
"Eşimin patronunun Tahiti’ de bir yazlığı varmış. Evde tadilat ve restorasyon işleri yapılacakmış, bu süreçte eve göz kulak olacak birine ihtiyaç duymuşlar. Eşimden, ‘Her şey bedava ve üstelik ücretli izinli bir tatil yapmaya ne dersiniz?’ diye sormuşlar. Ben de ‘Soru mu bu? Tabii ki kabul et!’ dedim."
Böylece Tahiti’ ye gittik. Abi, nasıl anlatayım, orası kelimenin tam anlamıyla cennet gibiydi. "Yazlık" dedikleri yer aslında bir şato ve adanın en yüksek noktasında, manzarası cennetten bir parça gibi. Evde yok yok! İlk hafta harika geçti. Ancak bir süre sonra, evde çalışan işçiler alet edevatlarını toparlamaya başladılar. Şaşkınlıkla sorduk neden toplandıklarını, bize çok güçlü bir kasırga geleceğini söylediler. İlk başta onların kadar endişelenmedik çünkü böyle bir durumu daha önce hiç yaşamamıştık.
Ertesi gün hava kapanmaya başladı, gökyüzü gri bir renge büründü. Sonraki gün şiddetli rüzgarlar esmeye başladı. Biz endişe edilen şeyin bu olduğunu düşündük, ama asıl felaket henüz gelmemişti. Gece korkunç seslerle uykumuzdan uyandık, saate baktığımda sabah sekizdi ama hava gece gibi karanlıktı. Kasırga adayı tüm gücüyle vurduğunda korkudan ne yapacağımızı bilemedik. Evin bodrum katına benzer bir yeri vardı, oraya sığındık.
Bir süre sonra, sanki buldozerlerle ev üzerimize yıkılıyormuş gibi sesler duymaya başladık. Her yer toz duman içindeydi. O anda eşimin çığlıklarını duydum, sonrasında ne olduysa bayılmışım. Kendime geldiğimde, depremzede gibi yıkıntıların altında sıkışmış halde buldum kendimi. Eşime seslendim, ama cevap yoktu. Sağ kolum ve sol bacağım dayanılmaz bir acı içindeydi. Tam üç gün boyunca orada sıkışmış halde kaldım. Sonunda arama kurtarma ekipleri geldiğinde beni buldular ve yıkıntıların altından çıkardılar. Ancak, kaldığımız ev adanın en yüksek noktasında olduğu için beni ancak bir ambulans helikopteriyle hastaneye götürebileceklerini söylediler.
Eşimden hâlâ haber yoktu. Kurtarma ekipleri onu bulmaya çalışıyordu. Helikopterle hastaneye götürüldüm ve acil ameliyata alındım. Uyandığımda, geçen üç gün boyunca koluma ve bacağıma kan gitmediği için doktorlar sağ kolumu ve sol bacağımı kesmek zorunda kaldıklarını söylediler. Hâlâ eşimden iyi ya da kötü bir haber yoktu.
O korkunç olayın üzerinden iki hafta geçmişti ki, eşimin cansız bedenine ulaştıklarını öğrendim. Hiç kimseyi tanımadığım, bir zamanlar cennet gibi gördüğüm bu adada yapayalnız, çaresiz ve yatağa mahkum halde kalmıştım. Eşimin cenazesini ülkeme götürebilmek için eşinin iş yerinden yardım istedim, sağ olsunlar hemen ilgilendiler.
Hayalini kurduğum cennet gibi yer, benim için bir cehenneme dönüşmüştü.
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar