Kalbin gördüğü şey, gözlerin gördüğünden daha güçlü olabilir mi?

Çocuk sabahı ışıkla tanımazdı.

Onun sabahı, mutfaktan gelen tabak sesiydi;

pencere aralığından giren serinlik,

sokaktan yükselen ilk ayak sesleriydi.

Dünyayı gözleriyle değil, izlerle tanırdı.

Bir insanın yürüyüşü, bir kelimenin tonu,

bir nefesin titremesi…

Ona göre herkes, geride bir ses bırakırdı.

Park yolunu bastonuna gerek kalmadan bilirdi.

Üç adım sonra çatlak bir taş,

beşinci adımda eğilen bir ağaç,

ve tam ortada rüzgârın daha yumuşak estiği bank.

O gün rüzgâr değişikti.

Ayak sesleri duydu.

Ne aceleciydi ne tereddütlü.

Sanki yere değil, hayata basıyordu.

Kız yanına oturduğunda, çocuk başını çevirdi.

Görmedi ama hissetti.

Kızın sessizliği bile konuşuyordu.

“Merhaba,” dedi kız.

Bir kelimeydi sadece.

Ama çocuk o kelimeyi,

kalbinde uzun süre yankılanacak bir yere koydu.

Kız ertesi gün de geldi.

Sonra bir gün daha.

Sonra artık günler, onun ayak sesleriyle başlamaya başladı.

Kız ona dünyayı anlatıyordu.

Ama gördüklerini değil, hissettiklerini.

“Gökyüzü bazen mavi değildir,” dedi bir gün.

“Bazen insanın içi gibidir.

Bulutlu.”

Çocuk gülümsedi.

Göremediği gökyüzünü,

ilk kez gerçekten anlamıştı.

Kız onu görüyordu.

Yürüyüşünü, yüzünü, susarken kaşlarının nasıl gerildiğini…

Ama çocuk bunu bilmiyordu.

Çünkü görmeyen biri için “görülmek”,

bakılmak değil, seçilmektir.

Bir gün çocuk içindeki korkuyu saklayamadı.

“Beni böyle tanıdın,” dedi.

“Sesimle, kelimelerimle…”

Bastonunu yere dayadı.

“Ya beni ilk günden görerek tanısaydın?

Ya yüzüm, kalbim kadar güzel gelmeseydi?”

Kız sustu.

Çünkü sorunun yüzle ilgili olmadığını anladı.

“Ben seni gördüm,” dedi yavaşça.

“İlk günden beri.”

Çocuk irkildi.

“Gördün mü?”

“Evet,” dedi kız.

“Ama bilmeni istedim ki…

Ben seni yüzünle sevmedim.

Ben seni insan olduğun yerden sevdim.”

Çocuğun kalbi ilk kez bu kadar hızlı attı.

Karanlık, o an biraz daha aydınlandı.

Ama hayat, masal gibi kalmazdı.

Bir gün kız gelmedi.

Ertesi gün de.

Park sessizdi.

Rüzgâr bile eskisi gibi değildi.

Üçüncü gün annesi geldi.

Elinde bir zarf vardı.

Kâğıdın hışırtısını duydu çocuk.

Bu ses… yabancı değildi.

“Bu mektup sana,” dedi annesi.

Çocuk sandalyeye oturdu.

Gözlerini kapattı.

Çünkü bazı vedalar, ancak karanlıkta dinlenirdi.

Annesi okudu.

Kız gitmek zorundaydı.

Başka bir şehir, başka bir hayat.

Ama sevgisi kalıyordu.

Sesinde, kelimelerinde, susuşlarında.

Çocuk ağlamadı.

Sadece dinledi.

Her kelime, kalbine dokunarak geçti.

Yıllar geçti.

Çocuk büyüdü.

Ama park aynı kaldı.

Taşlar, rüzgâr, banka çarpan yaprak sesi…

Bir gün, tanıdık ayak sesleri duydu.

Kalbi durdu.

Zaman durdu.

“Merhaba,” dedi aynı ses.

Çocuk gülümsedi.

Çünkü bazı insanlar,

gözle görülmez.

Ama bir ömür boyu hissedilir.

Ve bazı aşklar…

Karanlıkta başlar,

ışıkta hiç kaybolmaz.

Kalbin gördüğü şey, gözlerin gördüğünden daha güçlü olabilir mi?

#Perikizi0007

Kalbin gördüğü şey, gözlerin gördüğünden daha güçlü olabilir mi?
Cevapla