Bazen düşünüyorum da…
Bir insanın sessizliği bile bu kadar ağır olabilir mi?
Senin yokluğun konuşmuyor ama her şeyi anlatıyor.
Bir kelime söylemesen de, bütün hikâyeyi senden dinliyorum yine.
Bu gece odada normalden fazla sessizlik var.
Sanki herkes, her şey, hatta hava bile benimle birlikte susuyor.
Pencerenin önünde durdum uzun süre.
Dışarıdaki loş ışık, yüzüme çarpınca bir anlığına seni yanı başımda sandım.
Dokunmuşsun da, “Buradayım,” der gibi…
Ama sonra rüzgâr esti, gölge dağıldı.
Ben de yine gerçeğin soğuk yüzüne döndüm.
Defterimi açtım.
Sayfaları karıştırırken ellerim titredi;
sanki seni sayfalardan düşürürüm diye korktum.
Oysa sen zaten düşeli çok oldu.
Ben hâlâ seni tutmaya çalışan tarafım.
Bir satıra uzun uzun baktım, sonra şunu yazdım:
“Sevdiğim kişi gitmedi; ben onun yokluğuna takılı kaldım.”
Bu cümle içimi acıttı ama aynı zamanda rahatlattı.
Çünkü gerçeği söylemek bazen yarayı daha görünür yapar,
ama aynı zamanda, taşıdığın ağırlığı hafifletir.
Ben de yıllardır ilk defa,
belki çok küçük, belki görünmez bir yerlere sızıveren bir hafiflik hissettim.
Sonra düşündüm:
Seni beklemekten yoruldum mu?
Hayır.
Ama kendimi kaybetmekten yoruldum.
Sen dönmesen bile,
adını anmasam bile,
yokluğunu taşımayı bırakamasam bile…
Bir şey fark ettim:
Ben seni hep aynı kapının önünde bekledim.
O kapı hiç açılmadı.
Ama ben hiç çıkıp arka kapıya bakmayı da denemedim.
Belki de aslında gitmesi gereken, sensin değil…
Benim.
Bu düşünce içimde bir yerleri sızlattı—
acıdı, evet.
Ama bir tuhaflık var;
bu acı, seni kaybettiğim ilk günkü acı gibi değil.
Daha sessiz, daha olgun, daha kabul eden bir acı.
Defterin son sayfasına, tek bir cümle yazdım:
“Bazen bir insanı sevmeyi bırakmazsın; ama onu beklemeyi bırakabilirsin.”
Bugün ilk kez, koridora çıktığımda başımı kaldırıp pencereden dışarı baktım.
Gün biraz daha parlaktı sanki.
Belki bana öyle geldi, bilmiyorum.
Ama yıllar sonra ilk kez,
seni beklediğim yerden bir adım uzaklaştım.
Bu son satırları yazarken içimde hâlâ bir boşluk var, evet.
Seni hatırlatan yüzlerce gölge, binlerce anı var.
Ama ilk kez, seni düşünmek beni tamamen karanlığa itmedi.
Belki de sonunda anladım:
Bazı insanlar hayatımıza geri dönmez;
ama onların yokluğu bizi geri getirir.
Kendimize.
Ve bugün, uzun zaman sonra,
ilk defa şunu söyleyebiliyorum:
Sen dönmesen de…
Ben dönüyorum.
Kendime.
Yavaşça.
Sessizce.
Ama kesin bir dönüş bu.
Ve belki de en çok bunu söylemeliyim:
Artık ben yokluğuna alıştım.
Bazen gülüyorum—ama gülüşümün içine gizlenen bir gölgeyle.
Bazen gözlerim doluyor—ama eskisi gibi taşmıyor.
Eskisi gibi değilim artık…
Yas tutan, bekleyen, yanan hâlimin üzerinden zaman geçmiş gibi.
Senden tam vazgeçmeden,
sana saplanıp kalmadan,
ikisi arasında bir yerde durmayı öğrendim.
Sen dönmesen de,
ben kendime dönüyorum.
Son.🙃

Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer