Mağaradakilerin de benzer bir görevi var. Bebeğin ses tonundan, cildinin renginden, hareketlerindeki her türlü değişiklikten onun aç mı tok mu, hasta mı sağlıklı mı
olduğunu anlayabilmeleri gerek. Bu konuda tam bir dayanışma halindeler. Sürekli yakın iletişimdeler ve dataylara karşı hassaslar. Renk tonlarının detayları, beden dilinin detayları, ruh hali değişikliklerinin detayları... Yalnız başlarına kalırlarsa yaşayamazlar. Sosyal becerileri onların topluluk dayanışmasının bir parçası olmaya devam edebilmeleri için önemli.

Soran : Hmm... Oldukça etkileyici bir tablo ortaya çıkıyor. Sırf bu taş devri manzarası bile “neden” sorusunun etkisini ortaya koyuyor.

Alper T. : Şimdi bir toparlama yapalım. Erkeklerin bireyselliğine karşı kadınların dayanışması. Erkeklerin fiziksel özelliklerine karşı kadınların sosyal becerileri. Erkeklerin pratikliğine karşı kadınların detaycılığı. Erkeklerin agresifliğine karşı kadınların anlayışlılığı. Kısacası, erkeklerin avcılığına karşı kadınların
toplayıcılığı. Şimdiii... Bakalım bulduğumuz “nedenler”, bildiğimiz kadın-erkek farklılıklarıyla nasıl örtüşüyor. Örneğin, stres altında erkeklerin çalışma performanslarının artmasına karşı kadınların çalışma
performanslarının düşüşü.

Soran : Avına saldırmaya hazırlanmış ve her an av olabilecek bir erkek yoğun stres altındadır ve bu durumda en iyi performansını gösterebilmelidir. Meyve toplamakta olan bir kadınınsa, vahşi bir hayvanla karşı karşıya kaldığında meyveleri daha iyi toplamasını bekleyemeyiz doğal olarak.

Alper T. : Böyle bir durumda, devreye girip kendisini kurtaracak bir savaşçıya ihtiyacı var. Başka neyimiz vardı?

Soran : Kadınlar bir problemlerini paylaştıklarında erkeklerin hemen çözüm üretmeye çalışması...

Alper T. : Başka ne bekleyebiliriz ki? Bir avcı için her problem bir an önce çözülmelidir, çünkü ölüm kalım meselesidir. Mağarada ise durum farklı, karşındaki kişinin senin duygularını anlaması ve seni dışlamadığını göstermesi ihtiyacı baskın.

Soran : Tabii kadınlar bir şey söylemeden yüz ifadelerinden, ses tonlarından anlam çıkarabilen diğer kadınları kendilerine yakın hissediyorlar. Yakınlık hissettikleri erkeklerin de aynı şekilde davranmasını bekliyorlar.

Alper T. : Oysa bir avcı için net bilgi alışverişi önemli. “Av şurada” ya da “kaplan geliyor” kadar açık ve basit olmalı... Dolaylı ve imalı konuşup anlamanı bekleyen, anlamazsan tepende dırdır eden
biri sinir bozucu olabilir.

Soran : Kadınların alışveriş merakı da toplayıcılık geçmişinden geliyor, değil mi?

Alper T. : Evet. Temelde evin erkeği ava çıkar, ya da işe gider; kadınsa “toplayabildiği” sürece kendini iyi hisseder. Bence çok ilginç olan bir nokta da, erkeklerin sadece temel renklerle ilgilenmelerine karşılık, kadınların “fuşya”dan “ekru”ya, “lila”dan “yavru ağzı”na kırk çeşit renkle uğraşmaları.

Soran : Çünkü toplayıcılıkta en ufak renk farklılıkları önemlidir.

Alper T. : Ve karşındaki kişinin ten rengindeki değişimleri takip edebilmek sosyal anlamda önemli bir güçtür.

Soran : Saç şeklini değiştiren kadının bunun fark edilmesini beklemesine ne dersin?

Alper T. : Gene detayları takip etmenin yakınlık olarak algılanması. Bir avcı için avının kıl şekli ya da göz renginin tonu önemli değil ne yazık ki.

Soran. : Ama bundan dolayı kimse bizi suçlayamaz, bu atalarımızdan bize geçen bir lanet...

Alper T. : Maalesef bu kadarla bitmiyor.

Soran : Nasıl yani?

Alper T. : Erkeklerin kişilikleri Haziran ayının başında neyse, sonunda da odur. Ya kadınlar?

Soran : Ah, evet, kadın meseleleri. Ayın halleri...

Alper T. : Evet. Kadınlar aylık periyotlarla kişilik değiştiriyorlar.

Soran : Sanki daha fazla zorluğa ihtiyacımız varmış gibi...

Alper T. : Neyse ki, mağaradaki duruma bakarak bununla da başa çıkabiliriz. Biraz bilimsel tarafına bakalım önce. Bilindiği üzere, kadınlar yaklaşık 28 günlük periyotlarla çocuk sahibi olabilecek hale gelip gelip giderler. Yani birkaç gün süren “cinsel birleşme durumunda bebek oluşumuna elverişli dönem”e girer, sonrasında ise tekrar “doğal nüfus planlaması sistemlerinin geçerli olduğu” hale geri dönerler.

Soran : Ve hormonlarının etkisiyle ciddi farklılıklar yaşarlar.

Alper T. : Konuyu daha basit bir dille ele almak için bu dönemlere “dişi” dönemi ve “anne” dönemi
diyelim. Tabii “anne” dönemi ille de bir çocuğu olmasını gerektirmiyor. “Dişi” döneminde
çiftleşmeye yönelik karakter ön plana çıkarken, “anne” döneminde kendisinin ya da
kabiledeki diğer kadınların bebeğinin bakımında görev aldığı standart toplayıcı karakterine bürünüyor.
Fizyolojik olarak, “dişi” dönemindeki bir kadının daha seksi bir tablo sergilediğini söyleyebiliriz. Beden duruşundan davranış şekline, cildinin parlaklığından ses tonuna kadar her anlamda daha kadınsı hale geliyor, çünkü erkeklerin ilgisini çekmesi gerek. Bu dönemde daha erkeksi erkekler ilgisini çekiyor, yani
daha maceracı, güçlü, sert, ilgisiz, az konuşan bir avcı tipi.

Spran : Hem peşinden koşup hem de kendisine kötü davrandığı için şikayet edip durduğu sevgili modeli.

Alper T. : Evet, bu dönemde “iyi sevgili” arıyorlar.

Soran : “Anne” dönemindeki bir kadınsa “iyi baba” peşinde.

Alper T. : Kesinlikle. Bir kadın çiftleşme döneminde değilse, çocuğuyla ilgilenecek, ailesini koruyup kollayacak, kendisini yakın hissedip güvenebileceği bir erkekle birlikte olmayı istiyor.

Soran : Mağaradaki toplayıcı tipi ile ilgili açıklamalar bu dönemde gözlemleniyor. Burada iki soruyla karşı karşıyayız. Birincisi, bu dönemlerde kadınlara farklı şekillerde mi yaklaşmalı? İkincisi ise, hangi dönemde olduğunu takip etmek kolay mı?

Alper T. : Bu sorulara geçmeden önce vurgulamak istediğim başka birşey var. Bu “dişi” ve “anne” dönemleri her kadında aynı yoğunlukta değil. Bazı kadınlar baskın olarak “dişi” dönemi etkileriyle hareket ederken, bazılarının karakterini “anne” dönemi davranışları belirleyebiliyor. Bazıları her iki dönem
arasında sarsıcı gel-gitler yaşarken, bazılarında değişim gözlemlenemeyecek kadar hafif olabiliyor.
Temelde “dişi” döneminde kadın daha aktif ve dışa dönük. Alkol kullanmaya ve çikolata gibi tatlı yiyecekler tüketmeye daha yatkın olabiliyor. Dikkatli bir gözlemci, dış görünüşü ve konuşurkenki ses tonu gibi ipuçlarını da fark edebilir. Ayrıca, “dişi” dönemindeki kadınlar farkında olmadan daha seksi
giyinmeye meyilli oluyorlar. Kısacası libido’nun yüksek olduğu bir dönem bu. Bu dönemin kapanışı bazı kadınlarda çok şiddetli seviyelerde olan bir gerginlik ve agresiflik tablosuyla gözlemleniyor. Takip eden “anne” döneminde ise, daha sakin ve uyumlu bir tipleme görüyoruz. Yani bir kadının hangi dönemde olduğunu dışarıdan takip etmek mümkün olabiliyor, ama asıl soru, gerekli mi? Bana göre gerekli olan, bir erkeğin genel bir tarza sahip olmasıdır. Sürekli değişen bir yapının peşinde koşmak kolay değil. Tek yapılması gereken, kendi tarzın çerçevesinde davranmaya devam ederken, kadının değişken kişilik yapısının farkında olmak, gözlerini açık tutarak onun ruhsal durumunu takip etmek ve gereken anlayışı göstermek. Dediğim gibi, bu sürecin farkında olmak yeterli. Bir kadının normalde olduğundan daha gergin ve suçlayıcı olduğunu görüyorsan, biraz geri çekilip ona nefes alacağı bir alan bırakman gerek. Bu ister içinde bulunduğu dönemden kaynaklanıyor olsun, ister başka sebeplerden. Üzerine gitme yeter. Ne de olsa stresle araları iyi değil.

Soran : Bu arada, bazı kadınlarda bu döngünün 28 günden daha uzun periyotlarla gerçekleştiğini de not düşmekte yarar var.

Alper T. : Eveeet… Kadınları anlamak adına önemli yol kat ettik sayılır. Artık taş devrini geçmişte bırakıp daha güncel konulara dönmeye hazırız sanırım. Tabii avcılar ve toplayıcılar her an yanımızda olacaklar.

Soran : Çok sağlam bir bakış açısı kazandık. Kadın erkek ilişkilerini açıklamakta yararlanacağımız başka kaynak var mı?

Alper T. : Doğrusu, konuşmamızın başlarında belirttiğim gibi, kadın veya erkek, her insanın hayatta
bazı ortak motivasyonları ve davranış şekilleri var. Bunların amacı hayatta kalmak ve iyi bir hayat yaşamak. Çekici, etkileyici kişilerin temel özelliği, bu motivasyonları harekete geçirmeleri ve kendileriyle
ilişkilendirmeleri.

Soran : Çekiciliğin kapsamına giriyoruz.

Alper T. : Seninde bahsettiğin “Labirentten Çıkan Adam Olmak”, “Kızın Hayallerini Gerçekleştiren Adam Olmak”, “Duygu Çeşitliliği Yaşatmak” gibi kadınların ideal erkekte aradıkları özellikler, özde kadınlara hayatta olduklarını hissettirmekle ilgili. Karşındaki kadının ihtiyaçlarına cevap verebiliyorsan, senin yanından ayrılmak istemeyecektir. İhtiyaçları da, istisnasız, hayatı dolu dolu yaşamakla ilgilidir. Çevresine huzur yayan biriysen, huzura ihtiyaç duyanları çevrene toplarsın. Maceraya açık biriysen, hayatında heyecan arayan kişileri çekersin kendine. Güçlü ve korumacı biriysen, güvende olduğunu hissetmeye ihtiyaç duyanlar senin yanındaolmayı isterler. Kadınların “dişi” ve “anne” dönemlerini bir arada ele alırsak, farklı derecelerde de olsa tüm kadınların ihtiyaçlarını karşılayacak özellikler bellidir: Maceracı ama güvenilir, sosyal ama bireysel, güçlü ama hassas, kararlı ama esnek, enerjik ama sakin, ciddi ama eğlenceli… Kısaca savaşçı bir aile babası.

Soran : Özetle, geniş bir yelpazede dengeli bir kişilik. Zıtlıklar arasında bir denge kurmak gerekiyor. Her özellik, abartıldığında ters tepebilir. Lider ruhlu olmak, asla arkadan gelenleri önemsememek haline gelmemeli. Koruyuculuk, boğucu seviyede olmamalı. Esprileri sululuk şekline getirmemeli. Takılma ile sataşma birbirine karıştırılmamalı.

Alper T. : Arada öyle güzel bir denge var ki, hem hayatını dolu dolu yaşıyorsun, hem de çevrendekiler senin ışığına geliyorlar. Ne yardan geçiyorsun ne de serden.

Soran : Bu muhteşem bir şey. Taviz vermeden insanları memnun edebilmek… Hatta herkesin gıpta ettiği bir var oluş şeklini yaşamak. İdeal görünüyor.

Alper T. : Gerçekte herkesin kendi küçük hataları olabilir. İşin güzel tarafı, mükemmel olman gerekmiyor. İnsanca eksikliklere sahip olmanın sakıncası yok, yeter ki bu yönlerinin farkında ol ve kendinle barışık ol. Karizma yapmaya çalışmak yerine kendini tanımak ve kendin olduğun için kimseden özür dilememek. İşte asıl karizma etkisini sağlayan bu. Herkesin kendiyle barışık olmaya ihtiyacı var, sen kendinle barışıksan en etkileyici özelliğe sahipsin demektir.

Soran : Harika. Gel şimdi şu çekici erkek konusunu biraz detaylandıralım.

Alper T. : Senin Çekicilik konusunda aktardıklarının üzerinden bir daha geçmeye gerek yok. Ek olarak bahsetmek istediklerim daha çok iletişimde dikkat edilecek konularla ilgili. Yani bir erkek bir kadınla etkili bir iletişimi nasıl kurabilir? Sözlü ve sözsüz iletişimini nasıl yapılandırmalı?

Soran : Karşı cinsi anlama konusunda eşsiz bir zemin oluşturduk. Şimdi sıra karşı cinsle ilişkiler konusunu bu zeminin üzerine inşa etmeye geldi.

Alper T. : Evet. Ön hazırlığı tamamladık, şimdi asıl gerçek hayatta işe yarayacak konulara hazırız. Öncelikle, kadın erkek ilişkilerinin lise ders müfredatına göre yapılandığını söylemek gerek.

Soran : Nasıl yani?

Alper T. : Demek istiyorum ki, aslında kadın erkek ilişkilerindeki sihirli formülü liseden beri biliyoruz. Bu ana formül, “Kimya-Fizik-Biyoloji”dir.

Soran : Ha ha...

Alper T. : Önce Kimya’nızın uyuşması gerekir; yani hayata bakışınız, espri anlayışınız, kullandığınız dil, enerjiniz... Sonra Fizik’sel yakınlaşma gelir; basit dokunma’dan elele tutuşmaya ve öpüşmeye kadar gelişen süreç...

Altıncı Bölüm Yoldaa :) Yorumunuzu eksik etmeyin lütfen.


1|0
45

En İyi Kız Görüşü

En İyi Erkek Görüşü

  • Teşekkürler paylaşım için. Elinize sağlık.

    0|0
    0|0

Senin görüşün nedir?

Kızlar Ne Diyor 3

  • Güzel paylaşım..

    0|0
    0|0
  • Teşekkürler

    0|0
    0|0
  • mükemmel br yazı olmuş.

    0|0
    0|0

Erkekler Ne Diyor 4

  • Çok uzun beaa

    0|0
    0|0
  • Teşekkürler.

    0|0
    0|0
  • Eline sağlık güzel bence..

    0|0
    0|0
  • Eline sağlık

    0|0
    0|0
Yükleniyor... ;