Kendi adıma konuşayım: Aksine güçlü ve sağlam bir karakter yapısı beni daha çok heyecanlandırıyor. Bunun sebebi de bana değer katıyor. Servet yalnızca cebi dolduruyor, kalbi değil. Peki insanlarda bu durum nasıl gelişiyor? Bu durumun insanlarda tam aksi geliştiğini düşünüyorum. Büyük bir servete yaşadıkları herşeyi unutabiliyorlar. Oysaki milyon servetinde olsa kullanmayı bilmedikten sonra bir önemi kalmıyor bence. Serveti amaç olarak değil araç olarak gören birinin de bundan o kadar da etkileneceğini sanmıyorum. İnsanlar insanları sevmeli eşyaları, araçları, serveti kullanmalı. Fakat eşyaları, araçları vb maddi şeyleri sevip manevi olan, kendilerine değer katan şeyleri kullanmaya meyilliler. Belki de olayın öz'ü budur😄
İnsanların en maneviyatlısı bile maddi ve somut şeylere heyecan duyar. Çünkü gerçek olan bir şey var ki, o da parıltılı şeyler ancak içine somutluk katarak meydana gelir. Mesela mağaza vitrininde duran aynı iki üründen birisi çok göz alıcı ve şatavatlı paketlenmiş, diğeri ise sade ve gösterişsiz şekilde paketlenmiş. Hangisine rağbet yağar, gösterişli olana. Oysa içinin aynı olduğunu da biliyorlar. Bu her zaman böyledir.
Sağlam karaktere de hayranlık, heyecan vs duyulur ama o daha soyut bir şey olduğu için ve kişinin özü olduğunu bildiği için o kişi hep orada duracak zanneder, kaybedeceği aklına gelmez. Ama para için aynı şey geçerli değildir.
Güzel soru sebebine gelecek olursak çünkü insanların ikincil ihtiyacı güvenlik sorunudur yani geleceğe güvenle bakmaktır maddi anlamda yani. Bir kere fakirlik korkusu yaşadıyasa artık trilyonerde olsa o korkuyu çoğu insan atamaz aç gözlü olabiliyor bunu maslowun piramidiyle anlatim ilk fizyolojik ihtiyaç sonra manevi değerler.. tabi en üst (manevi değerlere) tepe noktaya gelene kadar bir çok insan psikolojik yara alır büyük bir kısmıda fizyolojik ihtiyaçlarda kalır ilerlemiyor maalesef. Yani sonuç olarak maddi fizyolojik ve güvenlik ihtiyacını sağlayamayan insanlar maneviyata değer veremez bu ihtiyaçları sağlasada yara almadan gelebilirse ozaman değer verir maneviyata
öyle öğretiliyor da ondan. o kadar saçma ki aslında. Hedef mutlu olmaksa ne kadar çok şeye sahip olursanız olun bu size mutluluğu getirmeyecektir. mutluluk sahip olduklarımız değildir.
evet ne yazık ki. ben bu aralar buda öğretilerine falan bakıyorum. aklımda kalan en önemli şey: beklentilerimiz er ya da geç bize ızdırap verecektir. ama çevremizdeki her şey beklentimizi artırmak üzerine kurgulanmış. zehirlenme de böyle başlıyor işte
Genelleme yapmak ne kadar doğru tartışılır. İlla da genelleme yapacaksak, katılıyorum, herkesin çok şükür karnı tok ancak herkeste bir paragözlülük var, doyumsuzluk almış başını gidiyor.