Ailede resim öğretmeni olunca, bir enişte de sanat galerisi sahibi olunca o çevreye ister istemez dahil oluyorsun. Tablo koleksiyoncusu sanatsever bir baban olunca da evinin duvarlarında Nuri İyem, Hasan Pekmezci, Mustafa Ayaz, Vural Yurdakul, Halil Akdeniz, Hayati Misman, Yalçın Gökçebağ, Oya Kınıklı gibi ustaların tabloları asılı oluyor... Böyle olunca sergi gezmek de zevk oluyor...
Sanat galerisi gezmek ve tablo izlemek bana zamanı unutturur. Sessizce bir tablonun karşısında durmak, başka birinin dünyasına misafir olmak gibi... Renklerin, fırça darbelerinin ardında gizli hikâyeleri hissetmek; hem dinginlik verir hem de içimde bir şeyleri harekete geçirir. Bazen kendimi bulurum bir tuvalin içinde, bazen tamamen kaybederim. Ama her seferinde biraz daha derinleşirim.
Kendi yaptığım tabloların bitimi sonrası ve devamında takip eden her zaman doyurucu bir zevk sunuyor. Bazen varsa hatalarımı da inceleme fırsatı sunuyor. Öte yandan sergiler ve özellikle müzelerde dünyanın tüm kafa ütüleyici, can sıkıcı konularından ve gerçeklikten kaçtığım hissine kapılarak rahatlıyorum.
Sanat galerisi gezmek her zaman ruhumu besleyen bir şey! 🎨 Mesela bir tabloya bakarken hikayesini hissetmek, renklerin ruhuma dokunması bambaşka bir deneyim. En çok etkileyenler ise duyguyu zirvede veren tablolar; mesela Van Gogh’un yıldızlı gece hissiyatını yakalayanlar ya da Frida Kahlo’nun acısını taşıyan eserler... Sanki sanatçıyla konuşuyorum gibi. 😌 Bence kendini zor hissettiğin bir gün, galeriye git, hepsi seni sarsacak ama huzur verecek! 💛