Ve Üzülen Her Zaman, En Çok Değeri Veren Olur

Hayatın garip bir ilerleyişi var.


Çoğunlukla yaşamımızın her döneminde, verdiğimiz değer boyutunda sınıflandırılırız. Böyle denilince aklımıza, ne kadar değer veriyorsan o kadar önemsenirsin tarzı bir algı oluşuyor. Ama bu algının doğru olduğunu düşünmüyorum. Bence, insan verdiği değer kadar geri plana atılıyor.


Ve Üzülen Her Zaman, En Çok Değeri Veren Olur


Bu acı dolu yaşamda, herkesin ortak bir noktada buluştuğu nadir konulardan biri de; bir acı çektiren ve bir acı çekenin olduğu. Evet genellikle böyle ilerliyor; seviyorsun, çok seviyorsun, sanırım gereğinden fazla seviyorsun, kaybediyorsun, yavaş yavaş kaybediyorsun, çok sevdiğinden kaybediyorsun..


Aslında bu olayla ilk karşılaştığım zaman, bunu adlandırmam çok zor olmuştu. Küçük bir çocuktum. Sarı saçlarım örgüler halinde belime doğru düşerken, kız grubumla dans ederek Hepsi grubunu taklit ettiğimiz yıllardı. Masum küçüklerdik hepimiz. Anladıklarımız ve anlatabildiklerimiz kısıtlıydı. Hayallerimiz evimiz olmuş, dünyamız rengarenk çiçekler ile dolmuştu. Ve ben ilk dersimi o yaşlarımda almıştım.. Arkadaş grubumun her üyesine fazlasıyla değer verirdim, çok severdim. Hepsi benim kardeşim gibiydi sanki. Sonra ne oldu ? Tabii ki 9 yaşındaki bir çocuğun başına çok büyük bir şey gelemez. Olan tek şey, kardeşim gibi gördüğüm kızların arkamdan acımasızca konuşmalarına şahit olmak olmuştu.


Evet, şu an baktığımda sadece komik bir anı. Ama hayatımın bu noktasına geldiğimde, bu trajikomik anının defalarca tekrar ettiğini görmüş durumdayım.. Çok değer veren insanların ortak sorunu da bu sanırım, acı çektirmesi kolay insanlarız biz.

Ve Üzülen Her Zaman, En Çok Değeri Veren Olur


Bizler çoğunlukla ikinci tercihler oluruz. Sığınılan buruk bir liman , ya da bir evim var güvencesiyle sokağa adım atmak gibi. Neden verdiğimiz değer kadar üzülüyoruz ? Neden karşılıksız verdiğimiz bu değerleri insanlar bir çöp parçası gibi kenara fırlatıyor ?


Çoğu şahısın zihninde belirmiş bir düşünce var.


Evet, bunu inkar edemezsiniz.


Çoğumuz, hatta yeri geldiğin de ben bile, zoru daha etkileyici buluruz. Elde edemediğimiz şeyler daha çekici gözükür gözümüze. Bizi istemeyen kişilerin hayatlarında olmak daha eşsiz bir duygudur çünkü. Bir başarıdır, bir zafer. İşte bu ilerleyiş de hayatın üzücü bir gerçeğini yansıtıyor bizlere.


Bizler, üzülmeye mahkum konumuna geliyoruz.. Maalesef böyle, belki fazla pesimist bir düşünce ya da fazla yargılı ama ortaya konan her farklı düşüncenin birleşimiyle gelişmiş olsa bile bu düşüncenin varacağı sonucun bu olacağına eminim.


Peki ne yapmalıyız ? Biz de, insanların peşimizden gelmesi için isteksiz ve duvarları olan insanlar haline mi gelelim ? Değişmek, kendimizi şartlamak zorunda mı olmalıyız ? Hayır, hayır. Hiçbir kişi, başka biri için kendini değiştirmemeli. Bir insanın elinde olan en büyük hazine, kendi özgün kişiliğidir görüşümce. O kişiliği kimse için kaybetmeyelim.. Ama daha güçlü adımlarla basalım hayata. Daha temkinli ilerleyelim. Önümüze çıkan her kişiye aşırı değer vermek, bizi yıpratmaktan başka bir işe yaramaz.. Kimseye değer vermeyin demiyorum tabii ki, ama değeri hak edene verelim be canım arkadaşlarım.


Bunu yapmak tabii ki zor. Bunu yapabilseydim, bu yazıyı yazıyor olmazdım zaten. Fakat çabalayacağıma dair kendime söz veriyorum. Biz kimsenin geri planda tuttuğu, eğer işleri kötü bir boyuta girerse sığınacakları yuvaları değiliz. Kendi hayatımızın isimsiz figüranları hiç değiliz. İlerleyiş ve hissettiklerimiz adına birazcık olsun farkındalık yaratmalıyız.


Hayat renkli bir bahçedir,


Onlar dikenleri içinde ışıl ışıl parlayan güller için canlarını acıtır,


Ama onlara en güzel kokuyu verecek menekşeler; bahçenin en kuytu köşesinde, kendilerini karşılıksız olarak vermeye hazırlardır.

Ve Üzülen Her Zaman, En Çok Değeri Veren Olur



Bir insana gereğinden fazla değer verirsen, ya onu kaybedersin ya da kendini. - Rabindranath Tagore


Ve Üzülen Her Zaman, En Çok Değeri Veren Olur
Cevapla