Sanırım insanların sanata bakış açısındaki iyimserlik anladığı ölçüde oluyor. Bu sebeple de hayatın yoğunluğu yüzünden vakit ayıramayan insanlar doğal olarak hak ettiği şekilde yorumlayamıyor, anlayamıyor ve böylece uzaklaşıyor sanattan.
Oysa tuvale değen her fırça darbesi okunmak isteyen bir kitap gibidir. Her renk, her şekil, bazen sanatçının dahi temizlemeye kıyamadığı hatalar bile, çok şey anlatır.
İşte bu yüzden de eserleri, eseri ortaya çıkaran sanatçısından, yaratıldğı yıla kadar incelemeye, anlattıkları konular, barındırdıkları duygular eşliğinde size tanıtmaya karar verdim. Bu da bu minvaldeki bencelerimden biri olacak.
Tablolar ile başlayacağız, belki ileride heykeller, kitaplar ya da insanlara absürt gelen çağdaş sanattan eserler inceleriz. şu an aklımda belli bir plan, düzen yok.
Hadi başlayalım!
Eserimiz, A Roman Slave Market!
JEAN-LÉON GÉRÔME 1824-1904

1824 yılında Vesoul, Haute-Saone’de doğar. Paris’te Paul Delaroche‘den eğitim alır. Ardından Avrupa'nın bir çok yerini dolaşır ve yine Paris'te Charles Gleyre’dan dersler alır.
1846’da Prix de Rome’a girmeye çalışır, ancak inanması güç bir şekilde, figür çizimin yetersiz denilerek elenir.
1853'te İstanbul'a, 1856'da Mısır'ı ziyaret eder. Zaten bu durum çizimlerinden de anlaşılacaktır. Zira Osmanlıyı, Mısır'ın çöllerini çok güzel resmeder. Harem ile ilgili resimleri özellikle dikkat çekicidir.
En özel yanı da, çok yakından tanıdığımız iki büyük ressamımız kendisi tarafından yetiştirilmiştir. Biri Kaplumbağa Terbiyesici eseri ile tanıdığımız Osman Hamdi Bey, bir diğeri ise ünlü Narlar ve Ayvalar eserinin yaratıcısı Şeker Ahmet Paşa'dır.
Kaplumbağa Terbiyecisi eseri hakkında bilgi almak isterseniz bir diğer Bence'mde anlatmaya çalışmıştım. İlgili Bence'm!
Gelelim Eserin İçerdiği Anlamlara...

Jean-Léon Gérôme akademik bir ressamdır. Aslında bu resimde sevgi, politika, psikoloji üzerine muazzam bir ders niteliğindedir. İnsana dair çok büyük anlamlar işlemiştir bu resmine. Şimdi sıradan, bilgim el verdiğince incelemeye çalışalım.

Evet, platformun üzerinde bir kadın var. Yerde de üzerinden zorla çıkarılan bir elbise, daha doğrusu muhtemelen bir kumaş parçası. Altı üstü bir köle nihayetinde, elbise onun için çok fazla. Arkası dönüktür seyircilere, yani bizlere. Zira zihnimiz o kadının önden görünüşünü zaten kendiliğinden çizecek, bize bu tablonun içine girme şerefini bahşedecektir. Sanatçı da bunu bildiğinden, bu gizemi zihnimizin perspektifi ile tamamlamamızı ister.
Ancak bir husus daha vardır değinilmesi gereken. Uzmanlar der ki "Sanatçı bizi kadının güzelliğinden mahrum bırakarak, güzelliğe olan arzumuzun bizi köleleştirdiğini farketmemizi ister."
Bu insanlardan biriyim ben de, kadının önden görünüşünü merak edenlerdenim. Muhtemelen tabloya bakan herkes gibi.
İşte bu noktada da seyirci olmaktan çıkar ve o el kaldıran, köle kızı inceleyen güruha dahil oluruz. Burada da iki farklı manaya ulaşıyoruz.
Birincisi, biz kızın arkasında satılmayı bekleyen köleleriz. Dünyaya efendinin değil, kölelerin gözlerinden bakmak için geldik.
İkincisi ise, erkeklerin kadınları köleleştirmek istemesinin asıl sebebi, benliklerinin en derinlerinde kendilerinin de kendi arzularının köleleri olması.

Ellerini kaldıranlar ise teklif verenler, satın almak isteyenler bu bedeni, bu kişiliği. Aralarında fısıldaşanları görüyor musunuz? Belki göğüslerini tartışıyorlar aralarında ya da belki kalçalarını. Ancak hepsi ortak bir noktada birleşiyor. Bu insanlar güzelliğin kendilerine ait olmasını istiyorlar.
Köle kız, vücudunun güzelliği, gençliği, o kadınsı zerafeti ile adeta güzelliğin vücut bulmuş hali ve tablo bu güzelliğe duyulan arzuyu en ince detayına kadar aktarıyor seyircisine.

Peki ya tüccarın uzanan eli, destek alarak arkasındaki sandıktan, öne eğilişi,? Ateşli bir pazarlığın işareti. Malını pazarlayan, gözleri para hırsı ile büyümüş bir satıcı. İnsanoğlunun arzularını iyi bilen, bu arzuları onlara karşı kullanmakta usta bir satıcı. İnsanların arzularına köle oluşunu, yarattığı yeni köleler ile pekiştiren figür. Fazlası ile benzetiyorum kendisini Şeytan kavramına. Sadece belirtmek istedim...

En önemli hususlardan biri de utanç. Köle kız kadınlığını gizleyemiyor belki ancak yüzünü gizlemeyi başarıyor. İnsana özgü sıradan bir hareketle gizleniyor. Zira bu kalabalıkta tek çıplak bırakılan o. Vücudu, kadınlığı, haysiyeti üzerinden alınan kumaş ile zedeleniyor, tüm varlığı çırılçıplak gözlerinin önüne seriliyor bu iğrenç insanların ve o bu utanmaz dünyaya bakmayı reddediyor.

Dikkat ettiniz mi? Biri daha var sahnede. Bir başka köle kız. Diğer kızdan tek farkı henüz o cüppenin koruması altında olması. Kendini korumak için kullanamadığı ellerinin, kumaş parçasını nasıl savunduğunu görebiliyor musunuz?
Büzüşerek ufalmış, o ucuz kumaş ile vücudunun her yerini örtmüş hali ile çaresizliğin, endişenin vücut bulmuş halidir adeta.
Utancı çok iyi anlatır sanatçı. Utanma duygusu ile erotizm arasındaki büyüleyici ilişkiyi bizler üzerinden öğretir yine bizlere.
Hüzünlü bir tablodur sonuç olarak, insanlığın ayıplarını eğitici bir şekilde yüzüne vuran bir şaheserdir.
Böylece Bence'min sonuna geldik. Umarım bir şeyler katabilmişimdir sizlere. Okuyan yüreklerinize sağlık, sağlıcakla kalın!
#felfire
#kültürsanat
Kaynak:
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer 
En İyi Cevaplar