17 gü

5. BÖLÜM: "Ver Kanı, Ver İdrarı" – Görünmez bir Muayene Çağımı başladı?

Bugün bir polikliniğe girdiğinizde sahne neredeyse standarttır. Triyajda ilk şikâyetiniz dinlenir, tansiyonunuza bakılır, ateş ölçülür nabız kontrol edilir ve şikâyetiniz triyaj hekimi tarafından hasta takip formuna yazılır ve sizi bir doktora yönlendirir. Hasta kendi sırası gelince ön muayene için giren hasta doktora hasta takip formunu verir doktorun eli hemen bilgisayar klavyesine gider.
• "Kan verelim."
• "İdrar verelim."
• "Bir MR bakalım, ultrason isteyelim."
• "Şu röntgeni bir çektirip sonuçlar çıkınca gelin."

Hasta kapıdan çıkıp elindeki tahlil kâğıtlarıyla koridora adım attığında hasta yakını sorar ne dedi doktor

Bir şey demedi "başını kaldırıp doğru düzgün yüzüme bile bakmadı… git kan ver idrar ver şunları da yaptır sonuçlar çıkınca sonuç için buraya gel dedi. Ya 1 dakika sürdü sürmedi, oturtmadı bile beni ayakta hemen tahlillere boğdu beni, hiç ilgilenmedi bile benimle."

Oysa o iki dakika içinde içeride, aslında eskisinden çok daha karmaşık ve derin bir muayene süreci yürütülmüştür; ama bu muayene artık görünmezdir

Modern hekim o sırada sadece karşısındaki bedene bakmıyordur; bilgisayar ekranından hastanın geçmiş bilgilerinden oluşan şikayetinin akan verilere bakıyordur, laboratuvar sonuçlarını inceliyor, arka planda yüzlerce genetik ve biyokimyasal riski hesaplıyor, olası hastalık ihtimallerini sessizce eliyordur

Eskiden doktorun "bence safra kesesi" diyerek dışından yaptığı o sesli akıl yürütme ve sezgi süreci, bugün cihazların, laboratuvar tüplerinin ve bilgisayar algoritmalarının içine dağılmıştır.
Düşünme süreci sessizleştiği ve tahlillere devredildiği için, hasta sadece nihai sonucu görür.
İnsan zihni ise çiğ bir refleksle çalışır! Görmediğini ya yok ya da eksik sayar.

Doktorun arkada dönen o devasa analitik mesaisini görmeyen hasta, stetoskopun o eski, temasını görmediği hissetmediği, bulamadığı için kendini ciddiye alınmamış hisseder.

6. BÖLÜM: Büyük Yanılgı: Bilimsel Zafer ile İnsani Kayıp mı Ettik?

Burada kapıldığımız en büyük yanlış, geçmişi körü körüne kutsamak ya da bugünü insafsızca karalamaktır; yani "eski doktorlar melekti, yeniler robot oldu" sığlığına düşmektir
Gerçek ne eski doktorların kusursuz olduğudur ne de modern doktorların duygusuz ve eksik olduğu

Bizler aslında "her şeyde az buçuk fikri olan ama derin uzmanlığı bulunmayan" eski hekimlik ile "bir şeyi dünyada en iyi bilen ama alanının dışına çıkmayan" yeni hekimliği yanlış terazilerde kıyaslıyoruz

Madalyonun iki yüzünü de masaya doğru düzgün koymak gerekir
• Eski doktor genişti ama yüzeyseldi; bilgi ve imkân azlığı nedeniyle o gün ölümcül olan pek çok basit enfeksiyon veya kalp krizi vakası çaresizlikle sonuçlanabiliyordu
• Modern doktor ise dardır ama derindir; uzmanlaşma ve teknoloji sayesinde eskiden masada kalan, tedavisi imkânsız denilen binlerce hasta bugün tahliller, mikro-cerrahiler ve nokta atışı ilaçlarla sağlığına kavuşabiliyor

Bilimsel ve teknik açıdan bakıldığında, bugünkü modern tıp sistemi geçmişe kıyasla tartışmasız bir zafer kazanmıştır, çok daha başarılı ve güvenlidir

Ancak insani açıdan bakıldığında, o muazzam hız ve koşturmaca içinde çok hayati bir şeyi, yani "görülme ve fark edilme hissini" kaybettiğimiz yakın samimiyet de gerçek bir vakıadır

Doktorun önünde bekleyen yüzlerce hasta, 5 dakikaya sıkıştırılmış muayene süreleri, performans baskısı ve tahlil zorunlulukları arasında, hekimin elinde stetoskop olsa bile o stetoskopa can verecek "zamanı" kalmamıştır

Dolayısıyla hastanın özlediği şey aslında göğsüne vurulan o eski el darbesi değil; o darbenin arkasındaki "Ben doktorum ve seni tüm dikkatimle dinliyorum"

5. BÖLÜM: "Ver Kanı, Ver İdrarı" – Görünmez bir Muayene Çağımı başladı?
Cevapla