Modern toplum insana daha önce hiç olmadığı kadar seçim özgürlüğü verdi. İnsanlar artık nasıl yaşayacağına, kiminle birlikte olacağına, ne düşüneceğine daha bağımsız karar verebiliyor. Geleneklerin ve toplumsal kuralların etkisi azaldıkça birey kendini daha özgür hissediyor.
Ama bu özgürlük aynı zamanda bir yalnızlık da getirdi. Eskiden insanı çevreleyen güçlü aile bağları, mahalle ilişkileri ve ortak değerler zayıfladıkça birey kendi kararlarının yükünü tek başına taşımaya başladı. Kalabalıklar içinde yaşarken bile insanlar kendini daha izole, daha kopuk hissedebiliyor.
Bu yüzden modern toplum bir çelişki yaratır: Özgürlük arttıkça bağlar azalabilir, bağlar azaldıkça yalnızlık büyüyebilir.
Belki de modern insan hem tarihin en özgür hem de en yalnız insanıdır.
Modern toplum insanı özgür mü yaptı, yalnız mı bıraktı?
Modern toplum insanı ayrıştırdı. Özgürlük nedir ki kendi kararlarını vermek mi? Haklarını aramak mı? Nedir özgürlük yani?
Hepimiz özgürlük peşinde koşuyoruz fakat bu özgürlük asıl tutsağımızsa? İnsanlar yalnızlaştılar. İnsanlar bağlarını kaybettiler. Derin bir hissizlik de var. Peki eski insanlar bir arada kaldıklarında yaşanan herşeye rağmen bağımsız, özgür olamıyorlar mıydı? Biri seni mi üzdü hayatından çıkar, biri sana kötü bir laf mı etti kov gitsin. Biri karşı mı geldi biri gelir biri gider. Çok mu kıskanç yenisini buluruz zaten. Eskiden eşyalar kullanılır insanlar sevilirdi şimdilerde eşyalar, düzenler, lüks ler, seçenekler sevilip insanlar kullanılıyor. Bu mu özgürlük? İçi fazla doldurulmuş bir neslin içi boşaltılmış çocuklarıyız. Bir dengeyi bulamadık işte arayıp duruyoruz. Doktorlara gidip terapiler alıyoruz. İyileşmeye çalışıyotuz öyle olmalı çünkü. Ama galiba gerçeklerden pek de bahsetmememiz gerekiyor. Çünkü bunlar kimsenin pek de sevmeyeceği şeyler. Ama acı da olsa gerçek dediğimiz bazı şeyler anlam bulmamızı sağlıyor. Tutunmamızı sağlıyor hayata. Modern toplum kavramı sadece bir kavram. Ama insanın tatmin ve değerli hissetmesini sağlıyor. Yoksa bu boşluğu nasıl sindirebiliriz ki?
Modern toplum insanı özgürleştirirken aynı zamanda yalnızlaştırdı. Seçenekler arttı ama bağlar zayıfladı, özgürlük arttı ama aidiyet azaldı. Belki sorun özgürlük değil, anlam eksikliği. İnsan hem özgür olmak hem ait olmak istiyor; aradığımız şey de bu ikisi arasındaki denge aslında.
Ayrıca anne babayla da kurulan bağ bu düzelmeyince insan kendini hep haklı görünce kendinden daha da uzaklaşıyor. O yüzden bence en çok onlarla bağ kurabilmeye bence çok ihtiyacımız var
Oluşturuyor tabiii. Yani onlar bizler kadar bilinçli değillerdi. Onlar bir şekilde alışkın oldukları yerden yaklaşmaya devam ediyorlar. Fakat bizlerinde içimizde taşıdığımız kırgınlıklar, bizi oluşturan parçalar oradan kazanıldılar. Bugün kendimizi tanımak için, bir ton yol tepiyoruz uğraşıyoruz. Hepsi orayla aslında bağlantılı.
Kesinlikle katılıyorum. İyilik insanın başkaları için değil, kendi vicdanıyla kurduğu bir bağdır. Görünmek için yapılan iyilik geçicidir ama karaktere dönüşen iyilik insanı gerçekten değerli kılar. Maske takmak kolay, özü korumak zor olandır.
Yani şair diyor ki, özgürüm ve bundan dolayı da kayıp olanım. Bütün toplum için konuşamam. Sadece doğup büyüdüğüm yerde edindiğim gözlemlerle 20 yaşımda geldiğim Almanya da edindiğim gözlemleri harmanlayıp, kadın profili hakkında görüş paylaşabilirim.
Yer yer Türkiye de ve Avrupa da şöyle bir zihniyet var: Başı kapatmak, evinde oturmak, bir aile kurmak, yemek yapmak, yeri paspaslamak. çocuk doğurmak, hatta evli olmak bile vs. bunlar gerici ve erkeklerin domine ettiği bir hayatın basit kadın rolleri, bunlardan bir an önce kurtulup özgürleşin gibi bir algı satıldı bizlere. Yanlış evlilik yapmış mutsuz kadınlar ve ekonomik özgürlüğü olmayan kadınlar ise kızlarını yıllarca “oku yavrum, oku da kimse sana laf geçiremesin” diye büyüttü.
Peki, yıl 2025. Soruyorum: Nekadar özgür hissediyor kadınlar? Bir yandan eşi ya da partneri tarafından “evde oturan tembel” kadın profiline sahip olmamak için kariyer yapıp ama belki 30-35 yaşında bir de çocuk yapıp o kariyere zorunlu olarak ara verdiği zaman nekadar özgür hissediyoruz? Oku da özgürlüğünü eline al diyen anneler, bir yandan da torun istiyor. Ve Avrupa daki beklenti gerçekten kadının bir an önce işine geri dönmesi oluyor. Dışardaki dünya, kadının artık evinde oturmasını değil, 2. dünya savaşı sonrası Avrupanın yaptığı gibi fabrikalarda şirketlerde işci olmasını istiyor. Bir yandan da neslimizin devam etmesini, evlilik müessesinin kutsallığını vurguluyorlar. Ama son 30 yılda değişmeyen ve muhtemelen de hiç değişmeyecek sorumluluğu söyleyeyim: Erkeğin sorumluluğu. Erkeğin tek sorumluluğu bir işte çalışmak ve çocuk yapacak kadar güçlü ve kaliteli spermlere sahip olmak; ki biliyorsunuz Türk erkeği o konuda çok iddalı. Erkeklerden herkes razı. Erkeklerin görevleri sabit. Sadece kadınınki sürekli optimize ediliyor.
Gelelim yalnızlığa. O nezaman oluşuyor biliyor musunuz? Bana göre yalnızlık, kadının erkek için, erkeğin de kadın için yaratıldığı şu dünya da, rollerin karmaşasından geliyor. Insanlar artık birbirine dinlenmeyi hak gören limanlar değil. Insanlar artık her şey benim hakkım, en çok ben hak ettim diye feryad ediyor. Kalabalık şehirlerde, kalabalık metrolarda, tıkış tıkış, nezaketsiz yolculuklarda, çevre kirliliğinde, aceleyle yenen yemeklerde, içi boşaltılmış kültürel faaliyetlerde, dini anlayışsızlıklarda, insan arası ilişkilerin küflenmesinde yorulduk biraz çok yorulduk ve sosyal medya ve yarattığı kirlilikten dolayı dinlenemiyoruz. Kimse asıl meseleyi konuşmuyor çünkü. Yalnız hisseden yalnızca bir kişi değil, binlerce, milyonlarca. Kaçtıkca da daha çok yanlızlaşıyoruz. Dinlenmeyi maneviyat yerine maddiyatta aradığınız sürece de dinlenemeyecek, kalabalıklaşamayacaksınız. Nacizane ben öyle düşünüyorum. Koşmayı bırakıp “bir dakka ya, bu düşünceler ve bu yaşadığım hayat kimin vizyonu, kim sattı bunu bana ve ben mutlu muyum?” demedikçe, sorgulamadıkça, durmadıkça, akletmedikçe, sanmıyorum birşeylerin değişeceğini.
Modern toplum insana seçenek sundu ama bağ kurmayı öğretmedi. Her şeye ulaşabiliyoruz ama birbirimize ulaşmak zorlaştı. Özgürlük arttı belki ama aidiyet azalınca yalnızlık kaçınılmaz oldu.
Medeniyet sonsuz gibi gözüken seçimler arasında kalan insanı yalnız bıraktı. Seçim yapmak için seçenekler sonsuz gibi görünse de mesela herhangi bir şey alırken temelde ihtiyaç duyulan şeylerden uzak şeyler satın alınıyor. İlişkilerde de hız ve haz varken duygu es geçildiği için doyumlu bir hayat yerine psikolojik ve fiziksel olarak insanı tüketen bir hayat oluşuyor. İnsan yaptığı seçimlerin bedelini öder. Yanlış yapılan her seçim insanın yalnızlaşmasına neden oldu ve olmaya da devam ediyor.
Doğru, seçeneklerin artması her zaman özgürlük getirmiyor; bazen insanı kararsız ve doyumsuz da yapıyor. İhtiyaç yerine haz peşinde koşulunca hem ilişkiler hem hayat yüzeyselleşiyor. Seçim çoğaldıkça sorumluluk da artıyor, yanlış seçimlerin bedeli ise çoğu zaman yalnızlık oluyor. Sorun seçenek değil, onları nasıl kullandığımız aslında.
Bence ikisini de yaptı ama ağırlık yalnızlığa kaydı gibi eskiden birçok ilişki mecburiyetten sürüyordu insanlar kolay kolay vazgeçmiyordu belki çok mutlu değillerdi ama bağlar daha sıkıydı simdi seçenek çok herkesin önünde başka ihtimaller var bu bir yandan özgürlük ama bir yandan da nasıl olsa daha iyisi vardır düşüncesi yüzünden bağlılık zayıflıyor iinsanlar artık katlanmak istemiyor bu güzel bir şey aslında qma sabır da azaldı sonuçta daha özgürüz belki ama daha yalnız hissediyoruz gibi
Bence de modern hayat bize seçenek ve özgürlük verdi ama bağ kurma gücümüzü zayıflattı. Eskiden insanlar mecburiyetten kalıyordu, şimdi ise en ufak zorlukta vazgeçmek kolaylaştı. Özgürlük arttı belki ama sabır ve bağlılık azaldığı için yalnızlık da beraberinde geldi.
Bence modern toplum ne tamamen özgür ne tamamen yalnız bıraktı; ikisini de uçlarda hissettirdi 🚶♂️🌆 Eskiden seçim azdı ama aidiyet yüksekti, şimdi seçenek bol ama kök duygusu zayıf. Yalnızlık artıyor çünkü bağ kurmayı değil, “seçim yapmayı” kutsuyoruz. Çözüm; özgürlüğü korurken, bilinçli ve derin bağlar kurmayı öğrenmekte 💬🫂
Hiçbir zaman gerçek özgürlük yoktur bedel vardır sadece. Bir şeyleri seömeye zorlanırken bile bir kontür çizgisi belirlenmiştir. Modern hayat insan tüketiciliğini öğretti insnalara, duygu ve birlik cellatı oldu herkes. Haklısın yanlı, lık en korkulan şey ilen günümüzde başarı olarak kutlanmaya başladı
Özgürlük sınırsızlık değil, sınırlar içinde bilinçli seçim yapabilmektir. Modern hayat insanı yalnızlaştırıp tüketmeye yöneltiyor ama insan yine de kendi değerlerini koruyabilir. Bence gerçek başarı; kalabalıkta kaybolmadan, yalnızlıkta da insan kalabilmek.
Özgürleşme adına aslında gelişen ve modernleşen teknoloji ile daha yalnız ve daha mutsuz bireyler haline geldik aslında özgür değil sadece teknolojinin kölesi olduk
Özgürlüğü nasıl tanımladığınıza bağlı. Bencilliği abartıp sadece ben ben ben diyerek kişinin kendi dışında kalan insanların hayatlarını ve düşüncelerini hiçe sayarak yaşamaksa elbet sonunda yalnızlığı tadacaktır. şu an olduğu gibi. Kavram ve tanımlamaları Arap saçı kıvamına getirip içinden çıkılmaz haline getirmesi günümüzde olduğu gibi hayal değil. İnsanlar her şeyi farkında olarak ve bile isteye yaptı. Özgürlük adı altında kendi kişiliklerini ve karakterlerini bitirdi. Şimdide yaptıklarının nereye varacağını düşünemedikleri için inkar etme yoluna başladılar. Çoğu sosyal medyada bu güne yapılanları sanki zorla yapılmış gibi lanse ediyorlar. Manipüle eskiden yüz yüze yapılırdı şimdi sosyal medyada yapılmaya başlandı. Hadi bakalım hayırlısı.
Dediğinde haklılık payı var ama bence sorun özgürlüğün kendisi değil, onun yanlış yorumlanması. Özgürlük sorumlulukla dengelenmediğinde bencilliğe dönüşüyor. İnsan kendi sınırını kaybedince hem karakterini zedeliyor hem de yalnızlaşıyor. Bugün yaşanan karmaşa da biraz bundan; özgürlük ile keyfilik arasındaki çizgi silindi.
Herkes yaptığınında söylediğinin de farkında. Bilerek ve isteyerek yapıyor. Yaşayacağı olumlu veya olumsuz her şeyi göze alıyor. O yüzden hiç dert etmiyorum. Ne ekerken onu biçersin.
Bence yalnız bıraktı. Bugünün modern insanı eskinin ilkel insanından daha çaresiz ve yalnız. Teknolojinin sunduğu sonsuz olanaklar, bir yandan insanlara büyük kolaylıklar sağlasa da, bir diğer yandan onları sürekli bir yalnızlık içinde hapsetti. İnsanlar daha fazla bilgiye sahip olabilirler, ama bu bilgi onları daha fazla yalnızlığa itiyor gibi. Artık herkesin bir ekran karşısında, yalnız bir şekilde düşündüğü, hissettiği ve yaşadığı bir dünyada, yalnızca başkalarına ulaşmak kolaylaşmakla kalmıyor, aynı zamanda onları anlamak da giderek zorlaşıyor. Teknolojinin sunduğu hız, bağlantı ve erişilebilirlik, ilişkilerin yüzeyselleşmesine yol açıyor. Anlık mesajlaşmalar, anlık paylaşımlar, anlık tatminler; fakat gerçek duygusal derinlik, kimseye vakit ayırma isteği ve anı paylaşma arzusuyla birleşemiyor. Ve biz gitgide yalnızlaşıyoruz...
Haklılık payı var ama yalnızlığın sebebi sadece teknoloji değil bence. Teknoloji aslında bir araç; insanı yalnızlaştıran onu nasıl kullandığımız. İletişim arttı ama bağ azaldı, hız çoğaldı ama derinlik azaldı. Modern insanın sorunu imkânsızlık değil, anlam eksikliği gibi geliyor bana. Kalabalıklar içinde yalnız kalmak da biraz bunun sonucu.
Cevaba geçiyorum ; Bu kişiye bağlı, bir kitle der ki " Biz özgür değiliz, kimse değil "yanlış ❌ . Herkes seçimlerinde özgür. Yoksa iradenin varlığından dahi söz etmek münkün olmazdı 💭. Akıl yetisi düşünebilme potansiyeline her birey sahip. Ancak kimisi geleneksel, baskılanmış, ve stabil bir bakış acısında bakar dünya'ya.
Öte yandan modern olmak demek gelenekten değerlerden kopmak değil değerlerini yeri gelince toplumun kurduğu yasaları insanlar için ➡ değiştirme özgürlüğüne sahip olmaktır.
Aynen modern toplumda insan gerçekten özgür gibi hissedebilir kendine istediği şeyi yaşayabilir ama bir yandan da çok yalnız hissedebiliyor. Eskiden olan güçlü aile bağları mahalle ilişkileri artık o kadar güçlü değil insanlar daha çok kendi başlarına kalıyorlar. Bu da özgürlük ile yalnızlığı bir arada yaşıyorlar sanki. Bence modern insan bu ikilem arasında kalıyor hem özgür hem de yalnız hissedebiliyor.
Modern toplum insanı ne tam anlamıyla özgür kıldı ne de sadece yalnız bıraktı. Onu kendi varlığının keskin bir farkındalığına mahkum etti. Eskiden toplumun bir parçası olarak kaybolan insan bugün kendi kararlarının ve boşluğunun farkında olan bir birey haline geldi. Yani yaşadığımız yalnızlık aslında özgürlüğün getirdiği o çıplak farkındalığın yan etkisidir.
Evet, modern insanın trajedisi de burada sanırım. Özgürlük arttıkça anlam arayışı da derinleşti. Eskiden aidiyetin içinde kaybolan insan, bugün kendi varlığının yükünü tek başına taşıyor. Bu yüzden yalnızlık bazen eksiklik değil, bilincin ağırlaşmış hâli gibi. Özgürlükle birlikte gelen o keskin farkındalık hem güç hem de yük aslında.
Modern toplum değil yasalar ve devletler feminist ve feminaziler... Kadınları ultra bencil ultra dolandırıcı ve hayat kadınlarının yüzünü kızartıcak biçimde şekillendirdiler normal kadınları feminist feminaziler ve sosyal medya paltformları reklamlar... Devleti de yanına alıp erkeklerin evlenmemesini sağladılar. Evlenen de ömür boyu nafaka veriyor. Ömür törpüsü çekiyor
YANLIZLIK CANDIR BU DEVİRDE ERKEKLER İÇİN. Kadınlar için ise aptallık.
İkisini de yaptı gibi. Seçenekler arttı, insanlar daha bağımsız hareket edebiliyor. Bu özgürlük güzel ama beraberinde mesafe de getirdi. Bağlar daha gevşek, ilişkiler daha kırılgan. Kalabalık içinde yalnız hissetmek bu yüzden yaygın. Özgürlük arttıkça sorumluluk da artıyor. Kimisi bu alanı iyi yönetiyor, kimisi boşlukta kalıyor.
Hürriyet diye bir şey yok Herkes içinde bulunduğu şartları esiri hele hele modern toplumlarda Hürriyet diye bir şey hiç yok düpedüz köle insan denilen şey
Kapitalist sistem demeyelim de insanoğlunun kurguladığı bütün sistemlerin tamamında Bu Böyle diyelim. kapitalist sistem böyle de Sosyalist sistem farklı değildi yani. Mesele kurgunun tepesinde kimin olduğu. insanın kurguladığı hiçbir sistemde huzur da yok mutluluk da yok Hürriyet de yok. İnsan insanüstü bir varlık tarafından kurgulanan sistemin içerisinde olursa huzurlu oluyor yani ilahi düzenin olduğu yerde...
Özünü, anlaşmayı, paylaşmayı unutanlar yalnızlaştı, modernizme mâkul şekilde ayak uyduranlar özgürleşti ama bu özgürleşmenin bazen hepimiz ucundan, kıyısından suyunu çıkarttık
Modern toplum insanı daha güvende hissettirirken daha yalnız bıraktı. Insanların samimiyetsizliği arttı ve soğuk ilişkiler oluşturdu. Paylaşım azlınca depresif kisiler ortaya çıktı.
Erik Fırom'un Özgürlükten kaçış kitabı harikaydı. Sanırım 5 sene oldu okuyalı. Bulsam bir daha okurum. Sorun aklıma onu getirdi. Yazarı bilerek okunuşu ile yazdım 😂
Kalabalıklar içinde yanlız ve anlaşılmamışlık hissi ile çalkalanıyor insanlar, mutluyum rölündeler ya da mutlu olduklarını düşünüyorlar. Kaliteli bir yanlızlık kazanımdır.
Bence insanın sevdikleri henüz hayattayken, kalabalığın tadını çıkarmalı. Bir an gelecek ki, sesine ses isteyeceksin ama kendi sesinden başka bir şey duymayacaksın.
Tabiki ama az insan seviyorum ben sahte bir kalabalık sevmiyorum, sevdiklerim kısmına gelince 2 yıl önce herkesi tek tek arayıp hayatımdan çıkardım zor zamanınızda yanınızdaydım ama benin zor anımda siz yoksunuz lütfen hayatımdan defolurmusunuz.
Zaten her şey hep tek taraflıysa, orada bir sevgiden bahsetmek doğru olmaz. İnsanın sevdiği iyi günde olduğu gibi kötü gününde de yanında olandır. Ne deyim siz daha iyi bilirsiniz :))