Bir Ateist Olarak, Bazı Ateist/Dinsiz Söylemlere Dair Eleştiriler

Her şeyden önce bu konuda kendi konumumu net olarak belirtme ihtiyacı duyuyorum. Dini hayatının merkezine koymakla kalmayıp, dine dayalı bir rejimi ve ideolojiyi, örtük ya da alenî bir şekilde toplumun geri kalanına dayatan siyasal İslâm (IŞİD, İran'daki molla rejimi, AKP, tarikatlar vs) ve siyasal olmasa da gündelik yaşamda kendi gibi olmayanlarını yargılayan, hakir gören ortaçağ karanlığına tamamen karşıyım. Örneğin, kamu ve eğitim kurumlarında türban, sokakta da çarşaf, cübbe gibi kıyafetlerinin yasaklanması, Kuran kursları ve İmam Hatiplerin kapatılması, din derslerinin tamamen kaldırılması gerektiğini düşünüyorum.

Kısacası, dinin 21.yy'da toplumun yaşamını belirleyecek bir öğe olmasının önüne geçilmelidir, çünkü çağdaş temel insan haklarının karşısında yer alır. Nasıl faşizm insanlık için bir tehlike ise, dinci-gerici ortaçağ ideolojileri de aynı şekildedir.

Bunun dışında, ileride de ara sıra değineceğim, dinsel inancın gerek birey gerekse de toplumsal alanda bir işlevi olduğu gerçeğini ve insanlardan zorla sökülüp atılmasının hem gereksiz hem de imkânsız olduğunu düşünüyorum. Bu küçük önsözden sonra yazımıza geçelim.

Kimdir Bu Ateist/Dinsizler?

Bundan sonra "ateist/dinsiz" yerine "dinsiz" diye yazacağım. Dinsiz derken, ateist, agnostik, deist, cart, curt hepsini kapsıyorum. Bir kere dinsizlik bir ideoloji, inanç sistemi ya da siyasal bir kimlik değildir. Bazen felsefî, bazen siyasi bir karşı çıkış olabilir, ama ontolojik olarak varlığını karşıtı olan dindarlığa/dinciliğe bağlı olan bir konumlanmadır. Çoğu zaman yaptıkları şey, kendi toplumları içerisinde egemen olan dinsel yaşamı, hatta çoğu zaman dinin kendisinin eleştirmektir. Elbette Türkiye'de de İslâm oluyor bu din.

Son zamanlarda YouTube'da dinsiz kanallarını takip etmeye, izlemeye başladım. Bu yola, aslında tam tersi cenahtan kanalların "cevap" videolarından çıktım. Hepsi Atatürkçü, aydın, araştıran okuyan insanlar, beğenerek de takip ediyorum. Neredeyse hepsi daha önce Müslümanmış.

Bu arkadaşlar dışında, çevremde de, bunlardan belki daha yüzeysel bir şekilde bakan, üzerine pek düşünmeyen dinsizler de var. Hatta Celal Şengör'ü de bu "yeni atesitler"e dahil edebilirim. Onları da bu eleştirilerimin özneleri olarak görüyorum aynı zamanda. Geçelim eleştirilere

Tarihsel Bağlamından Koparmak

İslâm, bölge coğrafyasında ortaçağın belki de en karanlık döneminde ortaya çıkmıştır. Doğu Roma (Bizans) ve Sasanîler (İran) arasında ve birbirini çökerten iki süper gücün rekabeti arasında filizlenmiş. Avrupa'da, Roma'yı yağmalayan ve yeni yeni Hristiyanlığı kabul etmiş barbar kavimlerin köşe kapmacası devam ediyordu, harap hâldeydi. Önce Grek şehir devletlerinin, sonra da Roma İmparatorluğunun bıraktığı medeniyet mirasına tâlip olacak bir dinamizm yoktu. İşte bu dinamizmi Arap-İslâm fetihleri sağlayacaktı.

Bir Ateist Olarak, Bazı Ateist/Dinsiz Söylemlere Dair Eleştiriler

Şimdi, ortaçağ dedik. Gerek İslâm öncesi Araplarda ("cahiliyye"), gerekse de coğrafyadaki diğer toplumlarda, Hollywood filmlerinin çizdiği bir tablo yoktu insanlık açısından. Ortalama insan ömrü 30'ın altında, doğan her 10 bebekten 3'ü ölüyor (ki köylülerde bu çok daha fazla), üstelik sürekli savaşlar, yağmalar, tecavüzler, yıkımlar her yerde var. Örneğin kölelik Roma yıkılınca bitti zannedilir Hristiyanlıkla beraber. Hayır, Vandal kavmi Hristiyan olduktan sonra "Tanrının sınavı" diye köleliği devam ettirdi mesela. Kısacası ortalık karışık.

Bu koşullarda ortaya çıkan İslâm, çevresindeki din ve kültürlerden de bir çok öğeyi alıp, harmanlayıp, mevcut Arap kabilelerini birleştirmeyi başarmıştır. Elbette köleliği kaldıramaz efendinin insafına bırakır, elbette kadın hakları falan tanıyamaz, elbette çocuk yaşta evlilikler olacaktı. Her ideoloji, her akım gibi İslâm da kendi tarihsel koşullarının ürünüdür.

Bunu elbette söz konusu dinsizler de biliyor. "Evrensel ve zamandan bağımsız ilahi bir söz olma iddiasında olduğu için bunları söylüyoruz" savunmasını yaparlar. Ancak bu iddiayı ortaya atanlar da o tarihin koşullarında yaşamış, bunun sorumlusu İslâm değil, günümüzdeki siyasal İslâmcılardır. Bu ayrımı net ortaya koymak gerekir.

Muhammed Peygamber ve Magazin

Bir Ateist Olarak, Bazı Ateist/Dinsiz Söylemlere Dair Eleştiriler

Turan Dursun ve İlhan Arsel gibi yazarlarla başlayan bir magazinel bakış var. Muhammed'in zevceleri, bu işleriyle ilgili gelen ayetler, 9 yaşındaki kızla cinsel ilişkiye girmesi vs üzerinden, peygamberi neredeyse sahtekâr bir üfürükçü, sübyancı, sapık gibi gösterme eğilimi vardır.

Tarihsel figürleri ele alırken, gene tarihsel koşul ve sonuçlara göre ele alınıp değerlendirilmesi gerekir. Yukarıda da belirttiğim ortalama insan ömrünün 30'un altında olması, yüksek bebek ve çocuk ölümleri gibi nedenlerden dolayı, Ortaçağ'da her toplumda bunlar vardı. İnsan dişisi adet gördükten sonra doğurganlığı başlar. Üremek için de fazla vakti yoktur, çünkü hastalıktan, açlıktan, savaştan vs 15 ya da 20 yaşında ölme olasılığı çoktur. Roma'da bir kızın 12 ilâ 14 yaş arasında evlenmesi beklenirdi mesela. Ya da Massai kabilesinde bugün 14 yaşına kadar gebe kalmamış kız göremezsiniz.

Mesela Muhammed 50'li yaşında geldiğinde, Ebubekir'in kızı Aişe'yi 6 yaşında nikâhlamış, 9 yaşında da cinsel ilişkiye girmiştir. O dönem için oldukça "yaşlı" sayılacak peygamber için hem bir oğlan varis bırakmak, hem de kabile içi aristokratik dengeleri gözetmek açısından gerekliydi.

Azad ettiği evlatlığı olan Zeyd'in karısı olan Zeyneb'i alma hikâyesine de çok sarılırlar. Zeyneb halasının kızıdır bu arada Muhammed'in. Zeyd ise evlatlık edindiği eski kölesidir. Zeyneb gibi kabile aristokrasissinden bir kadın, Zeyd gibi bir "eski köle" ile evli kalmak istemiyor. Zeyd de bunu biliyor. Başta Muhammed "boşama" diyor zaten. Sonra ayet geliyor ve "helaldir sana" diye Zeyneb'i alıyor. Burada da siyasi ilişkiler söz konusu. Peygamber, bir toplumu dönüştürmeye çalışan bir önder olarak bütün dengeleri gözetmek zorundadır.

Bu ve benzeri, bir çok hadis ve ayetlerden öğrendiğimiz durumlar söz konusu. Bunları "Muhammed'in cinsel hayatı" gibi magazinel bir boyuta indirgemek olguların tarihsel ciddiyetten uzaklaşmaktır.

Arap Nefreti

Özellikle "Türkçü" takılan tayfada bu çok vardır. İslâm'la Arapları özdeşleştirip, onları gayrı-medeni gösterirler ve ırkçı bir aşağılamanın hedefi hâline getirirler.

Bir Ateist Olarak, Bazı Ateist/Dinsiz Söylemlere Dair Eleştiriler

Eski Mısırlılar, İbraniler, Akkadlar, Asurlular, Fenikeliler, Babil ve Arapların hepsi semitik kavimlerdir. Yani, aslında "medeniyet" diyorsak, en eskilerini bu kavimler inşâ etmişlerdir. Denizcilikten, astronomiye, alfabeden ilk kanunlara kadar, insanlığa ait bir çok icât bu kavimlerden çıkmıştır. Ki, İslâm öncesi Arap kabileleri de döneminden izole yaşamamıştır. Çöl koşullarından dolayı konar-göçer bir hayat yaşamak zorunda kalmışlardır. Yani, Bedevi diye küçümsenen, aşağılanan Araplar o çöllerde ne yazılarından, ne şiirlerinden, ne muhasebe bilgisinden (iyi tüccarlardır) ne de denizciliklerinden geri kalmışlardır (bkz. Yemenliler).

Bizim dilimizde bile 6000 Arapça kelime var ve öyle "ihtisas" gibi çok kullanmadıklarımız da değil. "Hava", "haber", "şey", "merhaba" gibi her gün kullandığımız ve vazgeçemeyeceğimiz kelimeler bile Arapçadır. Dilimizi zenginleşmiştir.

Aristoteles'leri tozlu raflardan çıkarıp Avrupa'ya tekrar tanıtan, rakamları kazandıran da Araplardır. İlk soylu avam ayırmadan çocuklara temel eğitim verenler de Araplardır. Kimya, alkali, algoritma, cebir gibi hem terimler hem de bilimler de Araplarca zenginleştirilmiştir. Bunların hepsi İslâm'dan sonra olmuştur.

Arap Fetihleri, Katliamlar

Neymiş, "Türkleri kılıçtan geçirerek Müslüman ettiler". Sanki Türkler o zamana kadar hem birbirleriyle savaşıp, hem de diğer kavimleri yağmalamıyormuş gibi. Sanki biz Elf'tik de Araplar bozmuş bizi. Alakası yok. Ayrıca, bütün devrimler, dinler kılıçla yayılır. Kimse çiçek uzatılarak ya da felsefî tartışmayla dini inancını değiştirmez. E adama sormazlar mı, "madem o kadar yüksek bir kavimsin, nasıl bunlara yenildin?".

Sadece Çin sınırlarına kadar gitmemiş, İspanya'yı bile kapatmış Araplar, en son Fransa'da yenildiler de durdular. Ki, İspanya'da da hâlâ Araplardan kalma bir çok eser vardır. Tabii ki, Araplar da fetihlerle beraber dnüşmüştür. Pers/İran'ın 3000 yıllık kültürüne, devlet geleneğine "toslamış" ve çok şey kazanmıştır oradan. Aynı şekilde Anadolu'ya gelip Doğu Roma'dan etkilendikleri gibi. Türkler de bu koşullardan etkilenip, İslâmlaştıktan sonra yerleşik hayata geçmiş ve Osmanlı gibi İmparatorluk kurabilmiştir.

Tembel, pislik, medeniyetsiz denen Arapların çöküşü de yükselişleri gibi kanla olur. Fransa, İngiltere gibi sömürgeci, kan emici "medeniyetler" Osmanlı hakimiyeti altında durağanlaşan Arap topraklarında yaptıkları katliamların haddi hesabı yoktur. Napoleon orduları Kahire'ye girdiğinde kadınlara tecavüz edip Arapların kafalarını mızraklara geçirmişlerdir. Daha sonra İngilizler gelip tarlalarına pamuk ekmiştir kendi dokuma tezgâhları için. Vahabiler gibi Arapların en leş topluluğunu silahlandırıp hem Osmanlıya hem diğer Arapların üzerine salmıştır. 200 yıl boyunca Batılıların katliamlarına maruz kalmışlardır.

İslâm'ın Sorunları ve Çöküş

11 ve 12.yy'da inanılmaz bir sıçrama yapan Arap-İslâm medeniyeti, Avrupalılar gelmeden önce bir anda sahne arkasına çekildiler. Onları bu hâle getiren felaketin adı da Moğol İstilaları. Bir zamanlar "Bilgeler Şehri" diye anılan Bağdat, yakılıp yıkılmıştır. Belki de Rönesans Ortadoğu'dan çıkacaktı.

Ancak, Gazali gibi felsefe karşısında konumlanan "filozoflar"ın, bu yıkımlardan sonra öne çıkması, İslâm'ı düşünceden ve akıldan soyutlamış ve daha önce bahsettiğim sonuçları doğurmuştur.

İslâm, bugün için geçerliliğini yitirmiş bir dindir. Kadınların oy hakkını, işçilerin sendikalaşması, laik ve medeni hukuk gibi kavramlarla boy ölçüşemez, çağın ihtiyaçlarını karşılayamaz. Bunun nedeni de elbette tarihin ta kendisidir.

Neden Dine İnanılır?

İnsanlığın %90'ı bir dine inanır. %90 aptal, ama bir tek ateistler mi akıllı? Hayır, inanç sistemleri en başarılı antidepresanlardır. Hatta sosyal bir gelenek ve ortaklık yaratabilmişse, insanı huzurlu kılar. Şimdi bunu insanlardan zorla alıp yerine ne koyacaksın ve nasıl koyacaksın? Bunları düşündüklerini pek sanmıyorum.

Son sözü ise Marx'a veriyorum. Ünlü bir pasajıdır bu:

Dinsel üzüntü, bir ölçüde gerçek üzüntünün dışavurumu ve bir başka ölçüde de gerçek üzüntüye karşı protesto oluyor. Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, tinin dıştalandığı toplumsal koşulların tinini oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor.

Halkın aldatıcı mutluluğunu olarak dini ortadan kaldırmak, halkın gerçek mutluluğunu istemek anlamına geliyor. Halkın kendi durumu üzerindeki yanılsamalardan vazgeçmesini isteme, halkın yanılsamalara gereksinim duyan bir durumdan vazgeçmesini istemek anlamına geliyor. Öyleyse dinin eleştirisi, dinin aylasını oluşturduğu bu gözyaşları vadisinin tohum halindeki eleştirisi anlamına geliyor.

Bir Ateist Olarak, Bazı Ateist/Dinsiz Söylemlere Dair Eleştiriler
Cevapla