Mouse roller'larınız hazır mı Sn. Üyeler? Bence dokunmayın zira bu bizim geleceğimiz olabilir, okumalısınız.
Bu kitabı öyle çok yerde duydum ki, bendeki etkisi irrite olmak oldu. Çünkü bir şey çok fazla popüler, yaygın ve göz önünde ise sanki kalitesi azalıyormuş gibi hissediyordum; bu da haliyle beni ön yargılı yapıyordu. (Hala da yapıyor.) Yine de arada bir "Dur bakalım bu da neymiş." diyerek baktığım şeylerin sonucu hep memnun edici çıktı, tıpkı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört gibi...
George Orwell "muhtemel gelecek" olarak gördüğü Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'ü, 1948 yılında veremle cebelleşirken yazmıştır. Kitap, The Last Man in Europe (Avrupa'daki Son Adam) adıyla basıldı ise de sonradan ismi Bin Dokuz Yüz Seksen Dört olarak değiştirilmiştir.
Pekala bu eseri bu kadar değerli kılan nedir?

Alegorik* bir politik roman olan Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, olası bir geleceği anlatır. Bireyselliğin yok edildiği, totaliter rejimin baskın olduğu ve Dünya'nın 3 devlete bölündüğü bu hayat insanların tam anlamıyla her şeyinin kontrol edildiği bir kabustur. Düşünce Polisleri (Bence bu yakında olacak ve gerçekten çok korkunç bir şey) zihninizden ne geçerse geçsin, sorgusuz sualsiz sizi alabilirken, Big Brother (Büyük Birader) tarafından her yerde sürekli gözetim altındaki bir yaşama mahkumluk söz konusudur. Tele Ekran denen (Televizyon aslında ama subliminal amaçları var) bir aletle 7/24 izlenen insanlar parmaklıkları olmayan bir hapiste yaşamaktadır.
Dil "Yenisöylem" denen bir sistemle yavaş yavaş ölüme terkedilirken, çocuklar bilinçleri açıldığı andan itibaren fahri düşünce polisi olarak yetiştirilmektedir.
Kitabın kahramanı Winston Smith, Propaganda Bakanlığında çalışmaktadır ve gazete haberlerini, halka duyurulacak nitelikteki bilgileri "Yenisöylem" e ve tabii Big Brother'ın istediğine göre yeniden yazmakta, manipüle etmekte ve bambaşka bir hale getirmektedir. Ortalama bir zekaya sahiptir ama kafasında hep bir soru işareti barındırır: Acaba bu hayat dışında bir hayat var mı?

Dilden dile dolaşan bir efsaneye göre Emmanuel Goldstein adında bir "Başkaldıran" devlete -yani Big Brother'a- kafa tutmuş, ilkelerini anlattığı bir kitap yazmış ve bunu gizlice insanlara dağıtmıştır. Winston da bu fikirle "Acaba" diye düşünmektedir ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Kitabı okurken bir gün başımıza bunlar gelir mi diye düşünmeden edemedim. Zira Uncle Sam (Sam Amca), Big Brother (Bu kitapla meşhur olmuş ve ABD için kullanılan bir tabire dönüşmüştür) gibi kavramlar ve kendimizi teknolojiye bağımlı hissetmemiz hayatımızın tam ortasında duruyor. Düşünsenize, her şeyimizi, her yerde, her an, kendi elimizle paylaşıp malzeme veriyoruz. Düşünce Suçu diye bir kavram vardı 90'larda bilirsiniz, o kavram hala duruyor ama sadece üstü örtülü. Gazeteleri düşünün, "Yandaş Medya", "Karşıt Medya" diye kavramlar var; bazı Devlet Büyükleri(!) "Alo Fatih, sil o alt yazıyı." şeklinde talimat veriyorken sizce Bin Dokuz Yüz Seksen Dört hala distopya mıdır, değil midir?

Takdir sizin...
Bir dahaki bencemde görüşmek üzere...
Saygılar efendim...
*Alegori: Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme sanatı.
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar