Ne zaman o melun sesi duysam içim ürperir. Bilirim ki yine bir yerlerde bir ağaç sessizce ağlıyor, yine bir ağaç bütün güzelliğini kaybedip çırılçıplak kalıyor, şöminelik odun haline getirilip bırakılıyor.

Evet, belediyelerin elinde hızarla ağaçları öldüresiye budayan sözümona park ve bahçeler müdürlüğü işçileriyle, ağaç budamaya meraklı insanımızdan bahsediyorum.

Kasım ayında başlayıp güya Mart ayı başına kadar yani toprağa olan son cemrenin düşmesinden evvel, diğer bir deyişle ağaçlara su yürüyüp de uyandıkları mevsime gelmeden bitirilmesi gereken budama işlemi halen devam etmekte olup, bu cahil, bu şehircilik anlayışı sıfır, doğa düşmanı olan insanlar yüzünden yeşillenmeye başlamış ağaçlara bile acımasızca uygulanmakta ve ağaçlar hemen her bahçede, sokakta ve parklarda ancak nükleer bomba atılmış şehirlerde görebileceğiniz, yaşayıp yaşamadığı belli bile olmayan cansız ve ruhsuz bir görüntüde bırakılmakta.
Buyurun bir acımasızlık örneği;
Bu budama değil, katliam! Bu insafsızlık!
Ağaçların budama tekniği cinslerine göre değişir. Misal; kavak boyuna büyüyen bir ağaç olduğundan yan ve alt küçük dallar kesilmelidir, tepesinden kesemezsiniz, küser ve ölür. Enine genişleyen ağaçlar ise tepeden kesilerek şekil verilmeye uygundur.
Ama bu katiller her cins ağaca aynı budamayı uyguluyor. Ağaç yaşarsa şanslarına, kendini toplayamaz da ölürse 'Allah öyle istedi!'. Ne geri kalmış bir savunma zihniyeti!
1 haftalık Avrupa seyahatinden yeni döndüm ve birini arabayla transit geçip diğer 2'sinde kalarak toplamda gezdiğim 3 ülkede böyle bir acımasız katliam ne gördüm ne de duydum.
İşte medeni ülkelerdeki park anlayışına bir örnek:
Londra'daki St. James Parkı..

Avrupa'daki parklar sincapların bile yaşayabileceği bir doğallığa ve görüntüye sahipken buradaki parklarda oksijen bile soluyabilmek mümkün değil.
Ve işte medeni olmayan ülkemizin bitki fakiri park anlayışı..

Medeni ülkelerde budama başvurusu yapıldığında ağaçlar, bilgili ve eğitimli bir uzman tarafından iyice incelenir. Gerçekten budanması gerekip gerekmediği, yaşı, cinsi, hangi dallarının ne kadar kısaltılacağına karar verilir ve ağaçlar doğal güzellikleri bozulmadan mevsiminde ve gerektiği kadar budanır. Veya uzman uygun görmezse başvuru reddedilir.
Ancak ne insan ne de hayvanlara bile saygı duyulmayan ülkemizde durum ne yazık ki öyle değil. Başvuru yapıldığı andan itibaren ağacın kesileceğinden emin olabilirsiniz. Çünkü inceleme adı altında gönderilen görevliyle konu ile ilgili kısa bir sohbet bile yapsanız anlayacaksınız işin mürekkebini yalamadığını. Zaten adamın suratındaki ifadeden bile belli eğitimsiz olduğu.

Bu seri katiller yüzünden büyük şehirlerimizde ne kuşların yuva yapabileceği veya tohumlarıyla beslenebileceği dallar ne de sıcak yaz aylarında gölgelik yapan, rüzgarda hışırtısıyla içimizi olsun serinleten yapraklar kalıyor.

Kuşlar yuva için yer bulamadıklarından pencere önlerine saldırıyor ve çoğu yuva da yumurtalarla beraber ya rüzgardan ya da temizlik sırasında düşüp kırılıyor.
Bu ülkedeki park ve bahçecilik anlayışının temel ilkesi bana göre şu; 'Her sene aynı ağaçlarla uğraşacağımıza her 5 senede bir tamamiyle budayarak vakitten kazanırız.'

Eh, ne de olsa zamanları çok değerli zat-ı muhteremlerin! Uğraşacak onlarca önemli işleri! varken birkaç ağacın nasıl bir değeri olabilir ki?!
Bahaneleri de hazır; 'xxx cinsi ağaçlar bu şekilde budanmazsa zamanla içten içe çürürler.' Peh! Yalanınızı sevsinler, biz de yedik.

Milletçe işimize gelmeyeni mahvetmekte üstümüze yok.
Ağaç fazla mı uzun, pencerenin güneşini mi kapatıyor? Kes gitsin!
Kedi, köpek çok mu çoğaldı, sesleri rahatsızlık mı veriyor? Zehirle gitsin!
Kadın sesini fazla mı çıkardı? Döv gitsin!
Adam camına kartopu mu atmış? Öldür gitsin!
Birkaç yüz metre ötedeki camiye kadar yürümeye üşenen tembel insanımızın yeni cami ihtiyacı veya gösteriş düşkünü harcamaya meraklı vatandaşın yeni AVM ihtiyacı için yer mi yok? Parkı boz gitsin!
Tarla mı açılacak, ev mi yapılacak? Ormanı yak gitsin!
Ama, birilerinin canı saray çekti diye elini cebinize mi sokup boşaltıyor, kaç çocuk sahibi olacağınıza hatta çocuk sahibi olmak istemeyeceğinize, doğurma şeklinize, ne yiyip içeceğinize, hangi diziyi izleyeceğinize, inancınıza, internetinize, kıyafetinize mi karışıyor? Hah, orada durun işte. Ancak masum ve güçsüzlere dayılanan insanımız, ülkeyi Potemkin'in Köyü haline getiren tokatçı idarelere karşı bir de öbür yanağını gösteriyor.
Dostlar alışverişte görsün misali, yol kenarlarına, kavşaklara ekilen 3-5 lale ne yazık ki acımasızca katledilen o güzelim ağaçların acısını dindirmiyor.

'Nasılım, giderim var mı?' Gibi saçma sorularda bedenimizle uğraştığımız kadar haksızlıklarla uğraşsaydık eğer, şu an ülkece dibe doğru sürüklenmiyor olurduk.
Ne diyeyim bu ülkeden bir cacık olmaz!
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar