“Daha çok anlat” dedim. “Hoşuna gidiyor mu?” “Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.” “Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?” “Gider gibi yaparız.”
...
''Nen var Zeze?” ”Hiç. Şarkı söylüyordum.” ”Şarkı mı söylüyordun?” ”Evet.” ”Öyleyse ben sağır olmalıyım.”
İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.
...
"Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur."
...
Uzun uzun burnumu çektim. "Önemi yok, onu öldüreceğim!" "Ne diyorsun sen küçük; babanı mı öldüreceksin?" "Evet yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek." "Bu küçücük kafada ne büyük bir hayal gücü!"
...
"Neden benim gibi yapmayı ögrenmiyorsun?" "Sen ne yapıyorsun ki?" "Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum..."
...
''Kımıldamadan, saatler boyu duvara bakıyordum. Çevremde konuşulduğunu işitiyordum. Her şeyi anlıyor, ama karşılık vermek istemiyordum. Konuşmak istemiyordum. Göklere uçmaktan başka isteğim yoktu.''
...
"Ne var ki, bir şeyin eksikliğini duyuyordum: beni kendime getirecek, belki insanlara, onların iyiliklerine inandıracak önemli bir şeyin eksikliği." Şeker Portakalı - José Mauro De Vasconcelos
Bu kitabı okumayı hep istedim. Tam alacakken, biri boşver dedikleri kadar güzel bir kitap değil dedi. Sen beğenmezsin dedi. Bunu söyleyen de beni çok yakın tanıyan biri. Öyle diyorsan o zaman boşver dedim almadım. Ama hep de içimde kaldı. Yazdığın ufak alıntılar ama hoş. Büyük ihtimalle okurum ilk fırsatta
Ah canım Zezem benim. Hayatımın en ihtiyaç duyduğum anında tanıdım onu. Çok da sevdim. Onunla ağlayıp güldüm kitap boyu. Turuncu bir çiçeğim var Zeze ismini koydum ona 😊
En İyi Cevaplar