Hayat bazen öyle sert savurur ki insan neye tutunduğunu bile unutur, ama bir bakmışsın sabah olmuş, kaldığın yerden devam ediyorsun. Acılar geçmemiştir belki ama yüzün yıkanmış, ayakkabını giymişsindir. İşte o an, insanın gerçekten güçlü olduğu mu, yoksa sadece mecbur kaldığı için mi devam ettiği sorusu çakılır içine. Peki, sence bu yürüyüş direnç mi, yoksa çaresizliğe alışmak mı?
Hayat bazen darmadağın ederken bile devam ediyorsa, biz mi güçlüyüz, yoksa mecbur muyuz?
Bu soru aslında yüreğe dokunan bir gerçekliği anlatıyor. Hayat darmadağın ettiğinde bile devam ediyorsa, bu hem gücümüzün hem de mecburiyetimizin bir göstergesi. Çünkü insan dediğin, bazen sırf başka çaresi olmadığı için yürür, bazen de içindeki o görünmeyen direnç sayesinde… Mecburiyet bizi harekete geçirir ama o hareketin içinde bir güç barınmazsa ayakta kalamayız. Yani evet, mecburuz… ama sadece mecbur olduğumuz için değil, içten içe güçlü olduğumuz için de devam ediyoruz. Ağlayarak da olsa, sürünerek de olsa... Her gün yeniden başlamak bir çaresizlik değil; aslında görünmeyen bir cesaret. Belki de insanın en büyük gücü, “dayanmak zorundayım” dediği yerde bile içinden bir şeylerin hâlâ “devam et” diyebilmesinde saklıdır.
Ben Hz Mevlana’nın Ayakta duracak halin yokken, hayatta duracak nedenlerin varsa korkma düşmezsin sözünü çok severim. Bu söz aslında her şeyi çok net bir şekilde açıklıyor. Darmadağın hissetmene rağmen her şeye devam etmek, devam etmek zorunda kalmak biraz da senin hayatta durma nedenlerin olmasından kaynaklı. Her şeye ve herkese rağmen hayat devam ediyor, sen hayatına kaldığın yerden devam etmeli, hayatla mücadele etmeli, ne kadar güçlü biri olduğunu görmen, hayat savaşına kaldığın yerden devam etmen gerekiyor. Ne yapalım, hayat böyle işte. Bir yandan darmadağın ederken, diğer yandan hayatta tutunma sebepleri verir.
Hayat savaşmayı bilmeyenler için uygun değil, hem mecburuz hem güçlüyüz. Ayrıca yaşamak ve hayat gayet güzel. Tabii sadece güzelliklerine tutunmayı bilirsen sıkı sıkı.
Beş parasız yaşamaya devam eden, alay konusu bir insan güçlü müdür? yoksa tanrıdan korktuğu için mi yaşamaya devam ediyordur ve aslında korkak mıdır?
Tanrıya inaadığı halde şer sefil hayatı yasamaya devam eden insana güçlü deniyorsa güçlü olmak nedir peki?
Kime göre neye göre güçlü olmak, ölçusu nedir bunu ya da güçlü olmak gerçekten iyi bişey mıdır? İşte felsefe yapmak cevabını bilmediğin bir soruya karşılık olarak yine aynı sekilde cevabını bilmediğin tonlarca soruyla karşılık verme aptalliğidir o yüzden git çayini demle de biraz keyfine bak
Hayat bazen insanı öyle bir köşe yazısına çevirir ki sayfayı sen çevirmeyince değişmez. Senin dediğin bu yürüyüş hem dayanıklılık hem de bir noktada hayatta kalma içgüdüsü. Güçlü olduğun, her şeyle baş ettiğin anlamına gelmez; bazen sadece ayakta kalmak bile en büyük dirençtir. Bazen de başka seçenek bırakmadığı için yürürsün, ama unutma; mecburiyetinin içinde gücünü de büyütürsün. Yani cevabı siyah-beyaz hemen kesemezsin 🌗. İkisi de var işin ucunda.
Mecburuz. Çünkü sorunlu olduğumuz kişiler var. Çoğumuzun çoluğu çocuğu var annesi babası var zaten onlara karşı sorumluluklarımız olduğu için mecburuz. İyi bir evlat iyi bir eş iyi bir anne baba olmak için sorumluluğumuz var. Bunları halletmemiz lazım yani. Hayat kolay değil mecburiyetler önemli.
Hayat bir şekilde devam ediyor güçlü olmaya çalışıyorum istemesek bile herkes istediği hayatı yaşayamıyor coğrafya kaderdir sözüne katılıyorum bazende mecbur bırakıyorlar