Eğer bir gün yolunuz Batı Antalya'ya düşerse, kesinlikle görmeniz gereken bir yerdir Gelidonya. Fethiye'den Antalya'ya kadar uzanan, Anadolu'nun "Teke" yarımadasını kapsayan Likya veya Lisiya adlı antik bölgede bulunmaktadır.
Tam olarak Kumluca'nın güney doğusunda, Adrasan sahil kasabasının güneyindedir.

Karaöz sahil kasabasının sınırları içerisindedir. Gelmiş olduğunuz toprak yolun kenarına aracınızı park edip, orman manzaralı 1 metre genişliğindeki patika yoldan 2 km yürümeniz gerekiyor. Bu yolda yürürken göreceğiniz taş ve ağaçların üzerinde paralel şekilde duran kırmızı ve beyaz çizgiler size hangi yöne gitmeniz gerektiğini gösteriyor ve yolun sonunda karşınıza ünlü Gelidonya Feneri çıkıyor.
Gelidonya Feneri
1934 yılında inşasına başlanıp, 1936 yılında hizmete açılan bu fener Türkiye'nin en yüksekte olan deniz feneridir. Bu fener, ilk yapıldığı zamanlarda gaz yağı ile çalıştığı için bekçinin devamlı olarak feneri beklemesi gerekiyormuş çünkü çetin doğa şartları nedeniyle fener kendiliğine alevlenir veya tıkanırmış. Neyse ki daha sonra tüp gazı ile çalıştırılmaya başlanmış ve artık bekçi, daha rahat bir şekilde beklemeye başlamış. 90'lı yılların sonuna gelindiğinde ise tüp gaz sisteminden, güneş enerjili sisteme geçilmiş ve artık fenerin beklenmesine gerek kalmamış.
Sulu Ada

Gelidonya'ya geldiğinizde, o kadar muhteşem ve geniş bir manzara ile karşı karşıya kalıyorsunuz ki, bir tarafınızda Deveci Taşları adlı adalar, diğer tarafınızda ise Sulu Ada adlı çok güzel bir ada bulunuyor. Sulu Ada, Gelidonya ile Adrasan arasında kalan kıyıya yaklaşık 2 km uzaklıkta bulunuyor. Akdeniz'in Maldivler'i olarak da anılan bu ada, antik çağlarda denizcilerin uğrak yeri olmakla birlikte üzerinde hiç yerleşim yeri yoktur. Bembeyaz kumsalı ve olabildiğine berrak denizi ile, adeta Maldivler'i andırıyor.
Adanın en büyük özelliği, üzerinde tatlı su kaynağı bulunması ve Akdeniz'deki en güzel ve sakin ada olmasıdır.
Deveci Taşları

Akdeniz'deki en tehlikeli bölgelerden bir tanesidir çünkü antik dönemlerde fırtınadan kaynaklı olarak buraya onlarca gemi sürüklenip çarpmış, denizin altı adeta bir gemi mezarlığına dönüşmüştür. 1960 yılında yapılan deniz altı incelemelerinde, 15. yüzyıldan kalma gemi kalıntılarına bu bölgede rastlanmış ve bu kalıntılar Bodrum Müzesi'ne taşınmıştır. Coğrafya uzmanlarının tahminlerine göre, Deveci Taşları adlı bu takım ada, bir zamanlar kara ile bağlantılı bir yarım adaymış. Güçlü depremlerin etkisi ile kara ile arasında kalan bağlantı, denizin altına batmış ve ortaya bu adalar çıkmıştır. Yani bu güzel manzarayı, doğal afet olarak bildiğimiz depreme borçluyuz.
Bir tarafınızda masmavi deniz, bir tarafınızda yemyeşil orman manzarasıyla bu doğa harikası bölgede oksijen zenginliği içerisinde efsane bir doğa yürüyüşü yapıp, memnun kalacağınıza ve tekrar gelmek isteyeceğinize eminim.
Unutmayın! Bir gün yolunuz düşerse, kesinlikle burayı görmelisiniz ve yanınıza kesinlikle yiyecek ve içecek almalısınız.
Doğa sevgisi içinde, hoşça kalın, esen kalın..! :)
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar