Bundan yaklaşık bir yıl önce KizlarSoruyor'da yazdığım bir yazının başlığından alıntı yaparak ipuçları vermeye çalıştım. Belki hatırlayanlar olabilir.. O günde söylemiştim. Beni sadece sitede yazdıklarımla tanıyorsunuz. Çok üye ile mesajlaşan, sohbet eden biri olmadığım için benimde dertleşme alanım yine yazılarım oluyor..
Babamı 5 yıl önce henüz 45 yaşında iken, kardeşimin ve benim ona en çok ihtiyacımız olduğu zamanda kaybettim. O güne kadar maddi sorunlar yaşamayan, fatura ödemeyen, markete gidip alışveriş yapmayan, sadece kendinden sorumlu, rahat yaşantısı olan 'pamuk prenses' gibi bir genç kızdım. Dedim ya; ta ki babam ölene kadar..

Söylemeye söylemeye insan bir kelimeyi unutur mu? Evet, unuturmuş. Onu fark ettiğim zamanlardan birini daha yaşıyorum. Zira gerçekten 'baba' demeyi unutmuşum. Ne yazık. Artık bana yabancı bir kelime gibi geliyor. Söyleyince şaşırıyorum. Ve söylemekte bile yabancılaştığım bir kelimenin şaşkınlığını, aynı zamanda hüznünü yaşıyorum.

Artık faturaları kendi ödeyen, markette indirimleri takip eden, evde arızalı bir şey varsa tamir etmeye çalışan, yani zihnimizde aslında bir babanın görevi olan her şeyi yapmaya başlarken, pamuk prenseslikten kül kedisine evrilen hayatımın dağılan parçalarını yerine koymaya çalışıyorum. Doğal olarak söylemeyi unuttuğum ve eksikliğini iliklerime kadar hissettiğim babama dair, babaya dair ne varsa pür dikkat oluyorum.
Bugün sizinle paylaşmak istediğim de bu pür dikkat olmuşluğumun bir ürünü. Çok izlenen bir dizinin içindeki kahramanın mektubu..

Mektuba geçmeden önce biraz Naci'den bahsetmek istiyorum size. Malumunuz, son zamanların en revaçta dizilerinden biri olan Masumlar Apartmanı. Hikayesiyle fark yaratıyor bu hikayede öldü zannedilirken Safiye'nin (Ezgi Mola) 20 senedir unutamadığı ilk ve belki de son olacak aşkı Naci karakteri girdi hayatımıza.
Edebiyat öğretmeni olup şiirlere düşkün, çok romantik ve günümüzde pekte rastlanılmayan ilginç bir karakter olan Naci, bu kez gerçek anlamda ölmek üzeredir. Amma velakin Safiye'ye aşık bu adamın sevgisi adeta gözlerimizi kamaştırır...

En çok insanlar şunu merak etti;
Bir insan birini bu kadar fazla sevebilir mi? Dizi de olsa gerçek aşkı ayak parmak uçlarımıza kadar hissettiren hikayede, aradan kaç yıl geçerse geçsin, mesafeler ne kadar uzak olursa olsun birbirini çok seven iki insanın aşkı terk etmeyeceğine şahit olduk. Aşkı adeta bildik, gördük, hissettik ve yaşadık.
Aşka göz yaşı, özlem ve keder de dahildi değil mi zaten? Aşkın peşini bırakır mı bunlar? Ne yazık ki hayır. Her güzel şeyin sonu olduğu gibi Naci'nin de bu dünyada aşkının miladı doldu..

İşte bu ayrı geçen 20 senenin yükünü şair ruhlu bedeni artık kaldırmıyor. Safiye'sini de aşkını da alıp o çok sevdiği göğe gidecek Naci. 'Göğe gidecek' diyorum, zira kendisi Turgut Uyar'ın 'Göğe bakma durağı' şiirini aşklarının simgesi olarak görüyorlar. Hastalığı nedeniyle aramızdan ayrılacak..
İşte bu sebepten Naci bir önceki bölümde kızı Tomris'e veda etti. Kızına miras olarak bıraktığı mektubu ise sanırım tüm izleyenleri bir hayli duygulandırdı. Duygulanmak ne kelime, bolca gözyaşları döküldü..

Bu mektupta benim gibi babası hayatta olmayan ve özlemleri ağır basanlar için adeta duygulara tercüman oldu.
Bende sizinle Naci'nin kızı Tomris için yazdığı o duygusal mektubunu, mevzu bahis babalarımız için, tüm kız çocukları için paylaşmak istedim..
"Bugün seninle birlikte geçireceğimiz son gün canım kızım. Bir daha beni göremeyeceksin. Geriye mektuplar, şiirler, anılar ve içinde açacağın baba yadigarı bir yara bırakıyorum.. "

"Diğer çocuklar büyürken sen yaşlanacaksın. Hepsinden erken başlayacaksın Sezen dinlemeye. Cemal Süreya canını okuyacak.. "

"Başkalarına da dokunacak o şiir elbet ama sen okurken yutkunacaksın: 'Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü, kör oldum. Yıkadılar aldılar götürdüler. Babamdan ummazdım bunu kör oldum..' Gerisini ezberden tamamlayacaksın.. "

"Simit bugünü hatırlatacak sana. Belki bir daha alamayacaksın. Halbuki dondurmadan bile çok severdin.. "

"Sevmeyi kaybetmekle bir tutacaksın. Herkes teker teker inerken merdivenlerden sen yokuş aşağıya koşacaksın. Seni terk edenlere annenin kızdığı gibi kızamayacaksın.."

"Bağışıklığın olacak acıya, gidene el sallayacaksın ama iyi şeyler de olacak kızım. Korkma, hayatı daha derinden yaşayacaksın. Her anın hakkını vermeyi bilecek, hatalara takılıp kalmayacaksın. Anıların değerini bilecek, unutanlara hatırlatacaksın.."

"Sana mektuplar bırakıyorum. Her doğum gününde birini açacaksın. İçinden nasihatler çıkacak. Belki bana burun kıvıracaksın. Başın sıkıştığında bana gelemesen de göğe bak, beni orada bulacaksın.."

"Bugün seninle geçirdiğimiz son gün benim canım kızım. Sen benim hayattaki tek başarımsın. Elimde olmadan gidiyorum. Umarım beni unutmazsın ama hatırlamak da canını çok acıtmaz umarım.."
Baba - kız arasında yaşanana o eşsiz ve derin sevginin, yokluklarında hissedilen tarifsiz özlemin nasıl farklı bir boyutta yaşandığına dair favori yazarım;

Günün birinde Franz Kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta ağlayan küçük bir kıza rastlar. Nedeni ise oyuncak bebeğini kaybetmesidir. Kafka bebeği onun yerine aramayı önerir ve ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşirler. Bebek bulunamaz.
Kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazar ve buluştuklarında kendisine okur.
Mektupta şu yazmaktadır;
Lütfen benim için üzülme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım..
Kafka küçük kızla her buluştuğunda oyuncak bebeğin hayali maceralarını küçük kıza okur. Görüşmelerinin son gününde Kafka küçük kıza bir oyuncak bebek getirir.
Oyuncak bebek kızın kayıp bebeğinden çok farklıdır. Ancak bebeğe iliştirilen küçük not
soru işaretlerini giderecek türdendir;
Yolculuğum beni çok değiştirdi..

Aradan yıllar geçer. Yetişkin hale gelen kız, bebekte küçük bir çatlağın içine yerleştirilmiş notu fark eder. O notta şöyle yazar:
Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin, ama sonunda sevgi başka bir surette sana geri dönecek..
Ünlü şair ve senarist Paul Auster, Kafka'nın bu etkileyici hikayesine 'Brooklyn Çılgınlıkları' adlı romanında yer vermiş ve demiş ki devamında;
Küçük kız, yazı sayesinde sayesinde bebeğini özlemekten, aramaktan vazgeçmişti. Kafka, bebeğin yerine başka bir şey vermişti ona. Bir hikayesi vardı artık. İnsan bir hayal aleminde, bir hikayenin içinde yaşayabilecek kadar şanslıysa eğer, gerçek dünyanın acıları sona erer. Hikaye devam ettiği sürece gerçek yoktur.”
Rahmetli babamla ilgili duygularımla başlayıp, Masumlar Apartmanı dizisinde Naci karakterinin ölmeden önce kızına yazdığı son mektupla devam ederek Franz Kafka hikayesiyle biten enteresan bir yazıydı. İtiraf ediyorum. :)
İşin özünde Kafka'nın da hikayesinin asıl mesajından olduğu üzere;
'Sevgi hiç bir zaman bitmiyor. Özlemde bitmiyor. Sadece farklı bir surette biz sevgiyi yaşamaya devam ediyoruz..'
Ve yine işin sonunda her zaman söylediğim ve hep söyleyeceğim gibi;
İnsanlar ikiye ayrılır; Babası hayatta olanlar ve olmayanlar..
Birde babası hayatta olup ta olmayanlar var ki onu hiç yaşamadım. Yaşayanlardan duydum. O da ayrı bir mevzu. Çok derin bir mevzu hemde.. Bir gün onuda yazabilmek dileğiyle ve;
Sevgiyle..
Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum.. Cemal Süreya..
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer 