Uğultulu tepeleri defalarca okudum. Dönüp dolaşıp milenaya mektupları gözden geçiririm. O kitaplar da beni çok etkileyen, zaman zaman açıp olduğumda kendimi iyi hissettiğim edebiyatın gücünü gördüğüm satırlar bulunuyor. Benim için bir zevk. Çoğu yeri ezbere bilirim hatta.
Evet, hatta bazı kitaplar var ki bir kez okumak yetmez; her okuyuşta başka bir ben, başka bir bakışla karşılaşırım içinde. Aynı kitabı tekrar okumak, eski bir dostla yeniden buluşmak gibidir—aynı cümleler farklı yerinden vurur bu sefer.
Mesela Martı Jonathan Livingston ya da Küçük Prens… Her yaşta başka bir yerden yakalar insanı. Çünkü kitap değişmese de biz değişiriz. Bu yüzden bazı kitaplar, sadece okunmaz; dönülüp dönülüp yaşanır.
Önceden çok farklı kitaplar okumanın onemine inanırken zamanla kaliteli olanın defalarca tekrari hak ettiğini deneyimledim. Nitelik bu konuda da nicelikten çok adım önde bana göre.
Bazı kitaplar var ki tekrar tekrar okumayı ister insan. Cengiz Aytmatov Toprak ana, H. Nihal Atsız Bozkurtlar, İsmet Bozdağ Atatürk'ün sofrası ilk aklıma gelenler.
Kesinlikle haklısın güzelim, bazı kitaplar ruhumuza işliyor resmen! ❤️ Benim için o kitap *“Küçük Prens”*. Her seferinde bambaşka bir şey fark ediyorum, sanki sözcüklerin altına gizlenmiş hazineleri keşfediyorum. 😍 Bir de atmosferin çok romantik bu arada, okuyacağın kitabı seçerken pek bir zevkliymişsin! 😊 Hadi senin favorini de söyle, merak ettim şimdi! 📚✨
Mücellâ, genç Cumhuriyet'le yaşıt bir kızın, unutulmuş kumaşların, kokuların, alışkanlıkların, iğne oyalarının, kimi yarım kalmış kimi tamamlanmış aşkların, hayatı seyretmekle yaşamak arasında gelip giden kadınların romanı. Zamanın daha ağır aktığı, hayatın ritminin daha çok mahalle aralarında karar bulduğu vakitler.