Yine yorgun ve yine kederli geldi evine. Yavaşça açtı evin kapısını içeri dolan sessizlik, adeta ruhunun derinliklerinde yankılanıyordu. Onu karşılayan sadece bir boşluk du. Salona geçip pencerenin önündeki koltuğuna tüm yorgunluğu ile çökercesine oturdu. Saat Akşam üzeri geçmiş, dışarıda gökyüzü kararmış, sokak lambaları birer birer yanmıştı. Yüreğindeki karanlık ise çok daha derindi.
Hayatında hep bir şeylerin eksik olduğunu hissederdi. Ne söylese, ne istese, Yaradan’dan ya da kaderinden beklese de, sanki elinden kayıp gidiyordu her şey. Bu hayattan istediği hiçbir şey yoktu sanki, ama içten içe de uğruna savaşıp çabalayacağı bir şeyler arıyordu. Biliyordu; eğer gerçekten bir şey istiyorsa, bunun acısını da çilesini de çekmesi gerekiyordu. Ama o, çoğu zaman bu yükü taşımaktan kaçmıştı. Sanki her nefeste boğulur gibi, sanki yeniden doğar gibi, bazen de yalnızlık ve ağır yükü altında hayat sanki onun üzerine yıkılmış gibi hisseder. Yeter ha yeter Hayat diyordu.
Pencereden dışarı baktığında, yılların ardında kalan anılar zihnine doluştu. “Hani büklüm büklüm boynunda,” diye düşündü. O eski sevgilisi, hayatında bıraktığı derin izler... Aralarındaki onca anı paramparça olmuş. Şimdi ruhunda yara gibi taşıyordu onları. Birbirlerine sırtlarını dönmüş olsalar da, kapısında bekleyen anılar hiç gitmemişti. Hep bir umutla dönüp bakmasını bekleyen o dargın anılar…
Her şeyi geride bırakıp gitmek, Kaçmak istiyordu ama bulsa da kaçamayacağını biliyordu. Anıları onun yalnızlığının tek dostu ve sırdaşı idi. Hatırları canlanır dı çalan müzik ile: Sevilmeden sevmeyi, neyi özlediğini bilememeyi… Ben Gerçeklerle yüzleşmeyi hiçbir zaman öğrenemedim demişti. Onun için gerçeği görmek de, onu kabul edip dile getirmek de hep zordu. Acı da olsa, gerçeği söylemek insanı özgürleştirirdi belki ama o, bu özgürlüğün bedelini taşımaktan korkuyordu.
Bir mesaj geldi. Uzun zamandır görüşmediği biri, ona “Nasılsın?” diye soruyordu. Uzun uzun baktı sahte soru dedi, kafasında sayısız hakaretle verilecek cevaplar döndü, ama yine doğru gelmedi. Yalandan “İyiyim,” diye yazdı sadece. Oysa içinde bir fırtına kopuyordu, ama bu fırtınayı kimseye anlatamıyordu. Herkese karşı iyiyim diyordu, çünkü gerçeği kimse hak etmiyordu.
Dışarıda yağmur başlamıştı, damlalar camda süzülürken, içindeki boşluğu daha da derinleştiriyordu. Kendi kendine fısıldadı: “Neyi özlediğini bile bilmediysen, neyi kaybettiğini de anlayamazsın.” hayatı hep bir şeylerin peşinde koşmaktı, ama ne olduğunu asla tam olarak bilemiyordu.
Şimdi, geçmişine bakıp kendini sorguluyordu. O an, içindeki sessizlik yerini derin bir hüzne bıraktı. İçinde taşıdığı acı, çile, pişmanlıklar… Hepsi onunla birlikteydi. Cam dan; Bekleyen dargın anılarına bakmaya devam ediyordu.
Karar verdi. Yıllardır kaçtığı bu yükten kurtulmanın tek yolu, artık gerçeği kabul etmek dedi. Ne kadar zor olsa olsun. içindeki acıyı, kaybettiklerini ve hatalarını kucaklamak zorundaydı. Belki o zaman, içinde bir yerlerde yeni bir başlangıç doğabilir dedi.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer