Ara Güler, geçmişin anılarını modern zamanlara aktaran bir fotoğraf sanatçısı!

''1928 yılında İstanbul’da doğmuşum. Çocukluğumdan beri benim fotoğrafa, kameraya ilgim zaten var. Muhsin Ertuğrul’un tiyatrosunda öğrencilik yaptım kurslara giderek. O zamanlar rejisör veya oyun yazarı olmak istiyordum. Muhsin Ertuğrul bana tiyatro sevgisini katmıştır.''
Diyerek belki de hayatındaki dönüm noktasından bahsediyor. Tiyatro sevgisi olmadan insanı nasıl çizebilirsiniz ki?
İnsanı, insana anlatma sanatının ülkemizdeki yıldızıydı...

Modern İstanbul'u ölü İstanbul diye niteliyordu. Hiç de haksız sayılmaz ne dersiniz?

''Benim yaşadığım İstanbul zaten İstanbul değildi. Aslında ben de İstanbul’u görmedim. İstanbul zaten bitmişti. İstanbul Pera’da bitti. Bizanslılar 1917’de Rus İhtilali olduğunda buraya beyaz Ruslar geldi, Asmalı Mescit kuruldu, orada bohem hayat başladı, herkes oraya daldı, Markiz açıldı falan ama hayat bitti. Bugüne baktığında Lebon diye sadece pastane kalmıştır. İnsanlar zamanla kendilerini bitiriyorlar, onun için biz İstanbul’un ölüsünü görüyoruz, ölü İstanbul’un üstünde geziyoruz.''
Nerede o eski İstanbul? Nerede insanları şair yapan o ulu şehir?

''Sokağa çıktığım zaman o eski İstanbul’u arıyorum ben ama yok. Nerede bu İstanbul, denize düşmüş. Sevdiğin İstanbul nedir? Salacak’ta bir apartman veya bir bahçe var, onun arkasında bir konak var, oradan kör kedi çıkar veya ufak bir kedi yavrusu çıkar camdan atlar aşağıya.''
İstanbul o eski İstanbul mu? İnsanlar huzur bulabiliyor mu bu şehirde?

İstanbul'un eski fotoğraflarını görünce insanın içi gitmiyor değil... Huzur veren bir görüntü var oysa şimdi burada yaşayan insanların sinir katsayıları yüksek. Gereksiz insan ve beton yığınları işgal etmiş!
İnsan figürü, yer mavi, gök mavi; İstanbul mavi!

Maviliklere uzanan bir figür...

Bir demet huzur...

Dönemin ses getiren fotoğraflarını çekiyor ve adeta imkansızı başarıyordu: Picasso'yu fotoğrafladı!

Pablo Picasso'yu fotoğrafladıktan sonra ünlü ressam; “Sen benim bu kadar fotoğrafımı çekiyorsun, ben de senin resmini çizeyim” dedi. Bu olayı Ara Güler kendi üslubunda değerlendirirken şöyle der; ''Türkiye’de bir adet orijinal Picasso var, benim evde.''
Salvador Dali'ye de kendi penceresinden baktı!

''Dali’nin Paris’te oteline gittim, 101 numarada kalıyormuş. Kapısını açtım, bana bakıyor; “Niye benim fotoğrafımı çekmek istiyorsun?” dedi. “Çok meşhursun da onun için.” dedim. “Benim dakikam 25 bin dolardır.” dedi. “Güzel ama ben bir dakikada fotoğraf çekemem ki!” dedim. Beni tuttuğu gibi dışarı attı. O akşam bir Yahudi arkadaşımla yemeğe gittim.“Dali beni dışarı attı.” dedim, “O benim vaftiz babam.” dedi. “Ama sen Yahudi’sin o Hristiyan nasıl olur?” dedim. “Sen karışma.” dedi, gitti konuştu. Ertesi sabah saat 11’de gittik. Dali bana bakıyor ben ona. “Senin fotoğrafını çekmeliyim. Adamakıllı bir fotoğrafın yok.” dedim. “Kimse yokken gel.” dedi. Ertesi gün saat onda gittim, üç gazeteci daha geldi. “Hani benden başka kimse olmayacaktı.” dedim. “Dur ben onları hemen salarım.” dedi. Elinde de gümüş saplı bir baston var. “Bilin bakalım, ziftin formülü nedir?” dedi. Kimse bilemedi. Formülü kafadan attı. “Benim adım Salvador Dali, bu bastonu ziftin içine sokar çıkarırım. Beş kuruşluk baston olur 50 bin dolar. Sen bunu yaparsan deli derler. Şimdi dediğimden ne anladınsa git onu yaz.” dedi. Üçünü birden toplayıp dışarı attı. O fotoğrafları o gün çektim.''
Mekanı Cennet olsun...
Nalan Kaya 2014 röportajından ve Bülent Parlak 2013 röportajından Röportaj derlemesi kaynağı.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar