Bu Bir Şahitlik, Bu Bir Refakat ve Bu Bir Veda...



İçeriğindeki görseller bir yana eğer gözlerinizi sımsıkı kapatıp, tüm benliğiniz ile dinlerseniz Abel Korzeniowski ustamızın bu muazzam bestesi, sizi de alıp çok uzaklara götürecektir. Nitekim, ben bunu yaklaşık yirmi kez yaptım ve yazacaklarımı öyle yazmaya karar verdim.


Bu Bir Şahitlik, Bu Bir Refakat ve Bu Bir Veda...


Zaman kum misali akıp gidiyor ve tutamıyorum!


Aslında bu yazıyı dün saat 23:19 sularında yazıyordum. Gidip gidip gelen ruh halimin fırtınasında, dalgalar arasında sürüklenirken anlık bir buhran ile tüm yazdıklarımı haşat ettim... Onlar dalgalar vurdukça silinip giderken, ben git gide okyanusun dibine batıyordum.


Bu Bir Şahitlik, Bu Bir Refakat ve Bu Bir Veda...


Bu kesinlikle; "doğum günümü kutlayın ey ahali" türünde bir şey değil... Bu, 30 yıllık seyir defterimin satırlarından bir paylaşım...


Evet!


Gece şeytanlarının dün, akrep ve yelkovanı itekleyerek tam da on ikinin üstüne getirmesiyle birlikte ben nihayet 30 oldum...


Bu Bir Şahitlik, Bu Bir Refakat ve Bu Bir Veda...
Dünden bu yana üstümde biriken durgunluğun ve nötrlüğün sebebi belki de 30 olmanın verdiği bir hissiyattı. Sanki, daha da ağır ve yorgun hissettim kendimi... Gerçi hala öyle, değişme göstermedi!


30! Ne kadar garip bir rakam... Bu yaşa ayak bastığınız andan itibaren sizi anlık bir şekilde çökertmeye başlıyor! Hani, rüyalarımızda adım atarız, ayağımızın altındaki yüzey ansızın yok olur ve birden aşağıya daha da aşağıya düşeriz ya...


Bu Bir Şahitlik, Bu Bir Refakat ve Bu Bir Veda...
Tıpkı onun gibi tesiri oldu bende de... Tıpkı Alice gibi hissettim kendimi.


Bu kimileri için olgunluk, kimileri için yaşlılık, kimileri için de yolun yarısı sayılıyor ya da adlandırılıyor. Beni sorarsanız, 30 olmak çevresel faktörleri de işin içine kattığınızda hiç de iyi hissettiren bir şey değil! Fakat, diğer yandan şarabım daha da yıllanıyor. Aroması zenginleşiyor ve kalitesi yükseliyor... Bu da önemli bir şey! Kadehe dolu tarafından bakmak gerek, öyle değil mi?


Gerek gerçek hayatta gerek burada beni tanıyan ve bilen yakın arkadaşlarımın alışkın olduğu bir durum vardır. O da benim bitmek tükenmek bilmeyen şanssızlığım!


Bu Bir Şahitlik, Bu Bir Refakat ve Bu Bir Veda...
Arkama dönüp baktığımda garip bir çocukluk, kalıplaşmış aile hayatı, özendirilen ama istenilmeyen bir bölümü okumak, sıkıntılı ve cins bir askerlik süreci, dikişi tutmayan işler ve rayında gitmeyen ilişkiler gördüm geçirdim.


Bu süreç içerisinde olumlu ve çoğu zaman da olumsuz yaşadığım her olay aklıma ve kalbime en ince şekilde itinayla işlendi... Kaça böldüğümü anımsayamadığım kalbimin olduğu gibi kırdığım kalpler de oldu. Yüzüme kapanan kapıların sayısı nasıl çoksa açmaya korktuklarım da bir o kadar fazla... İşte bu nedenden dolayı bilerek veya bilmeyerek kalbini kırdığım herkesten bir kez daha özür diliyorum.



Gençler ve çocuklar, zamanın ne demek olduğunu bilmeden yaşıyor... Daha doğrusu görebildiğim kadarıyla sadece vakit öldürüyorlar. Aslında kendilerini de öldürdüklerinin farkında değiller!


Bu Bir Şahitlik, Bu Bir Refakat ve Bu Bir Veda...


Vakitle birlikte kendinizi öldürmeyin, gelişin!


Gelişim çok önemli bir faktör...


Her zaman dediğim bir laf vardır. Yinelemek isterim:


"Ot gelip saman gitmeyin bu dünyadan... Filizlenin, yeşerin, tomurcuklanıp çiçek açın ve meyveler verin!"


Bilinç ve kişisel donanım kolay kolay sağlanan bir olgu değil! Hayat bir savaş meydanı ve bu meydanda savaşabilmek için zırhınız, bilginiz olmalı!


Ve bilgiye ulaşmak için de okumalısınız gençler! Hem de çok okumalı... Sadece bir kalemin yazdığını değil, her kalemin yazdığını okumalısınız. Ayrıca dinlemeniz gerek! Saçma da olsa dinleyin konuşulanları... Çünkü, o saçmalığın içinde gedikler ve yuvalar bulacaksınız. Bir de yazın, çizin, resim yapın. Yani üretin ve tüketmekten vazgeçin! Şu bilgisayarı ve interneti yararlı amaçlar uğruna kullanın! Sabahtan akşama kadar başında oturup chat sitelerine takılmayın, türlü türlü oyunlara odaklanmayın, karı kız düşürmek için uğraşmayın, p*rno ile dikişsiz hayaller üretmeyin, dizilere bu kadar vakit ayırmayın... Kendinize bilgi ve birikim sağlayacak şeyler edinmeye çalışın. Ama her şeyden önce saygıyı bir kıyafet gibi üstünüzde taşıyın. Yaptığınız veya yapacağınız sporda kaslarınızı şişirirken beyninizi küçültmeyin! Sporu spor olduğu için yapın ve size lanse edilen kaslı erkek güzel kız kapar mantığından uzaklaşın. Bir de genç kızlarımıza değinelim değil mi?


Hayat; okuldaki o popüler çocuktan, dizilerdeki karizmatik ve yakışıklı oyuncudan, alışveriş merkezlerindeki camekanlardan, makyaj malzemelerinden, fit yaşam arzusundan, sağlıklı beslenmeden ve takılardan ibaret değil! Ufkunuzu açın, kullandığınız dili bozmayın, konuşurken saçmalamayın, cinselliği koz olarak kullanan sevgi sözcüklerini de bezeme yapanlardan artık uzaklaşın! Para bir gereksinim olsa da siz onun kulu ve köpeği olmayın! Zenginliğin ve maddiyatın verdiği yaşam huzurunuzu sizden söke söke alır. Buna izin vermeyin ve kalbinizi dinleyin!


30 Yıllık Bir Savaş!


Benim ardı ardına yaşadıklarım, gündem ve hayatın karşıma çıkardığı bazı insanlardan dolayı dinden soğudum diyebilirim.Bunu söylerken utanmıyorum, sıkılmıyorum, pişmanlık duymuyor ve acizlik hissetmiyorum. Çünkü, sömürü ve silah olarak kullanılmaya pek bir alışkın olan din yüzünden tüm kalbimle sevdiğim insanları da kaybettim. Hangi din ve tanrı uğruna insan kalbinden ve sevgisinden vazgeçer ki?


Her neyse... Bu bahsi kapatalım. Bir de etnik köken unsuru var! Ben hepsine birden sahip olunca kaybettiğim arkadaşlarım ve giden sevgililerimin olmasına bağışıklık kazandım artık!


İnsanların deri kılıflarına, göz renklerine, kullandıkları dile, inandıkları veya inanmadıkları dinlere tanrılara alışın gençler ve sakın onlardan nefret etmeyin! Onları sevin! Çünkü, sevdikçe zenginleşeceksiniz. Bu kadarlık nasihat yeter de artar sanırım... Eminim, bu bölümde yazdıklarım bazılarınızı rahatsız edecek ve içgüdüsel olarak saldırı sisteminizi aktif hale getireceksiniz. Olsun, sorun değil...


Şu şans ve şanssızlık meselesine geri gelelim:


O bahsettiğim şans yoksunluğu ve hayatın getirdiği bir takım zorlukların da ilavesiyle birlikte arzu ettiğim bir yaşamı sürdürdüğüm elbette söylenemez. Lakin, buna da çok şükür diyorum... Nihayetinde, daha kötülerinin bilincinde olmak ve kendini iyi saymak önemli bir kaide!


Dediğim gibi... Hayat ve onu bana yönelten tanrının kumarında pek de iyi olduğum söylenemez. O, masaya her defasında As'ları koyarken ben sineklerimi uçuşturuyorum. Çoğu zaman ağzıma burnuma kaçıp beni sinir ettikleri de oluyor...


İşsiz, güçsüz ve avare bir insan suretiyle dışarıdan görünsem de bu sitede tesadüfen tanıştığım bir insanın tek bir sorusu bende hipernova etkisi yarattı.


Bu Bir Şahitlik, Bu Bir Refakat ve Bu Bir Veda...
Kendisi burada değil ve birden bire gitti ama ona verdiğim söz hala aklımda duruyor. İlk kitabımın ilk giriş sayfasının en yukarısında, yazmam için beni tetiklemesinden dolayı ona kucak dolusu sevgi, saygı ve teşekkürlerimi sunacağım.


Yazdım, yazdım ve yazdım...


Sonuç mu? İlk kitap bitti ama henüz bastırmadım. Ayrıca onu yazarken aklımda oluşan yeni süpernovalar sayesinde diğer dört kitabında senaryosu hazır ve nazır oldu. Tabii bir de Türk dizilerinden sıkılıp kendi dizi senaryomu yazmıştım. Piyasanın ne mal olduğunu gördüğüm ve az da olsa bildiğim için o diziyi de kitaba dönüştüreceğim.


Bu Bir Şahitlik, Bu Bir Refakat ve Bu Bir Veda...
Sadece kitap da değil elbette... Hayal gücü çiftliğime ektiğim ne varsa biçip mahsüllerini değerlendirmeyi amaçlıyorum. Bu sebepten ötürü de çizimlerimi birer tablo ve heykele dönüştüreceğim. Yani, bu da yapacaklarım listesinde arz-ı endam etmekte...


Ha! Bir de birkaç kısa film senaryosu var. Loto veya piyangodan büyük ikramiye çıkarsa onları da arada kaynatacağım. Yani önümdeki yol ve hayaller uzun bir koridor oluşturmakta ve benim yürümem gerek!


14.07.2013 Tarihinden bu yana üye olduğum bu sitede hayatıma, aklıma ve kalbime dokunan herkese çok ama çok teşekkür ediyorum. Özellikle listemdeki değerli dostlarımın nitelikleri ve kişilikleri takdire şayandır. Fırsatını yakaladığım an, hepsini tek tek ziyaret edeceğim.


Bu arada bir yere falan gitmiyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın! Bencemin başlığındaki "bu bir veda" kısmı, sadece eski yaşıma ve yaşlarıma hitaben oluşturuldu. Görüşlerini bildirecek kişilerden iki ayrı isteğim var.



  • İlki: Yaşınız 30'a yaklaştıkça neler hissediyorsunuz. Bunları lütfen belirtin...

  • İkincisi: 30 Yaşında olanlar ve 30'lular grubunda ilerleyenler kendi hissiyatlarını paylaşsınlar lütfen...



Sağlık ve esenlikle kalınız...






Bu Bir Şahitlik, Bu Bir Refakat ve Bu Bir Veda...
Cevapla