
Geçen temizlik günü pencereleri siliyordum ve her zaman düşündüğüm o cümle geldi aklıma; Ne için, kim için yaşıyoruz?
Hayatımızı parlak camlardan bakarak sürdürebilmek için beş katlı apartmanın beşinci katından sarkarak cam siliyoruz. Kendimi sorguladım. "Bu camları kimin için temizliyoruz?"... Kendimiz için. İyi ama oradan düşüp ölme riskimiz varken, kendimiz için bir şeyler yapmaya çalışırken hayatımızı riske atarken gerçekten hayatımız için iyi bir şeyler yapmış mı oluyoruz?
Önceliklerimizi hayatımızı daha ilk planlamaya başladığımızda belirlemeliyiz bence. Temiz bir cam mı istiyorum yoksa hayatımı mı?

2010 yılında bir yemek fabrikasında staj yapıyordum. O zamanki para hesabıyla günde 17 TL'dan biraz fazla ama 18 TL'sını kesinlikle bulmayan bir ücretle yaklaşık yüzelli işçi de o fabrikada çalışıyordu. Haftanın üç günü yaklaşık bir sene gittim o fabrikaya. İşçilerin yeri geldiğinde aralıksız yirmi saat çalıştırıldığına şahit oldum. Ben de o kadar süre çalışmak zorunda kalıyordum. En az çalışma süremiz ise günde 14 saat idi.
Bunu sorgulamaya o zamanlarda başladım. O insanların kendilerine ait bir hayatı yoktu. Sadece pazar günleri izinleri vardı ve kazandıkları parayla karınları bile zor doyuyordu. Pazar günlerini de muhtemelen uyuyarak geçiriyorlardı çünkü yaptığımız iş çok çok ağırdı. Kadınlar yüz kiloluk yemek bidonlarını indirip kaldırıyordu mesela.
İnsanlar neden karınları doysun ve pazar günü uyuyabilsin diye bu modern köleliği kabul ediyorlar?

Fabrikanın sözde çalışanı olan patronun oğlu ve gelini aynı evden iki farklı otomobil ile çıkıp geliyorlardı. İnsanlar da onlar iki farklı otomobille aynı mekana gelebilsin diye onlara kölelik ediyorlardı.
Yoksulluk; fakirleri doyuramadığımız için değil zenginleri doyuramadığımız için var.
Uyku insanın ihtiyacı olan temel olgulardan biri. Fakat tarihin her hangi bir noktasında insanlar kendilerine işkence yapmayı seçmiş ve uyku ihtiyacı giderilmeden kendini uyandırmayı seçmiş. Eğer uyumaya devam ediyorsak yaşamımıza devam sağlayan ve bizi "canlı" kılan tek şey olan bedenimizin uykuya ihtiyacı var demektir. İhtiyacı olmadığında vücut zaten kendini uyandırıyor. Biz bunu kendimize yapıyoruz, tamam belki bu bir seçim, peki ya çocuklar? Onlara yaşamak zorunda oldukları bir hayat dayatılıyor ve sebebini bilmeden uykudan uyanıp okula gitmek zorunda kalıyorlar. Eğitim sistemi ise kaç ülkede harika ki?

‘Kölelik hiç bir zaman kalkmadı, sadece tüm ırkları kapsayacak şekilde genişletildi.’ Browski
Bunları yazarken parasız bir yaşam kurmanın çok kolay olduğunun bilincindeyim. Mesela bugün o köleliği yapmaktansa gider bir köye hatta ıssız bir deniz kenarına yerleşir kendi besinimi de kendim üretirim.
Ben bugün kozmetik ürünlerimden, elbiselerimden vazgeçemiyorum belki ama onları alabileceğim bir yaşama da sahibim. Hem de köle olmadan.
Ancak fabrikada tanıştığım o insanlar akşamları izlediği dizilerin bile başına yetişebilecek vakte sahip değiller. Sonunu izleyebilecek enerjiye sahip değiller. Kendilerini soğuktan korumak için giyinebiliyorlar en fazla, ve sadece karınlarını doyurabilmek için yiyorlar. Peki neden hayatlarının önceliğine bir patron ve kendilerine verilen işi koyuyorlar?

Neden ve nasıl yaşamak istediğimizi hayatımıza yön vereceğimiz ilk gün karar vermeliyiz ve her gün hayatımıza yeni bir yön verebiliriz.
Aşk İlişkileri
Bebek Bakımı
Cam Cilt
Üniversite Tercih
Gündem
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar