Sizlerde biliyorsunuz, dünyaya geldikten bir süre sonra önce okula gideriz ve hayatımızın bir kısmını çocukluk kısmını ilkokul ve lisede tamamlarız. Sonra bazılarımız çeşitli işlere girip para kazanmaya başlar, bazılarımızda üniversiteye devam ederek hayatını şekillendirir.
Ortalama olarak yirmibeş yaşlarında birçoğumuzun bir meslek sahibi olduğunu söyleyebiliriz.
Yani yirmibeş yaşlarında başlayan iş hayatımız, aşağı yukarı yaşlandım diyeceğimiz yaşlara kadar devem eder.

Yoğun olarak benden gücü ile çalışan kişilerin bedenleri sürekli aktif olarak kullanıldığından hem yaşlanana kadar daha dinç kalıyorlar, hemde yaşlandıklarında bedenlerinin bu kadar yorulmuş olması bir hayli zorluk çıkarıyor.
Aynı şekilde beden gücünü daha az kullanarak hayatlarını sürdüren kişilerde bu hareketsizlikten ötürü sıkıntılar yaşayabiliyor, ya da zihinsel çöküntülere uğrayabiliyorlar.
Onca sene ne için çalışıyoruz?
Bir çoğumuz kendi ve ailesinin hayatını güvence altına almak için bu yoğun tempoda uzun yıllarca çalışıyoruz. Bunlar ev almak olabilir, araba almak, ikinci bir ev almak, daha güzel bir araba almak, güzel elbiseler almak, tatillere gitmek, teknolojik cihazlar almak, yaşlandığımızda rahat etmek gibi sebeplerle ömrümüzün büyük bir kısmını iş hayatımıza yatırıyoruz.
İnsanların hayatlarının en güzel zamanlarını yukarıda yazdığım sebepler için çalışarak harcıyor olması beni üzen nokta oluyor. Tabi istisnalar olabilir, doğuştan varlık sahibi olan insanları bu yazının dışında tutuyorum. Yani çalışmadan da, hayatlarını sürdürebilecek geliri olan insanları bu yazının dışında tutuyorum. Dünyanın büyük bir kısmının benim yazımda bahsettiğim insanlar olduğunu var sayıyorum.
Yirmibeş yaşında iş hayatına atılan bir kimse şuanın Türkiye şartlarında, 65 yaşına kadar çalışıp emeklilik hakkı kazanabiliyor. Bu yaştan sonra bir şey yapılamaz demiyorum fakat, ömrün büyük bir kısmının gitmiş olduğu açık. Bütün gençlik zamanları, yaşlanıldığında rahat etmek için feda edilmiş bir yaşam.
Ne yazıkki ekonomik sistem bu şekilde işlediğinden, insanlar kendisini bunun dışına atamayacağından ötürü hepimiz hayatlarımızın köleleri olarak çalışmaya devam ediyoruz.
Her ne kadar bende bir çalışan olsamda, bunları düşünmeden edemiyorum.
Sistem seni alışverişe sürükleyip borçlandırıyor ve sende borcunu ödemek için çalışmak zorunda oluyorsun. Sistem seni ev almaya, araba almaya, daha iyilerini almaya, güzel giysiler, telefonlar almaya zorluyor. Bir şekilde bir çoğumuz bu gibi şeylere yatırım yapıyoruz. Bunların bedelini ödemek için yıllarca çalışıyoruz. Bazılarımız bunları bile yapamıyor, kira ve fatura parasına çalışan onlarca tanıdığım var. Belki eline geçen fırsatları değerlendiremediklerinden ya da başka sebepler yüzünden kazançları düşük olabilir ama yinede bir insan hayatının kıymeti bu kadar ucuz olmamalıdır.
İnsanlar yiyebileceğinden fazla kazanmanın isteği içerisindeler
Bu hırsımız ile tüketici toplumunun değişmeyen yapıtaşlarından oluyoruz zaten. Her zaman daha fazlasını istemiş olmanın sonuçlarından biriside, yaşlandığımızda bütün bir ömrümüzü çalışarak geçirdiğimizi anlayacak olmamız.
Yanlış hatırlamıyorsam dünyanın en zengin 65 kişisinin toplam malvarlığı, tüm dünyadaki insanların %70 lik kısmının toplam mal varlığına ya eşit ya da fazla idi. Peki bu 65 kişinin bizden çok farklı bir hayatımı var acaba ? Evet çok güzel yerlerde yemek yiyip, en iyi tatilleri yapıyordur, en iyi arabalara biniyordur vs.
Umarım hepimiz hayatlarımızı dolu dolu yaşayarak mutlu bir yaşam süreriz.
Okuyan herkese teşekkürlerimi sunarım.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer