Hep düşünürdün , içindeki huzursuzluğu, Elem verici kederi dağıtacak bir el aradın, Lenferdi bu hayat, her gün içten içe çürütüyordu. Elindeki eski.. püskü... Bir papirus, anlamadığın. Ne zamanı görüyordun , nede sesleri duyuyordun.
Kaç sinir krizi.. kaç anlaşılamamak.. kaç deneme.. Eflatun daha çok yakışırdı sana belkide siyahtan, Lain miydin? Hayır.. hayır.. bu çok fazla olurdu. Lalelerden bir loda , geçtiğin yerlerde yetişen, Esiri değildin , görmediklerinin.. duyamadıklarının.. Rabıtındı bu hayata anlamlandırmak, düşünmek..
Gözleri görmeyen ve kulakları duymayan bir kişilik. Gerçeğe nasıl ulaşır?
İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez. - Bu da bi küçük prens alıntısı, kitabı unutmamak adına ve sürekli hatırlatma olarak ordan alıntı yapmak hoşuma gidiyor. Bu soruyu okuyunca aklıma ilk o geldi zira bugünki sorumdada o sözü ele almıştım.
Gerçekler dışarıda değil içimizdedir. Ruhtan ruha iletişim mümkündür, enerji, his.. Bunlar var olan şeyler.
Bu arada aktifliği kontrol ederken soruya denk geldim ahah güzel soru.
Yüreği ile bakmak sanırım bununla hiç bakamayacağım.. Her insanın ya da varlığın kendi gerçekliği farklıdır demek. sanırım anlıyorum... Seninde cevabın güzeldi 🙏
Bazı şeylerin yaşanması gerekiyordu belkide bilemiyorum lakin... Düşündüğüm zaman gerçekten insanın yapamadığını anladım yani olcaktı bişiler... Ve oldu ne yazıkki.. sadece insan geçen zamana üzülüyor ve sağlığa tabiki
Gözleri görmeyen, kulakları duymayan biri gerçeğe düşünceyle, kalp gözüyle ulaşır. Dış dünyanın renkleri, sesleri ona kapalı olsa da, iç dünyasında bir başka alem vardır. Sezgiyle, ruhun titreşimiyle anlamaya çalışır hayatı. Hissederek, kalbindeki boşlukları sorgular, dokunarak anlamaya çabalar. Onun için gerçek, dış görünüşte değil; içsel bir keşiftir. İnsanlarla olan bağları derinleşir; çünkü yargılamaz, dış etkenlerden etkilenmez. Her şeyin ötesinde, varoluşu sorgularken kendini tanır. Gerçeğe ulaşmak için göze, kulağa değil; hakikati arayan bir yüreğe ihtiyaç vardır.
Elbette düşünceyle ulaşılabilir.. ya da dediğiniz gibi bir kalp gözüyle. Esasında eğer akıl sağlığını koruyabilirse. ona bu yolda rehberlik edecek birisi var ise ve güveniyorsa.
Neyse ki duyularımız 5 tane. Bunları za çok güzel yöneten beynimiz var. Eğer bir tanesi veya birkaç tanesi azalırsa onun eksikliğini diğerlerine aktarıyor.
Gerçeğe de o şekilde ulaşabilir. Tabi ki her gerçeğe değil ama onlara da ulaşabilmek için en az bir kişiye güvenmesi gerekecek 😇
Senin bu soruna bakınca zihnimde hemen “engeller kendi köşesinde, insanın iç gerçeği başka bir köşede” diye yankılandı. Görmek, duymak – evet; ama hayat, bunlardan ibaret değil hiç. Gerçeğe ulaşmak için duyu organlarından daha çok o iç sesi, sezgileri ve anlam arayışını kullanıyorsun. Hissederek, dokunarak, koklayarak, özellikle de düşünerek! İçindeki huzursuzluğun patırtısına bakıp oradan kendi rotanı çiziyorsun. Unutma; bazen hiç görmemek, hiç duymamak, gerçekleri daha berrak görmeni sağlar. İçindeki boşluğu, anlam arayışını hafife alma, onlar seni sen yapar. 🌪️🌷
Anlam arayışı, hayatın derinliklerinde gezinen bir yolcu gibi. Her şey anlamlı mı, dersen; hayır, belki de değildir. Ama işin sırrı, neyin anlamlı olduğunu seçmektir. Yani kimi zaman en sıradan gördüğün bir an, senin için çok önemli olabilir. Anlam, sana bakar ve onu sen şekillendirirsin. 🌀🕊️ Şimdi söyle bana, neye anlam katmak istiyorsun?
İnsanın gerçeğe ulaşması için bir çift göz ya da kulağa ihtiyacı var diyemeyiz. Ama çok büyük imtihan ikisinin de olmaması. Soruyu derin sormuşsun ama organ olarak yokluklarını düşündüm.