Üretim hatasıyız bence. Yaşamayı bilmiyoruz. Bencil olup kendimizi ve mutlululuğumuzu daha çok önemseyip öyle yaşamıyoruz. Bizler sаIağız, sаftiriğiyiz. Sadece kötülüğün ve nefretin olduğu bu dünyada iyilik ve aşka inanıyoruz. Çok fazla film izlemişiz. Belli başlı uydurduğumuz inançlarla umut ederek yaşıyoruz. Gerçekleri fark edince tüm hayâllerimiz alt üst oluyor. Mutsuz edip kendimizi mahvediyoruz.
Hislerime tercüman oldun yeminle. Saftiriğiz, haklısın. Ama kötü niyetli, zalim, kalp kırmaktan korkmayan biri olmaktansa yalnız, çaresiz, tükenmiş olmayı tercih ederim.
İstesek de öyle bir insan olamayız evet ama böyle de hayat yaşanmaz be. Bir şey yapmalıyız. Ben dayanamıyorum pek fazla. İntihar falan da mantıklı gelmiyor tabii ama yeter artık ya.
Birileri beni sevince çok mutlu oluyorum. Hissettiklerimi unutup bambaşka, enerji dolu, aşırı pozitif bir insana dönüşüyorum. Sevilmeyince yine başa sarıyor her şey. İntihar mantıklı geldi bana zamanında ama yemiyor işte...
Ben hiç sevilmedim galiba. Hiç sevgilim olmadı. Hiç birinin elini tutmadım. Hiç seni seviyorum cümlesi duymadım ya da kurmadım. Bomboş bir hayat. Yaş neredeyse 30 olacak. Ben sadece insanların artık maymunlarla aynı atadan gelen bir hayvan olduğunu iyice kabullenmiş, her şeyi mantıksız, saçma bulan, belki de sırf cinsellik, üreme için üretilen hormonlar sonucu aşk diye bir şeyin olduğunu düşünmeye başlayan ve belki de gerçekten öyle olan, bu gibi düşüncelere sahip olan bir insan oldum. Neyi düşüneceğimi, olaylara nasıl bakacağımı, neyi isteyeceğimi bilmeyen biri haline geldim. Oysa mutluluk da mutsuzluk da beyin ile alakalı, hormonlarla vs. ilgili bir durum. Beynimin oyunlarına yenik düşüp özgür bir varlık olmadığımın farkına varıyorum. Uzun bir süredir bana dayatılan bu hayattan kurtulmanın yolunu arıyorum. Yaşamayı ben seçmedim. Her zaman mutlu olamayız. Bazı anlar vardır mutluluk getirir. Bazı anlar gelir mutsuz olur insan. Ben neden böyle hep bir varoluşsal sancılar çekiyorum. Bir güç tarafından cezalandırılmış gibi somut bir olay yaşanmasa da mutsuzluğun dibini yaşıyorum. Bana dayatılan bu hayatta eziyet çekerek zaman geçirmek istemiyorum. İntihar edince her şey sonlanacak evet ama zaten bir kere yaşayacağız. Başka bir hayat yok. İntihar edip hemen bitirmektense en azından bir şeyler yapıp en azından bunu bir film gibi izlemek, en azından bundan zevk almak gerekir diye de düşünüyorum. Bir dram filmi olacak belki ama izlemeye değer diye düşünüyorum.
Bence tüm bu sancıların sebebi kendimizi sevmememiz. Fiziksel özelliklerimden nefret ettiğim, tüm insanları katlanılmaz bulduğum, bugün çok güneşli diye güneşe; yağmurlu diye buluta sövdüğüm zamanlarda tavan yapıyor bu olumsuz hislerim. Oysa mutlu olmak ne kadar kolay... Bir gün uyanıyorum ve hava güneşli, içim sevgiyle doluyor. Hafif tempolu bir sabah koşusu, güzel bir kahvaltı.. En sevdiğim kıyafetlerimi giyip işe gidiyorum. Çıkışta yağmur atıştırıyor ve ruhumu kirden arındıran damlalar eşliğinde şarkı dinliyorum. Her şey bakış açımızla ilgili. Her şey kendimizi sevmek, kendimize değer vermekle ilgili. Bunun için de istediğimiz hayatı yaşıyor olmamız gerek tabii ki. Bu arada istediğin mesleği yapıyor musun? Yaşamak istediğin hayat ve yaşadığın hayat arasındaki benzerliğe on üzerinden kaç verirsin?
En İyi Cevaplar