Bu topraklar da kader kelimesi daha genel ve dinsel manalar barındırsa da Jung bunu ifade ederken dürtü-seçim-sonuç bağlamında ifade etmiş. Ona göre kendi karanlık dehlizlerini keşfe çıkmamış kişi kaderci yüksekliklerin zirvelerinde dolanır. Kişinin kendi içsel bilinmezliğini bilincin meşalesiyle aydınlattığın da seçimlerinde ki gücün onu daha güçlü kılacağınıda ifade eder.
Fakat bilinçaltı bu denli kontrol altında tutulup anlaşılması gereken bir şey ise neden asırların evriminde yakamızı bırakmamış. Seçimlerin sonucunda yaşananların ağırlığına katlanamayan inançlı kişilerin dinsel kader kavramına sığınmaları gibi, evreni daha elle tutulur yasalarla irdeleyen biliminsanlarının bazı davranışlar karşısında ki çaresizliklerini gömdükleri bilinmezlik alanımıdır bilinçaltı.
Bu konuda net elle tutulur gerçekler elde edememişken tüm yaşantımızda kontrol bizde olabilirmiş gibi düşünmek ne kadar doğrudur. Seçimlerimizi kontrol edenin bilinçaltı olduğunu zamanla görsekte seçimlerimizden etkilenip değişime uğrayanda bilinçaltımız değilmidir. Bilincimiz mi onun gölgesidir yoksa omu bilincin gölgesi.
Bu açıdan baktığımda kendi sınırlarımın nerelere uzandığını sürekli merak eden bir kaşif olarak söyleyebilirim ki hayat, etkimizin olamayacağı etmenlerin varettiği durumlara biliçsel ve dürtüsel tepkilerimizin toplamıdır. Burada bilinç ya da bilinçaltı birbirinden bağımsız değildir. Aksine birbirleriyle etkileşen bir harmonide seçimleri ikisi vareder. Arada ki dengenin hangi yönde ağır basacağı kişinin hayatı algılama biçimine ve kendini bu manada ne kadar donattığına göre değişim gösterecektir.
Ve tam bu nokta da bilincimin dizginlediği bilinçaltıma uygun seçimler varetmeye çalışıyorum. Bunun adına ne denildiğini pek umursamıyorum.
En İyi Cevaplar