Bir duyguyu yaşamadığın hâlde özlemek... bu hangi boşluktan doğar?

Genç bir kadın, her sabah aynı bankta oturuyordu. Eline kahvesini alır, etrafındaki insanlara bakar, sonra başını hafifçe yana eğer ve uzaklara dalardı. Ne beklediği belliydi, ne özlediği... Ama bakışlarında bir eksiklik vardı; yaşanmış bir acı değil, hiç yaşanmamış bir şeyin eksikliği.

Bir gün yanına yaşlı bir adam oturdu. Sessizlik uzun sürdü. Sonra kadın fısıldadı:
"Hiç bilmediğiniz bir duygunun yüreğinizde yeri olur mu sizce?"

Adam gülümsedi, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Ben, hiç elini tutmadığım bir kadını yıllarca özledim,” dedi. “Ne sesi vardı hafızamda, ne kokusu… Ama hayalinin sıcaklığı yetiyordu.”

Kadın gözlerini yere indirdi. İçinde yıllardır taşıdığı o tanımsız boşluk, ilk kez bir başkasının kelimelerinde yankı bulmuştu. O an anladı; bazı duygular hiç yaşanmaz ama yine de insanın içini sessizce büyütür.

Ve en çok, işte o hiç yaşanmamış duygular yakar insanı. Çünkü onların eksikliğini hayatın her köşesinde duyarsın, ama adını koyamazsın.

Bir duyguyu yaşamadığın hâlde özlemek... bu hangi boşluktan doğar?
Bir duyguyu yaşamadığın hâlde özlemek... bu hangi boşluktan doğar?
Cevapla