Öncelikle sözlerime başlarken hiçbir kitleyi hedef almadığımı, bu Bence'mde yazdığım her detayın kanıtlı olduğunu belirtmek isterim. Lütfen bu konuda tartışmak ve fikir belirtmek isteyenler Bence'nin tamamını okusunlar. Çok sıkmamak adına olabildiğince kısa tutmaya çalışacağım.
Siyasal İslam, Müslümanlardan mı kaynaklı yoksa İslam'dan mı?

Siyasal İslam meselesini tetkik etmeden önce, siyasal İslam'a ortam hazırlayan mefkûrenin İslam dininden mi yoksa Müslümanlardan mı kaynaklandığını tahlil etmemiz gerekir. Siyasal İslam'a ortam hazırlayan faktörlere pay verirsek eğer, bunun esasen çoğunluğunun Müslümanlardan oluştuğunu söyleyebiliriz. Kur'an-ı Kerim'in Maide Suresi'nin 51'inci ayetinde geçen ''Ey inananlar! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır.'' ayeti, siyasal İslam'a davetiye çıkaran ifadelerdendir. Yine Nisâ Suresi'nin 144'üncü ayetinde de buna benzer ifadelerin kullanılması, İslam'ın Müslümanlarla gayrimüslimler arasına keskin bir hat çizmesine sebep olmaktadır. Bu gibi ifadeleri Avrupalılar zikrettiğinde adına ''İslamofobi'' demekten imtina etmeyen Müslümanlardan bazı kimseler, aynı tutumu yabancılara karşı sergilerler. Buna bir de ''ümmetçilik'' anlayışı eklenince ateş daha da körüklenmiş olur.
İsrail-Filistin meselesini ülkü edinmiş Türkler

Bunun en bariz örneklerinden biri İsrail-Filistin mücadeleleridir. Filistin'de yaşayan insanların gördüğü zulümler karşısında Türklerden bazı kimseler İsrail'den nefret etmekte ve sık sık Yahudileri kötülemektedir. Dünyanın neresinde olursa olsun, zulüm karşısında sessiz olmamak gerekir ancak 1948'den itibaren topraklarını İsrail'e para karşılığı satan Filistin, açgözlülük uğruna vazgeçtiği toprakları geri istiyor ve Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkeler de buna kayıtsız kalmıyor. Meseleye diplomatik olarak değil de ümmetçilik açısından bakıldığında sonuçları nihayete ermeyen bir kin peydahlanıyor. Size en yakın örneğini verecek olursam, Maraş Depremi dolayısıyla yardıma gelen İsrail için siyasal İslamcı Akit Gazetesi'nin açtığı başlıklar o kadar rezalet ve terbiyesizceydi ki, gelen ekipler için iftira atıp en sonunda ''siyonistler defolup gitti'' diyecek kadar insanlığını kaybetmişlerdi. Türkiye-İsrail ilişkilerinin kötü olması için hiçbir sebep yokken, sırf bu siyasal İslamcı zihniyet onların tamamen iyi niyetle yardıma gelmelerini dahi istemeyecek kadar nefretle dolmuştur. Bu zihniyete sahip insanların ülkenin önemli mevkilerine liyakatsiz bir şekilde getirilmelerinin diplomatik ilişkilerde Türkiye'yi ne gibi sıkıntılara sokabileceğini az çok herkes tahmin edebiliyordur.
Siyasal İslam zihniyeti Müslümanlara da zarar vermektedir

Siyasal İslamcı kimliğine sahip radikal kimseler, Türkiye'de artan dinsizlikten dem vurmakta ancak bunun sebebinin çoğunlukla kendilerinden kaynaklandığını anlayamamaktadırlar. Sürekli İslam'a vurgu yaparak ıslah edilebilmesi veya önlenebilmesi zaruri olan meseleler üzerindeki kifayetsizliklerini ''kader'' gibi dinî kavramlara bağlayarak siyasal çıkarları uğruna insanların dinî algılarıyla oynamaktan imtina etmemektedirler. Bu tip hadiselerin mütemadiyen tekerrür etmesi artık insanların büyük bir kısmını bunaltmakta ve ister istemez dinden soğutmaktadır. Çünkü ihmalkârlıklar din ile örtülüp dinî meselelerle tavzih edilirse bu çoğunluğu dinden soğutur. Ancak bu durum yeterli ölçüde anlaşılamıyor olsa gerek ki Diyanet İşleri Başkanlığı hâlâ Türkiye'de artan Deizm'den dem vurmaya devam ediyor.
Bunun benzer örneği Fransız Devrimi'nde de olmuştu

1789'a kadar Fransa'da burjuvazi ve ruhban sınıfının halkı sömürmesi artık halkı bıktırmış ve Fransız İhtilâli'nin patlak vermesinden sonra Deizm sayısında ciddi bir artış olmuştu. Sömürenlerin dinî gücü elinde bulundurmaları, sömürülenlerin gücü elde ettikten sonra sömürenlerin elindeki güçten kurtulmak istemeleri kulağa mantıksız gelmiyor. Türkiye'deki durum elbette 18'inci yüzyıldaki Fransa kadar olmasa da benzer senaryolar yaşanmıyor değil. Yani temel problem, halkın aleyhine gelişen meselelere karşılık sürekli dine vurgu yapılmasından kaynaklanmaktadır.
Din, vicdanî bir meseledir ve bu müessese devlet işlerine alet edilmemelidir

Buraya kadar sürekli dinî baskılardan konuştuk. Aslında bunun tam tersi de farksızdır. Lenin ve Stalin'i düşünün. Bunlar, Rus halkının dinsizleşmesi için çaba göstermiş liderlerdir. Burada asıl mesele din değil; insanların vicdanî meselelerine keyfe göre şekil vermektir. Bu hangi doğrultuda yapılırsa yapılsın bir süre sonra olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Son olarak, Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözüyle Bence'mi sonlandırmak istiyorum:
Bizi yanlış yola sevk eden soysuzlar bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep din kuralları sözleriyle aldatmışlardır. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz. Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harabeden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir.
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer