İçtenliklerle döşenmiş bir armağan. İnsan kendinden, yaşamından daha öte ne verebilir? Koşulsuz bir armağanın götürüsü olur muydu ki; beklenti aşılayan gözler, gülünç aksaklıklar.. İçinde yaşadıkları ve yaşattıkları insana özgü.
Her şeyini veren kişi insanı boşaltır, karşısındakini de bağımlı yapar. armağan kulağa romantik geliyor ama aslında sağlıksız bir dinamik. Karşıdaki kişi buna alışır, o da kendini değersiz hisseder çünkü hiçbir şey karşılığında almıyorsun. Sınırlar çizilmezse ve sınırlar yoksa kimse onu ciddiye de almaz. Her şeyini veren ucuz görülür, değerli değil. Dengeli ilişki iki tarafın da verip aldığı ilişkidir.
Sadece dengeye odaklanan bir ilişkide aldığın kadar vermenin düşüncesi yatar. Bu da sahip olunanı değil, bir kısmını vermek demek. Tamamını vermediğinde ise ne kadar derin yaşayabilirsin, bu tartışılır görünüyor.
Derin yaşamak kulağa iyi gelse de aslında kendini kaybetmek demek. Tamamını verdiğinde sen yoksun artık, sadece karşıdakinin ihtiyaçları var. Denge hesaplaşma değil, karşılıklı saygı demek. Sen kendinden bir şey saklı tutmazsan, o da seni ciddiye almaz. "Ne kadar derin" sorusu yanlış soru. Doğru soru şu, "Ne kadar sürdürülebilir?"
İnceldiği yerden elbet kopar ama ben yaşamadığımı içimde ukte bırakmadan bitirmiş olacağım. Sonrasında var olan ihtimallerde boğulmayacağım çünkü, yapmak istediğimi yapmış oldum. Yine de düşünceni anlayabiliyorum👼
Acımı elbette yaşayacağım, onun için bir kılıfa ihtiyacım yok. Yaşamak istediğimi bunu o zamanda hissettiğim hislerimde yaşatacağım. Ve bu hisler benim çabamı da kapsıyor. İlişkide kalma ve kaybetme ihtimali çelişkili ifadeler ve bir arada kalamayacak kadar uzaklar. Ben ise ilişkinin gerekliliklerimi elimde olanla sağlayacak kadar güçlü hissediyorum. O yüzden bahsettiğin tükenmişlik, ya da kaçış bana uymuyor.
Asıl çelişki bakış açında. İlişkide kalma ve kaybetme ihtimali uzakta değil, birbirlerinin varlığını belirlerler. Kaybetme ihtimali olmayan ilişki zaten gerçek bir ilişki değil. Güçlü hissediyorum dediğin şey aslında bir ilişkinin en başından beri sonunun planlama stratejisi. Sen ilişkide kalmaya değil bitirme ihtimaline güveniyorsun.
Faylina umarım insanlar hakkında bu kadar keskin ve net çıkarımları en doğruymuş gibi söylemekten kaçınırsın. Hislerimi biliyorum, onları nasıl aktardığımı da.
Söylediklerimi bana iade etmen, sana ne kadar dokunduğunu gösteriyor. Kendi hislerini biliyorsun ama onları bu kadar net adlandırdığımda rahatsız oluyorsun.
Hayır aslında, ssnin ne düşündüğünü başta dediğim gibi anlıyorum ama sen düşünceni bana dayatmaya çalışıyorsun. Buna karşılık bir şey söylemek istemiyorum çünkü aktarmaya çalıştığım şey sana geçmiyor.
Senin aktarmaya çalıştığın şey bana geçmiyor değil, bilakis söylediklerinin altında yatanı gösterdiğimde rahatsız oluyorsun. Başından beridir, "her şeyini vermek" gibi kulağa romantik gelen bir fikri savundun. Ben ise bunun sağlıksız, bir tüketim ve karşıdakini bağımlı yapma çabası olduğunu belirttim. Sen ise "içimde ukte kalmaz" dedin ben ise gelecekteki acıya hazırlık olduğunu gösterdim. "Güçlüyüm" dedin, ben ise bu gücü aslında bir ilişkideki sorumluluktan kaçış olduğunu anlattım. Sen ise "hislerimi biliyorum" diyerek bir duvar ördün, ben ise o hislerin hangi korkulardan beslendiğini göstermeye çalıştım. Yani sana yeni bir şey söylemedim. Sadece kendin hakkında görmek istemediğin şeyleri sana anlatmaya gösterdim. Bir şey sana geçmiyor değil, sadece onu kabul etmek istemiyorsun. Gelelim düşünceleri dayatmaya. Anlıyorum. Ben düşüncemi sana dayatmadım. Sadece senin kendi sözlerinle, çelişkilerinle sana geri yansıtmaya çalıştım. Dayatmak bir fikri zorla kabul ettirmektir. Benim yaptığım ise, bir eylemin arkasındaki asıl niyeti ortaya çıkartmaktı. Bunun nesi dayatmak? Üstelik düşünceyi dayatmak bir fikri kanıtsız sumaktır. Benim amacım kendi düşüncelerimi değil senin kendi ifadelerinin altında yatan anlamı gösterdim. Analiz ettim. Ben sana sen yanlışsın bile demedim üstelik. Ben sana sadece davranışlarının mantıklı bir açıklaması var dedim. Aradaki fark bu. Biri kişisel yargı diğeri ise öğrencisi olduğum gereği bir gözlem.
Hayatın bir denklemi vardır Pınar Hanım. Al-ver dengesi. Ne kadar verirseniz, hayat sizden o kadar alır. Sevgili de alır, dost da alır, aile de alır. Bu yüzden vermenin getirisi hiçbir zaman olmaz. Ne kadar verirseniz, verdiğiniz o kadar çok ister.
Sonunda ne olur biliyor musunuz? Kocaman bir hiç. Yaptığı bütün her şeyi unutulan, tırnak ucu kadar küçük bir hatasında, sanki hiçbir şey yapmamış gibi laf yiyerek nankörlükle karşılaşan bi' birey olursunuz. Bu yüzden her şeyinizi vermenin. Hatta birçok şeyinizi bile vermeyin.
Siz hiç, çok sevdiği için sevgisinin karşılığını alan birini gördünüz mü? İlişkilerde hep bir taraf çok çabalarken, diğer taraf umursamazdır. İşte bu da bir denge. Sevgisini veren, daha fazla veriyor. Alan da, daha çok istiyor. İlişkilerin birçoğu bu denge ve beraberindeki saygıyla ayakta duruyor. Birçoğu da bilinçli farkındalık ile ayakta duruyor. Velhasıl kelâm, siz siz olun, her şeyinizi vermeyin. Sonra canınız çok yanar.
Aslında bakıldığında içten gelen samimi bir sevgi göstergesi gibi görünse de, aslında insanın kendine haksızlık etmesine de yol açabiliyor maalesef. Çünkü sınırlar olmayınca kişi fark etmeden tükeniyor. O yüzden paylaşmak güzel ama kendi payını da saklamayı bilmek gerek. İnsan kendi içinde dimdik durmazsa, başkasına yaslanacak sağlam bir omuz da olamaz. Şu an bunları söylemek kolay olsa da insanız neticede her zaman full mantıksal ilerleyemiyoruz kalbimiz duygusal yanımızı devreye soktuğunda denge bozuluyor karşıya verdikçe veriyoruz , sonra bir bakıyoruz ki günün sonunda kendimize verecek bir şeyimiz kalmamış...
Başkalarına her şeyini sunmak büyük bir cömertlik ve sevgi göstergesi olabilir. Ancak bu, insanda zamanla tükenmişlik hissi yaratabilir. Kendin için de bir alan bırakmazsan, karşılığını göremediğinde hayal kırıklığı yaşayabilirsin. Koşulsuz armağanlarda beklentisizlik iyidir ama insan doğası “eşitlik” arar. ❤️ Kendi sınırlarını sevgiyle belirleyerek hem kendine hem karşındaki insana iyilik yapmış olursun. 🌹
Bu kadar genç yaşta böylesine derin düşüncelerin var, etkileyici! Ama dikkat et, kendini çok harcarsan o güzel enerjini kaybedebilirsin. 😊 Her ilişki bir ölçü ve denge ister, biliyorsun. Koşulsuzluk güzeldir ama kendinin de bir "sen" olduğunu hissettirmelisin. Unutma, kendine değer vermek bencillik değil; aksine uzun vadede herkese iyiliktir. 🌸
Genelde bir getirisi olmaz.. Ama vermezsende olasılıklar hep aklında kalır.. Ben herşeyi vermek taraftarıyım olmuyorsa benlik bir durum değildir.. Ama herseyini vermeden bunu nasıl bilebilir insan?
Denize girerken az ıslanalım diyebilirmisin? Korkakarak urkerek cekinerek ne kadar yaşayabilirsin.. Her şeyinle tam ortasında olmalı hayatın.. Hak edenler kalır.. Etmeyenler ayıkla ir zaten.. Atmosferden çıkan bir toketten kopan parçalar gibi... :))
Bizde bir temel s örün.. İnsanlar da.. Ben herşeyi mi verdim karşılık göremedim cümlesi.. Bir karşılık ugruna veriyorsan cebindeki herşeyi sen bir ticaret peşindesin.. Dediği gibi şairin
Sen elmayı seviyorsun diye elmada seni sevecek değil...
Sen korkmadan herşeyin ver olursa zaten olur olmazsa kendini iyi hissedersin ben herşeyi denedim. Olmadı.. Ama diğer türlü korkup çekinirsen belkide olacak bir sürü ihtimali kaçırırsın... :))
Kendi ruhunu ve özgüllüğünü kaybetmek en büyük götürüsü ama dediğin gibi bir getirisi olur mu emin değilim. Getir bile zarara uğrayacağı zaman kaçarken biz -100 zararla ne getirebiliriz ki?
Bolca hayal kırıklığı bolca Üzüntü bolca pişmanlık tabi karşıdaki kişi senin değerini bilmiyorsa eğer değerini bilen biri olursa o zaman sınırsız mutluluk görüyorum