Cadılık Kavramı ve Cadı Avları

"Kadın" ile özdeşleştirilmiş birçok kelime ve kökenini incelerken dikkatimi çeken bir konudan daha bahsedeceğim şimdi. Cadı denildiğinde; yaşlı, beyaz saçları ve sivri burnuyla çirkin ve süpürgesiyle semalarda uçan bir kadın canlandı gözünüzde değil mi?


Cadılık Kavramı ve Cadı Avları


Neden gözünüzde canlanan bir erkek değildi demeyeceğim elbette. Çünkü dönemin cadı diye yakalanan, tabiri caizse avlanan ve yakılan kişileri çoğunlukla kadındır.


Cadılık Kavramı ve Cadı Avları


İlk olarak 15. yüzyıl'da karşımıza çıkıyor cadı avları. Avrupa köylerinde güç sahibi, üretici ve diriliğin, bereketin sembolü kadınlar ile devlet ve güçleri giderek artan soylular arasında bir raund diyebiliriz sanırım buna.


Cadılık Kavramı ve Cadı Avları
Cadı olduğu gerekçesi ile suçlananların çoğu köylü, fakir ve yaşlı kadınlardan oluşuyordu ve bu kadınlar aslında güç sahibi olmak için dini kullanan kilisenin otoritesini sarsıyordu. Çaresiz dertlerin çözümü için insanlar; şifalı otları kullanan bir takım kadınlardan medet umuyordu. Kazanlarda otlar kaynatan, eski inanışlarına bağlı kalarak dualar okuyan bu kadınlar çok geçmiyordu ki "cadı" olarak fişlenip yakalanmasın. Daha sonrası malumunuz ki Engizisyon mahkemelerinde yargılanıp (!) halk önünde diri diri yakılıyorlardı.


Mahkemeler elbette bir formaliteydi. Suçlanan kadınlar ilk olarak ruhunu ve bedenini şeytana satmak, şeytanla anlaşmak, çocuk ölümlerine ve geçmek bilmeyen salgın hastalıklara sebep olmak, doğal afetler, hayvan ve ekinlere zarar vermek gibi suçlarla yakalanıyorlardı.


İşte bu avlar, kadın bedeni üzerinde devlet yapılanmasının söz sahibi olmaya başladığı döneme denk gelir. Doğurgan ve üretken kadındır. Bir erkeğin asla sahip olamayacağı bir özellik ona bahşedilmiştir.


Ebe olarak bilinen, doğum yaptıran ya da kürtaj yapan kadınların da ruhunu şeytana satan bir cadı olduğuna işaret edilir. Aslında "sağlık" ile özdeşleşmiş pek çok konu cadılık suçlamaları ile örtüşür ve bu kadınlar dönemin mahkemelerinde savunma hakları olmadan yargılanırdı.


Cadılık Kavramı ve Cadı Avları


Yargılama aşaması ise türlü işkencelere sahne oluyordu. Cadılık ile suçlanan kadınlar tamamen soyulmakta, bir çarmıh düzeneğinin üzerine bağlanarak vücuduna iğneler batırılmakta ve bakire olup olmadıklarını anlamak içinse tecavüze uğramaktaydılar. Eğer bulgular cadı olduğu yönündeyse -ki aksi hiçbir zaman olmuyordu- toplanmış bir kalabalığın önünde asılmakta ve sonrasında yakılmaktaydılar. Yakılmadan önce hala canlı olmaları beklenirdi. Eğer canlı kalabilirse zaten cadı olduğuna emin olunurdu. Düzenekte ise onların asıldığında ölmemesi için yağlı urgan kullanılırdı.


Zamanla toplumsal olarak daha da acınılası bir hal almıştır bu avlar. 16 yy başlarında, Avrupa'da sokakta dilenen kadınların bile cadı olduğu gerekçesi ile yakıldığına şahit olunur. Çünkü eğer sen ona erzak ya da para yardımı yapmazsan, onun seni lanetleyeceğine inanılır.


İnfaz edilen bir cadı hakkında suçlama metni şöyledir:



Tarlamdan izin almadan meyve topladı, geri bırakmasını istediğimde sinirle sepetini yere fırlattı ve bir şeyler mırıldandı. O günden sonra tarlamda bir daha mahsül yetişmedi.



Bu ve benzeri suçlamalarla infaz edilen kadınların birçoğu yaşlı, fakir ve köylüdür. Soylu tabakanın sırtından geçinmesine müsaade vermemiş olmaları ise bu aşamada benim tahminim. Ancak bu konuda kapsamlı bir araştırma yapmadım, var olduğuna dair bir kaynak da bulamadım.


Bana ilginç gelen ve yazmaya değer bulduğum şey ise "cadılık" kelimesinin yarattığı algının "kadın" olmasıydı. Benim de cadı denildiğinde gözümde canlanan bir kadındı. Tesadüf müdür bilinmez ancak bazı kelime ve kavramların cinsiyetinin olduğu gerçeği de yadsınamaz.

Cadılık Kavramı ve Cadı Avları
Cevapla