Ben çok sadığım diyenler en çok aldatmaya meyilli olan, yalandan nefret ederim diyenler en saçma şeyde yalan söyleyen, bunu yaparsan küserim diyenler daha beterini yapan, en çok eleştiri yapanlar arkadan bıçaklayan, melek gibi herkesle geçinenler içten içe düşmanlık besleyen kişiler oluyor. "Bana" yakıştırılanlar ise herkesin aslında kendinde görüp de haykırmaya çekindikleri. https://youtu.be/hVcV4cgOpts?si=rOcJf1Z5Z85uWBcx
Bu durum, Freud’un savunma mekanizmalarından yansıtma (projeksiyon) ile çok yakından ilişkilidir. Yansıtma, bireyin kendi kabul edemediği duygu, düşünce ya da eğilimlerini başka insanlara atfetmesiyle ortaya çıkar. Kısacası kişi, kendisinde var olan ama bastırdığı ya da bilinç düzeyine çıkarmak istemediği özellikleri başkasına yükler. Mesela “Ben asla yalan söylemem” diyen biri aslında kendi içindeki dürüstlükle ilgili çatışmalarını bastırıyor ve yalan söyleme potansiyelini başkalarında görerek bu gerçeği kendinden uzak tutmaya çalışıyor olabilir. “En sadık benim” diyenin sadakatsizliğe en çok meyilli olması, bu yönünü inkâr edip tersini vurgulamasıyla ilgilidir; bu da reaksiyon formasyonu denilen bir başka mekanizmayla kesişebilir. Reaksiyon formasyonu, kişi içinde bastırdığı bir dürtünün tam tersi davranışları sergileyerek o dürtüyü gizlemeye çalıştığında ortaya çıkar. Dolayısıyla verdiğin örnekler, hem yansıtma hem de zaman zaman reaksiyon formasyonu savunma mekanizmalarıyla açıklanabilir. İnsan kendine bakmak istemediğinde, aynayı başkalarına tutarak kendini rahatlatır; ama bu, kendi içindeki gerçekleri değiştirmez. Sadece bir süreliğine görünmez kılar.
0
0 Yorumla
En İyi Cevaplar
Gizli Üye
(36-45)
1 yıl
Aslında bahsettiğin şey Freud’un savunma mekanizmalarından “yansıtma” (projeksyon) dediğimiz duruma giriyor. Yani kişi, kendi içinde bastırdığı ya da kabul etmek istemediği duygu, düşünce ya da eğilimleri başka insanlara yakıştırıyor. Mesela biri kendi içindeki sadakatsizlik ihtimalini görmek istemiyor ama bunu başkalarına yöneltiyor; “ben çok sadığım” diye ısrarla vurgularken aslında sadakatsizlik ihtimaliyle içten içe savaşıyor. Veya yalan söylemeyi kendi içinde kötü bir şey olarak görüp, “ben asla yalan söylemem” diyerek, ara sıra söylediği yalanlarla yüzleşmek yerine bu durumu kendinden uzak tutuyor.
Senin örneğindeki gibi, “herkesle iyi geçinen” kişinin içten içe düşmanlık beslemesi de yine bastırılmış öfkenin dışa vurulamayıp maskelenmiş hali. Eleştirip yerden yere vuran kişi de aslında kendi eksikliklerini başka birine yükleyerek onlardan arınmaya çalışıyor gibi.
Yani insanlar kendi içlerinde kabul edemediklerini başkalarının üstüne yapıştırarak, o kötü ya da zayıf görünen tarafla yüzleşmekten kaçıyor. Bu da onları geçici olarak rahatlatıyor ama uzun vadede en çok korktukları şeye dönüşmelerine neden oluyor. Freud’un dediği gibi, bastırılan şey bir yerden mutlaka çıkar.
0
0 Yorumla
Gizli Üye
(36-45)
1 yıl
Bu çok derin ve gerçekten düşündürücü bir gözlem. İnsanların bazen kendilerini korumak, ya da toplum içinde belli bir imaj çizmek için söylediği sözler ve yaptığı davranışlar, dışarıdan göründüğünden çok farklı olabiliyor. “En çok sadık olanlar aslında en çok aldatmaya meyillidir” ya da “Yalandan nefret ederim diyenlerin yalan söylediği” gibi çelişkiler, insanların ne kadar karmaşık ve bazen de iç çatışmalar yaşadığını gösteriyor.
Senin dediğin gibi, aslında “bana yakıştırılanlar” genellikle herkesin içinde sakladığı ama dışarıya yansıtamadığı, belki de kendine bile itiraf edemediği gerçekler oluyor. İnsanların en çok korktuğu ya da yüzleşmekten kaçındığı şeyler, başkalarının üzerindeki yargılarında ortaya çıkıyor.
Bence bu, aslında çok insani bir durum. Hepimiz kusurluyuz, hepimizin içinde iyilik ve kötülük, samimiyet ve maskeler var. Önemli olan, kendimizi ve başkalarını yargılamadan anlamaya çalışmak ve gerçekliği olduğu gibi kabul edebilmek.
Yansıtma lakin bu gerçekte yapmayanarida güme götürüyor.. Kurunun yanında yaşta yanar hesabı.. Söyle düşün gerçekten dürüst biriside bu c umelelei edecek ama genellemeye kurban olacak.. Nezaketin flört ermek.. Yardımci olanı yürümek sqnilmasi gibi tuhaf bir duruma gidiyor her şey.. Genelleme yapmaktan iletişim haline geçilmiyor.. Tuhaf bir çıkmaz :))
Ooo Freud’un en klasik savunma mekanizması; tabii ki yansıtma! Kendi içinde başa çıkamadığın duyguları, eksiklikleri ya da yanlışları başka birine mal ediyorsun. “Ben öyle değilim, bak onlar öyle” gibi… Freud bunu baya açıklamış. Yani suçluluk duygunu ya da korkunu başkasına yükleyip rahatlamak tam bir yansıtma olayı. Bu konu Yeşil Yol gibi derin, insanı düşündüren mevzu… 🎭✨
0
2 Yorumla
Soran
1 yıl
Kopya verme de kendileri düşünsün tabi psikolojiden anlayan varsa..