"Hayat değiştirecek." ne büyülü bir laf değil mi? Düşünceleri değiştirir, beklentileri arttırır. İnsanda merak uyandırır, çünkü hayatıyla en barışık olan, yaşam tarzını en çok seven insanın bile mutlaka hayatında değiştirmek istediği şeyler vardır. Çünkü bizler insanız, en güzel olaylarda sıkıntıyı, en çirkin durumlarda ise huzuru ararız. Memnun olmadığımız bir şeyler daima vardır. Ve hayatımız iyi ya da kötü, mutlaka bir değişim halinde olmalıdır.
Bir filmin ya da kitabın "Hayat değiştirebileceğini" 14 yaşında, can sıkıcı bir dönemde izlediğim The Martyrs ve geçen sene okuduğum, bu Bence'de ayrıntılarından bahsedeceğim "Veronika Ölmek İstiyor." kitabı ile anladım.

Kitap, ülkemizde Simyacı romanıyla tanınmış Paulo Coelho'ya ait. Genelde yaşam sevgisi, pozitif enerji ve insanlar üzerine ilginç mesajlar veren eserler sunan Paulo Coelho, bu romanında da geleneği bozmuyor, genç ve yalnız bir kadın üzerinden nefes almanın denemeye değer olduğunu belirtiyor.
Genç ve yalnız bir kadın.. Romanın baş karakteri, Veronika.

İstediği her şeyi elde edebilecek kadar güzel, fakat oldukça yalnız ve yaşamaya değer pek bir şey bulamıyor dünyada. Dolayısıyla yaşamına son vermeye karar veriyor, ilaçlarını içiyor ve bu teşebbüsü, hayatını ve zihnini tümüyle değiştirecek bir maceraya dönüşüyor. Veronika, akıl hastanesine yatırılıyor. İçtiği hapların, kalbinde yarattığı geri dönüşü olmayan bir hasar nedeniyle, sadece 1 haftalık ömrü kaldığını ve bu zamanını hastanede geçireceğini öğreniyor.
Başlarda sabretmesi gereken sadece 1 haftası kaldığını öğrenince mutlu hissetse de; bu süreç içinde hastanede tanıştığı insanlar, konuştuğu hastalar ve en önemlisi de şizofreni rahatsızlığına sahip Eduard ile karşılaşınca fikirleri yavaş yavaş değişmeye başlıyor ve hayatın hala yaşanmaya değer olabileceğini düşünüyor.

Fakat artık, elinde bir seçim hakkı yok. Çünkü Veronika, 1 hafta sonra ölecek.
Veronika'nın, kalan 1 haftalık ömründe akıl hastanesinde yaptığı gözlemler, tanıştığı karakterler ve yorumlamaları üzerine, hayatımızın tamamiyle bize bağlı olduğunu, yaşantımızı değiştirmekte özgür olduğumuzu bir kez daha anlıyoruz.
Akıl hastanesindeki ortamı, normal yaşantıyla; ruhsal problemleri olan hastaları ise, sağlıklı insanlar ile karşılaştıran Veronika'nın yorumlamalarıyla; kendimize ne kadar çok sınırlar koyduğumuzu, doğallıktan ve öz hislerimizden uzaklaştığımızı, kendi sıkıntılarımızı yine kendimizin oluşturduğunu görüyoruz. Veronika, hastanedeki rahat ortamı, mutlu ve keyifli insanları, dış dünya ile bir ilişkisi olmayan bu düzeni görünce yaşama dört elle sarılıyor ve son günlerini mutlu bir biçimde geçirmek istiyor.
Veronika'yı birkaç yönüyle, Yusuf Atılgan'ın ünlü romanı Aylak Adam'daki "C."ye benzetiyorum. Her ikisinin arayışta olması, hayatı pek sevmeseler de yine de, içten içe denemeye çalışıp, neden aramaları sanırım bu iki karakteri biraz benzer kılıyor. İki karakter de sanki dünyaya değil de insanlara küs.

Bugün, sizlere bahsettiğim bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Okumayı seven, sevmeyen herkesin başucunda yer alması gereken bir kitap bence. Okuması oldukça rahat, duru bir kitap. Dolayısıyla okuma alışkanlığınız olsa da olmasa da bir şans verip okuyabilirsiniz.
Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar