Doğru yanlış, iyi kötü, güzel çirkin soyut kavramlar gibi İyilik ve kötülük göreceli midir?

"Aklınızı, kalbinizi, midenizi ve de gözünüzü azda olsa hakkınız olanlar ile doldurun. Görüyorsunuz haksız kazanç çok olsa da hiç kimseyi doyurup, mutlu da etmiyor"

Bir zamanlar bir adam varmış. Bu adam, gözünü hırs bürümüş biriymiş. Servet sahibi olmak için yanında çalıştığı patronunu öldürmüş; cinayet, gasp ve hırsızlıkla o kişinin tüm mal varlığını ele geçirmiş. Yıllar geçmiş, adam yaşlanmış ve yatağa düşmüş. İşleri artık çocukları yürütüyormuş.

Bir gün, adamın servetini çaldığı kişinin çocukları çıkagelmiş. Adamın evine gelerek çocuklarına şöyle demişler:

“Babamızın kanıyla kirlenmiş bu serveti ya geri verirsiniz ya da sizi öldürmeyi bile göze alırız!”
Adamın çocukları neye uğradıklarını şaşırmış. Koşarak babalarının yanına gitmiş, olup biteni anlatmışlar.

“Baba, doğru mu? Bu serveti gasp mı ettin?” diye sormuşlar.
Yaşlı adam derin bir iç çekmiş ve başını sallamış:

“Doğru… O servet bana ait değil. Ne varsa verin, geri verin. Hak onların!” demiş.
Çocuklar isyan etmiş:

“Hayır! Bu serveti sen aldınsa aldın, suç senin! Bizim değil. Mallar artık bizimdir. Biz vermeyiz!”
Ama babaları kararlıymış:

“Mallar benim, ben ne dersem o olur! Verin diyorum size!”
Kardeşler kendi aralarında fısıldaşmaya başlamış:

“Babamız yaşlı, bunak… Bu söylediklerine kimse inanmaz. Ama o çocuklar dava açarsa, babamız da kabul ederse yanarız! Mahvoluruz! Abi, biz bu malları kimseye bırakmayız!”
En sonunda korkunç bir karar almışlar.

“Babamız zaten çok hasta. Öldürsek, kimse şüphelenmez…”
Ve o gece öz babalarını yastıkla boğup öldürmüşler. Artık servet tamamen onlarınmış. Ama en büyük abi, kardeşlerine bakarak şöyle demiş:

“Hepimiz katiliz. Hem de öz babamızı öldürmekten… Şimdi hepiniz suç ortağısınız. Bundan sonra bu servetin tek sahibi benim. Sizlere de sus payı olarak birer parça veririm.”

O günden sonra kardeşler birbirine düşman olmuş. Her biri servetin tamamını ele geçirmek için diğerini öldürmenin yollarını aramaya başlamış. Bir süre sonra en büyük abi de esrarengiz bir şekilde ölmüş. Diğer kardeşler şüpheyle birbirine bakıyormuş:

“Onu kim öldürdü? Hangimiz yaptı?”
Ama gerçeği kimse bilmiyormuş. Derken büyük abinin çocukları çıkagelmiş. Amcaları ve halalarını karşılarına alarak şu sözleri söylemişler:

“Dedemizin ne yaptığını biliyoruz… Sizlerin de dedemize ne yaptığınızı biliyoruz. Bizimle uğraşmayın! Aksi halde bir sabah hiç beklemeden ölüverirsiniz!”

Bu sözler kardeşlerin yüreğine korku salmış. Artık her biri ölüm korkusuyla ne bir lokma yiyebiliyor, ne de huzur içinde bir bardak su içebiliyormuş. Evlerinden dışarı adım atamaz hale gelmişler.

Bu sırada büyük abinin çocukları da kendi aralarında serveti paylaşmak için kavga etmeye başlamış. Diğer kardeşlerin çocukları da boş durmuyormuş; onlar da serveti ele geçirmenin yollarını arıyormuş.

Bir gün bir avukattan her birine ayrı tebligatlar gelmiş. Tebligatta babalarının mirası hakkında bir vasiyetname olduğu yazıyormuş. Kardeşler ve onların çocukları birbirlerine bakıp şöyle demişler:

“Artık birbirimize güvenemeyiz. Avukata soralım, bir çözüm bulsun.”
Avukat onları dinlemiş ve başını sallamış:

“Bir çözüm bulacağım. Ama buluşmanın günü ve yeri bende sır olarak kalacak. Benden haber bekleyin.”
Ve beklenen gün gelmiş…

“Arkası yarın da yok…” :D

Hikâyenin sonunu siz değerli okuyucuların hayal gücüne bırakıyoruz.

Doğru yanlış, iyi kötü, güzel çirkin soyut kavramlar gibi İyilik ve kötülük göreceli midir?
Cevapla