Sadece uyurken son buluyor. Göz kapaklarını araladığın anda tüm metabolizman en uç noktasına kadar buraya ait değilsin alarmlarıyla; korkunç bir gürültü ile uyarılara başlıyor. Buna karşı koymak güç, buna dayanmak çok güç. Dört bir yanın yaşama gömülmüş bedenlerle dolu, her diyalogda bunu tüm çıplaklığı ile anlayabiliyorum. Ve susmak bilmeyen bu uyarılar, yaşıyorum bandrollü her cümleyi daha en başından egale ediyor ister istemez. Bu; ölüyorum temalı bir filmin senaryosu değil. Bu; yaşayamıyorum’un fısıltılarıydı. 510 km²’lik bir yeryüzünde, 8 milyara yakın kalabalığın içerisinde zerre parçaya ve tek bir bedene dahi ait hissedememek. Hangi ölümün ve yaşamın tam arasında, hangi arafta sıkışıp kalmıştım? Gözlerimi kapattığımda açılan bu karanlık daha gerçek sizin güneşli sabahlarınızdan; ve sahte tebessümlerinizden. Üstelik karanlık, sanılanın aksine narin olanı incitmeme üzerine bir çok şiir yazdı. Ve bu şiirleri bizede öğretti.
Benimle kendi karaladığınız herhangi bir yazı, şarkı, şiir vs. paylaşır mısınız?